Multide Berke.
Bu bölümde de Berke'yle tanışacaksınız.
Bölüm şarkısı; 3 door down - Be somebody.
Bu şarkıyla ilgili bir kısım var dinlemenizi öneririm.
İyi okumalar.
•••
Begüm'le görüştüğümüzden bu yana bir hafta falan geçmişti. Ben yüzümü yıkarken Melisa cırtlak sesiyle bağırdı ''Eylüüğll. Kızım gelsene ya az bi yardım et''. Annesi ve babası memleketlerine gittiğinden ve 18 yaşındaki erkek kardeşi Yusuf'la aynı evde baş başa kalmak istemediğinden bir kaç geceliğine bende kalacaktı. Yüzümü kurulayıp aşağıya indim. Sonra da Melisa'ya baktım. ''Melisa, canım alt tarafı kahvaltı. Ne uğraşıyorsun?'' Dedim. Elindeki çatalları masaya sertçe bırakıp bana bakarken ''Ne, ne uğraşıyorum? Emre gelecek kahvaltıya sen anca uyu!'' Diye çemkirdi. ''Tamam tamam ya ben dışarda yiyeyim bari siz yanlız kalın'' diyip göz kırptım. Salakça gülümseyip ''Fena olmaz valla. Ama önce yardım et sonra gidersin'' diyip o da bana göz kırptı. Oflayarak salına salına mutfağa girdim. Melisa'dan kaçış yoktu. Su bardaklarını koyup meyve suyularını almak için buzdolabını açtım. Portakal ve karışık meyve suyularını da masaya yerleştirdiğimde Melisa yine bağırdı ''Eylül, Eylül kaldır o portakal suyunu. Emre'nin alerjisi var.'' ''Peki peki matmazel'' diyip portakal suyunu buzdolabına geri koydum. Sonrada yavaş yavaş mutfaktan uzaklaşmaya başladım. Merdivenlere geldiğimde ''Melisaa Emre gelir şimdi ben gidiyorum'' dedim. ''Tamam'' dedi o da, sıvışıyorum diye kızmadığına şaşırmıştım. Bende odama çıkıp dolabımı açtım. Siyah pantolonomun üstüne düz beyaz salaş bir tişort giyip camdan baktım. Hava soğuk gözüküyordu. Haki yeşili spor hırkamı üzerime geçirip komidinin üzerindeki telefonumu almak için uzandığımda yatağın altındaki Savaş'ın defterini gördüm. Bayadır okumuyordum. Defteri yerden alıp siyah küçük sırt çantama sıkıştırdım ve cüzdanımıda koyduktan sonra çantamı omzuma asıp aşağıya indim. ''Emre gelmedi mi?'' Diye sordum masada heyecanla oturan Melisa'ya. Ellerini çenesine dayayıp ''Gördüğün gibi'' dedi. ''Ben gidiyorum o da gelir birazdan'' diyip kapıya doğru ilerledim. Zımbalı botlarımı elime alıp kapıyı açtığımda şaşkınca bana bakan Emre ile karşılaştım. Şaşkınlığı yok olurken gülümseyip hızlıca içeriye girdi. Arkasından ''Sana da merhaba Emre'' diye söylenirken ayakkabılarımı giydim. Kapıyı kapatmak için doğrulduğumda birbirlerine sarılan Emre ile Melisa'yı görmem beni gülümsetmişti. Kapıyı çekip yola döndüm. Nerede yemek yiyebilirdim ki? Aklıma çokta uzak olmayan Orta Kafe gelince şimdide 'arabayla mı, yürüyerek mi gitsem?' sorusu kaplamıştı aklımı. Çokta zayıf olmadığımı kendime hatırlatıp yürümeye koyuldum.
...
Köşedeki mavi sandalyeli masaya geçip ne yemek istediğimi düşündüm. Ne düşünmesi ben her şeyi yiyebilirdim. Kendime tekrardan zayıf olmadığım gerçeğini hatırlattıtan sonra salata söylemeye karar verdim. Allah'ım ben salatayla doymazdım ki.. bir tane kaşarlı tosttan zarar gelmezdi herhalde. İrademin dibini sıyırırken kendimi avutmaya devam ettim 'yarın spora başlıyorsun'. Tabi ki başlamıyordum..
Yemeğim bitince çantamdan Savaş'ın defterini çıkardım. Okumayalı uzun zaman olmuştu.
10.10.2008
Yaşım 13 ruhum 37.
-Savaş
Tek satırlık cümle aslında her şeyi anlatıyordu. Hızla bir diğer sayfaya geçtim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına Öncesi FISILTI
Teen FictionFırtına insanları savururken bir fısıltıya sığınacak kadar çaresizsen eğer, emin ol o fısıltı kuvvetli ve tiz bir çığlıktan ibarettir senin için.. -Eylül Sayar.