1.Bölüm

847 19 6
                                    

                     13.08.2016

İşte tam da bu gün vakitsiz ayrılığn üzerinden 2 sene geçiyordu. Tam da o gün,günlük zaman dilimi 24 saati aşmıştı.

Mutlu başlayan bir günün sonunun böyle biteceğini kim tahmin ede bilirdi ki?  İçimde olan özlem kabarcıkları her sene yalnız  bu gün bu kadar artıyordu.

Soğuktan buz kalıbnı andıran kalbim sanki bir günlüğüne tüm buzlarını eritip yazı yaşıyordu.

Tabii verdiğim sözü tutamamanın da üzerinden 2 sene geçiyor bu gün.  2 sene de kazanın asıl nedenini bulamamam beceriksiz olduğumun asıl kanıtıdır.  Kaza demekte ne kadar doğru oluyorsa artık.

Madem bu gün içimizdeki buzlar eriyor o zaman biriken göz yaşlarımı daha fazla tutmanın bir anlamı yok deyip elime aldığım aile fotoğrafını masanın sol köşesine koydum ve uzun zamandır içimde bitiktirdiğim göz yaşlarımı serbest bıraktım.

Geçen her dakika içimde olanın yalnızca acı olmadığını hiss ettirmeye başladım.

Asıl sebepkarları bulamamak,kardeşimle yeteri kadar ilgilenememek,en çok ihtiyacı olan zaman yanında olamamak,tüm bunları bize yaşatanların kim olduğunu bilmemek daha da  fazla nefret etmekten başka hiç bir işe yaramıyordu.

Elim kolum bağlı sadece oturuyorum.
Babamın kızı olmayı beceremedim.

Öfkeden elimi sıkmaya başlıyordum,kalp atışlarımın hızlanmasıyla ters giden bir şeylerin olmaya başladığını anlamam geç sürmedi.

Sakin ol,sakin.  Sakin olmak zorundasın diye kendi kendimi yatıştırmaya çalışmam olası bir sinir krizinin karşısını almaya yetmediğini ayağa kalkıp masanı üzerindekilerle birlikte yere fırlatmamla anlamaya başlıyordum.

Yere dökülen dosyaları gördüğümde artık geç dedim.  Krizi atlatana kadar da geçmeyecekti.

Odanın sağında,duvardan asılı olan tabloyu gözüme kestirdim ve tabloya doğru hızlı adımlarla haraket etmeye başladım.  Tabloyu tüm hırsımı ondan çıkarırcasına yerinden söküp tam da karşı tarafta olan pencere tarafa fırlattım.

10-15 saniye sonra kırılan camlardan bazılarının bedenime battığının verdiği acıyla tablonun 15ci kattan aşağı düştüğünü gördüm.

Pencerenin kırılmasıyla odaya dolan rüzgarı iliklerime kadar hiss ediyordum ve bu hoşuma gitmiyor değildi.  Ama sevmediğim tarafı kolumda ve boynumda olan kesikleri belli edercesine canımı daha da yakmasıydı.

Tüm gücümün bittiğini düşündüğüm an pencerenin önünde-cam parçalarının olduğu yere oturdum

Karşımda olan camlarda ayna gibi kendimi görüyordum.  Yansımamı gösteren büyük bir cam parçasını elime aldım ve sıkmaya başladım

Camı her sıkışım içimdeki öfkeyi dindiriyordu adeta,ve bu daha çok sıkma isteğı yaratıyordu.

Elime batan cam parçacıklarını canımı acıtmasına rağmen elimde tutmaya devam ediyordum galiba gerçeklerin verdiği acı bunun yanında bir hiç gibi gelmeye başlamıştı

O kadar çok sıkıyordum ki elime aldığımda büyük olan cam parçası 2-3 küçük hisselere bölünmüştü.

Odanın kapısının açılma sesiyle kim olduğunu görmek için kafamı kapı tarafa çevirdim ve bana vahşetle bakan çalışanlar göründü kapının ardında,hafif beyaz ışık eşliğinde.  Yoksa gördüğüm bu ışık ölerken görünen meşhur o beyaz ışık mı? diye düşünemeden edemedim

Düşündüklerimi göz önünde bulundurursak gerçekten de bu ilaçlar fazla dozla içildiğinde kafa yapıyordu ve bu hafif bir gülümseme yaratmıştı ta ki karşımda gördüğüm o kişiyle..

Ah hayır,olamaz.  Beni bu şekilde en son görmesi gereken kişi burda korkan gözlerle bana bakamaz diye iç sesim konuşmaya başladı,o küçük adam yanıma gelene kadar

Koşarak yanıma gelip elimdeki cam parçalarını yavaş adımlarla yere atmaya başladığını algılaya bildi ancak beynim.  Boynuma kocaman sarılmasıyla kendime geliyordum yavaş-yavaş

Her zamanki sarılmalardan çok daha farklı gelmişti bu defa.  Elimin kanamasına aldırış etmeden küçük bedenine sardım kollarımı

Yaşça küçük ola bilirdi ama benden daha olgun ve güçlü olduğu yaptığı hareketle net anlaşılıyordu sanki az önce bana korkan gözlerle bakan kişiyle aynı kişi değildi küçük kardeşim

'Tamam ablacım,ben burdayım korkma' dedi.  Deyiş şekli bile oluşturmuş olduğum durumu görmemle bir kez daha kendimden nefret etmemi sağladı.

Bunu ona yaşatmaya hakkım yoktu...

'Camları çıkardığımıza göre doktora gide biliriz değil mi'
Diyerek lafına devam etti.  Çekiştire çekiştire beni oturduğum yerden kaldırmasıyla kapının önünde durmaya devam eden çalışanları görmem bir oldu

Tiyatro seyr eder gibi öylece durmaları ve yüzlerindeki o ifade gerilen sinirlerimi daha da germeye başlamıştı

'Odamı bu hale getirdiysem boş boş burda durduğunuza göre size neler yapa bileceğimi anlamanız çok sürmez bence' demem yüzlerindeki acınası sıfatı silmekle beraber hızlıca işlerinin başına dönmelerine yetti bile

'Doktora gitmemize gerek yok doktor buraya geldiği sürece' dediğimde

Kerem 'tamam çabuk gelsin o zaman,malum yapıcak işimiz çok' dedi hafif bir üzüntüyle

Sanırım mezarlığa gideceğimizden bahs ediyordu.

*************************************



İnşallah beğenirsiniz.Beğenirseniz beğenme tuşuna basıp yorum yapmayı unutmayın))

VeliahtHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin