Nihayet metro geldi. Hiç sevmiyorum böyle kalabalık taşıma araçlarına binmeyi, insanların ter kokuları, parfüm kokularıyla karışıyor. Ve ortaya iğrenç bir koku yayılıyor. En büyük sorun da ayakta durmak. Herkesin niyeti farklı, zengin bir aile kızıyım ama bir türlü arabam olmadı. Almadılar, neymiş efendim, erkenmiş, derslerim kötüymüş, hepsi külleyen yalan, bıktım bizimkilerden hep aynı şeyleri tekrar edip duruyorlar. Beni hala dünkü çocuk gibi hatırlıyorlar. En acı verici şeyde beni sevmemeleri, bu bana fazlasıyla acı veriyor zaten. Yaşım yirmi bir ama Ceyda hala küçük çocuk gibi, anlamadıgım birşey var madem ben daha küçüğüm gözlerinde beni neden kendikerinden uzaklaştırmaya calıştılar. Beni İzmirde üniversute okumamı istediler o yüzden beni buraya gönderdiler. Neyse ben keyfimi yine kaçırmayacam. Alışveriş sırası geldi. Önce kıyafet almakla başlamak benim için en güzeli. Girelim bakalım. Karşıdaki kıyafet dükkanına ooo güzel kıyafetler gelmiş. Hep markalı giyindiğim icin her pazar bu mağazaya gelirdim. Yabancı markalar giyinirdim. Kıyafetlere bir göz gezdirdim, askıdan siyah beyaz çizgili elbise, kırmızı sade uzun bir elbise, üstelik kadife kış yaklaşacagından getirmiş olacaklar, ve son olarak beyaz simetrik kesimli elbiseyi de alıp, kabine doğru yürüdüm. Kabin doluydu boşalmasını bekledim, beklerken telefonum çaldı. Çantamdan çıkarmaya çalışırken, kabindeki bayanın cıktığını fark ettim. arayan annnemdi telefonu kapattım. Tam girecekken arkamdan uzun boylu, esmer bir genç kabine girmeye çalıştı, o sırada ben dururmuyum, durmam tabi,
—Beyfendi sıra benimdi, "aldırış bile etmedi."tekrar yüksek bir ses tonumla tekrar söyledim. "Beyfendi sıra benimdi noluyor. "
—Gülümser bir bakışla " hanımefendi telefonla uraştıgınızı gördüğüm için bende girmek istedim oldu mu?"
—Yine yüksek bir ses tonumla " ne diyorsunuz ya telefon çaldığında kapadım, konuşmuyordum. Tamam mı?"iyice sinirlenmiştim.
—kızgın bir tavırla " tamam girebilirsiniz."
İçimden söylenmeye başladım."nerde kendini bilmez biri varsa zaten hep beni bulur."Neyse seçtiğim kıyafetleri, kabine aldım hepsini tek tek denemye başladım. İlk olarak siyah beyaz çizgili kısa elbiseyi denedim, üzerimde fena durmadı güzeledi. Zaten kıyafetlerde nedense hep bu iki rengi kullanırdım. Sonra diğer uzun,kırmızı kadife elbiseyi denedim. Üzerimde fazla güzel durmadı gibi, üst kısmı cok sadeydi ve biraz bol durdu üzerimde, boyum fazla uzun olmasa da üzerimde taşıyamadım. Ama topuklu ayakkkabılarımı giymiş olsaydım, kesin üzerimde güzel duracaktı. Son olarak sırt bölgesi simetrik kesimli beyaz, boyu dizden olan elbiseyi denedim, aynanın karşısına geçtim. Kendime gülmemek için zor tutum, niye deniyorumya böyle dizden elbiseleri, boyum zaten uzun değil, yakışmıyor. Kabine girmeden gözüme birşey çarptı, kot şort, cep bölgesi yırtık kesimli gözüksede yırtık değil, yazın bitmesine bir ay falan kalmış olsada vazgeçemiyorum. Kot şortlardan. Ve bunu kesin almam lazım dedim. Hemen alıp otuz sekiz beden olanını denedim. Tam üzerime oturmuştu diyebilirim. Sonra mağazanın içinde dolanmaya başladım madem kot şortumuzu da aldık. Üstünede bir tişört almam şart dedim, gözlerimin arkaya kaymasıyla kabin icin tartıştığım genci gordüm, heralde söylediğimi duymuş olamlı ki bıyık altından gülümsedi. Salak mıydı? Acaba sanane yani Allah alllah, önüme döndüm, beyaz salaş, tisörte baktım, üst bölgesinde sol tarafında küçük bir cebi vardı. Alt kısmıda salaş olduğundan bağlanma özellliği vardı. Yani istediğim sekli verebilirdim. Tam istediğim tarz. Hayat yaşiyorum ya resmen. İstediğimi alıp rahatlıkla giyebiliyorum. En önemlisi de herkes ikili alışverişe çıkarken ben tek başıma çıkıyordum. Cünkü doğru düzgün arkadaşlarım yoktu. Olanlarda olumsuz yorum yapar moralimi bozarlardı, beni çekemezlerdi.
Aldığım kıyafetlerle kasaya yöneldim,.elimi çanatama atıp, cüzdanımı cıkarırken birinin bana değmesiyle biran irkildim. Arkamı döndüm. Kendini bilmez beyfendi arkamdaydı, şimdi de sıramı almaya çalışsa hiç şaşmam, o derece gıcık, bayanlara saygısı da yok bunun kesin yani; " ne yazık ki biraz sesli düşünmüş olmalıyım ki! Çünkü beyfendi bana sinirli baktı.
—Beyfendi; Bu nasıl kız ya, ukala, zengin aile cocuğu olduğu bellli, çok şımartılmış. Nasıl bir düşünceye sahipse artık, tereyağı gibi üste cıkmaya çalışıyor. Bi havalar bi havalar; nasıl bu kızla tartışmaya girdim ya, değmez, ağzımı yormaya, çokta konuşuyor. Küçük hanım ayakları sergiliyor. Ya bari benim hakkımda birşey düşünüyorsun, içinden düşün kendine sakla sanki inatla yapıyor.
—Sıra bana gelmişti. Kıyafetlerim,ikiyüz yirmibeş tl tutmuştu. Ödeme yapmam için cüzdanımdan kredi kartımı cıkarıp kasiyere uzattım.
Kasiyer: Hanım efendi geçersiz. Para bulunmamaktadır.
— Şifreyi tekrar denedim.
Kasiyer: malesef yine geçersiz.
— Nasıl olur ya, bir dakika, birde bu kredi kartını deneyin?
Kasiyer: malesef bu da geçersiz.
Kendi kendime konuşmaya başladım yine, nasıl olurya param vardı. Şaşkınlıkla annemler geldi aklıma tabi ya , dedim. Kusura bakmayın, istemsizce kıyafetleri yerine koydum. Ama almak istiyirdum. Bu haksızlıktı, üzgün üzgün, cıkmaya çalışırken arkamdaki beyfendi dalga geçermiş bir tavırla bana bakıp, " isterseniz ben ödeyebilirim. Dedi". Tepkim bu sefer kötü oldu.
—Hayır istemiyorum. Tamam mı? Benim işime karışmayın." Bide dalga geçermişcesine bıyık altından gülümseyip. "Sen bilirsin küçük hanım diyor. "
Ne kadar ukala biri ya ağzına da düştüm bunun. İyiki hergün gordüğüm tanıdık biri değil yoksa,hep dalaga geçerdi benimle, rezilde olduk. Birde gelmiş ödemeyi, isterseniz ben yapabilirim diyor. Ya sen kimsin ki! Benim ödememi yapacan, fakir. Ayda bir maaş alıyor birde gelmiş burda adamlık taslıyor. Cok parası varmış gibi,
Offfff ya onu geçtim. Annemi aramalıyım. Mağazadan cıkıp, karşıda ki bankta oturdum. Telefonu çantamdan çıkarıp, rehbere girdim. Annem yazısının üzerine tıklayarak annemi aradım.
— Alo, halini hatrını sormadan direk konuya girdim. Cünkü cok sinirliydim. Kartlarımda sorun var. Neden yaptınız. Bunu bana, yüksek bir ses tonuyla konuşmuştum yine. Cünkü sinirlenip kızdığım zamanlar hep yüksek ses tonuyla konuşurdum. Bu bende alışkanlık yapmıştı.
—Annem: "Annemde bana sinirli bir ses tonuyla cevap verdi." Hak ettin kızım. İki tane dersten kalmışsın. Ayrıca benim kararım değildi, babanın da kesin bir kararıydı.
— İnanmıyorum. Size sırf bu yüzden mi? Peki parasız ne yapacam.
— Onu sen düşünecen artık. Geceleri gez toz. Sanki birşeylerden haberimiz yokmuş gibi, yine manşetlere düşmüşsün. Babanın kesin kararı aklın başına gelene kadar böyle devam edecek. ( Gülümser bir ses tonuyla).Okumak istemiyorsan geri dönebilirsin. Burada istediğini yaparsın. Baban sana iş verir. İstediğini giyer, istediğin zamn uyanır, istediğin kıyafetleri giyebilirsin.
— Beni böyle cezalandıramazsınız. Hak etmiyorum. Nasıl ailesiniz ya, ben okuyacam. İstediğim mesleği yapacam, ve hayallerimden vazgeçmeyecem. Ve sana son olarak şunu söylüyorum. Sizi asla afffetmeyecem.
Telefonu hemen kapadım. Yüzüm kızardı ve gözlerim doldu. Sesiz bir şekilde gözlerimden yaş damlaları süzüldü yanağıma doğru. Ağlamaya başladım. Kimse ağlayışımı duymasın diye biraz da kendimi kastım. Yumruklarimi iyice sıktım. Alllah kahretsin, bumuydu, zenginler hayatını, zevk ve eğlencesini yaşıyorsun dedikleri. Ne yapmaya çalışsam engel oluyorlar. Her seferinde iki seçim sunuyorlar bana. Bu sefer ki seçimleri daha ağır oldu. Okul ya da ev. Kafam yine iyice düğümlenip karışmıştı. Okulumdan asla vazgeçmem okuldan vazgeçtim demek. Hayalllerine ulaşamaman gerek demek. Bu yüzden bırakamam. Üc yıl katlandım, bunlara bu yıl son senem. Mecburen katlanacağız. Beş parasız da kaldık. Bir ay sonra okul açılacak, yapacağım birşey kalmadı. En zor günler beni bekliyor. Mecburen bir iş bulup çalışmam lazım. Bu sefer nolacak.
Zengin Ceyda Ateş çalışacak. Yine manşetlere düşecek, düşerse bu sefer kesin okulada gidemeyecek. Sakin ve sesiz bir yerde iş bulmalıyım. Gazetecilerin, muhabirlerin fazla gitmeyecekleri yer olamlı. Ama nerelerde. Bir yerde işe başlamak.
Ne kadar kendimizi sevdirmeye çalışsak olmuyor. Bir yere kadar gidiyor, bir yerden sonra hayat bize kötü yüzünü gösteriyor. Ne yapmalıyım. Bilmiyorum. Devam mı? Pes mi? Etmeliyim. Kafam yine cok karışık. İş bulmak için yolllarda yürümeye başladım. Bir yandan da düşünüyorum. Neler yapabilirim, hangi alanlarda tecrübeliyim. Diye düşünürken, karşı da kuaför yeri gördüm. Ama yapamam ki! Saç yapmasını bile bilmiyorum. Diğer şeyleri nasıl yapacam. Kendim gidiyorum. Kuaföre bide gidip çalışamam. En iyisi garsonluk yapabileceğim. Bir yer bulmak.
Biraz daha yürüdükten sonra karşıda lokanta gördüm. Hemen içeriye girdim. Malesef elemana ihtiyaç yokmuş. Asık bir yüz ifadesiyle, evet Ceyda Ateş parasız ve is arıyor. Olacak birşey mi? Bu. Neden çok duygusalım, yine gözlerim doldu. Yavaşca gözlerimden yaş süzüldü. Ben burada kendimi kötü hissederken, ailem beni bile düşünmüyor. Hiç mi? Merak etmiyorlar. Arayıp sormuyorlar. Kızımız nerede, ne yapıyor, diye ne kadar değersizim. Ailemin gözün de var mi? Bundan daha acı birşey, bakalım iş bulabilecek miyim? Yürüdüm. Yürüdüm epey yürüdüm. Gün kararmak üzere, iş bulmadan eve gitmek.istemiyorum. derken, halsiz halsiz, aaa buldum. Tam kendime göre bir yer. Sağ tarafımda büyük bir pastane cafesi kesin bir iş vardır burada, içeriye heycanla girdim. Büyük bir yer. Popüler bir yerde olma imkanı yüksek. Bakalım eleman aliyorlarmıymış.
— Merhaba patronla görüsmek istiyorum.
— Malesef patron şuan yok, isterseniz asistanla görüşebilirsiniz.
— Olur fark etmez.
— Karşıdaki sol oda.
—Tamam teşekür ederim. Kapıyı calıp, icerden gelen ses tonuyla bayın gir demesiyle, kapıyı yavaşca açtım. İzin isteyerek içeriye girdim.
— Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?
— Ben iş icin gelmiştim. Eger elemana ihtiyacınız varsa, burada garsonluk yapmak istiyorum.
— Daha önce nerelerde çalıştınız? Ne mezunusunuz?, ve tecrübeleriniz var mı?
— Daha önce bir yerde çalışmadım. Üniversite okuyorum. Aksesuar tasarımcılık bolümü, tecrübem yok ama yapabilecegime inaniyorum.
—Telefon numaranızı verin. Yarına kadar size haber vereceğiz.
— Tamam iyi günler.
Bugünde çok yoruldum. Hava iyice kararmıştı. Bir pazarım vardı o da gitti. Hala annemler aramadı. Demek ki beni merak etmiyorlar. Nasıl bir ailenin kızıyım ben bile anlamadım. Eve gitmek icin yürümeye basladım. Bu karanlıkta hiçbirşeyi net göremiyorum. Sadece önümden geçen arabalrın farları gözüme vurmasından gözüm bulanıklaşmaya başlıyor, dengem sarsılmaya başladı. Kırmızı trafik ışığının yanmasıyla arabalrın arkasından karşıya kaldırıma doğru ilerledim. Sanki acınacak halim var gibi, aslında öyle zaten,tam acınacak haldeyim. Benim ki de bir genç kız hikayesi işte. Çok paramız var ama mutlu değilim. Zengin bir ailenin kızıyım. Aynı zamanda beni sevmeyen, beni istemeyen, düşünmeyen bir ailenin kızıyım. Hep kendini düşünen bir ailem var. Onların soyları, gelecekleri, hayatları, o bu ne der. Diye hareket eden. Gazetelere kötü düşecek diye korkmalar, en büyük korkuları da servetlerini kaybetme korkusu. Kızlarını kaybetmekten bile korkmuyorlar. Bir kızları var hayatta o da ben. Ama ben onların gözünde bir hiçim, belkide kendi başıma buyruk olduğum icin, onların gözünde iyi bir evlat olamadım. Bu bana fazlasıyla acı veriyor. Her zaman kahr eden geceler. Çevrem sanki intikam almak isteyen insanlarla dolu. Yarın birgün, Asil kız Ceyda Ateş sokaklarda diye, bulup yayımlasalar hiç şaşmam o durumdayım zaten. Bir açığımı bulup gazeteye vermek istiyorlar zaten. Ama istedikleri olmayacak.
Asil kız falan değilim. Küçükken annnem ilkokul öğretmenimle konuşurken şöyle derdi; "Benim kızımı diğer öğrencilerden farklı görmelisin cünkü benim kızımın soyadı Ateş. Bir ünvanı var. Biraz farkımız olsun diğerlerinden diye." O gün bu sözlere kulak verdiğimde cok farklı bir duygu içinde oldum. Öğretmenim annemin konuşmasından sonra derse girdiğinde. Şöyle bir konuşma yapmıştı." kimse kimseden üstün değildir. Ne de alçak bir seviyededir. Herkesin bir ismi ve soy isimi var. O isim ve soy isimleri ne farklı kılar ne de üstün bir zekada olduğunu asla bellirtmez. Belki şimdi ne konuştuğumu anlamadınız. Ama bir kaç yıl sonra bu konuşmam sizin aklınıza geldiğinde beni daha iyi anlayacaksızız. Demişti".
Evet şimdi herşeyin farkındayım. Öğretmenimin söylediği gibi. Sadece Ceydayım. Ne soy ismimle daha zeki nede daha üstün olamam. Sadece kendi çabalarımla çalışıp başarırsam. O zaman zeki olmuş olacam.
Nihayet eve vardım. İçimde korku ve skıntı var. Evden kovulma korkusu, para çekemediğime göre bunu da yapmışlarsa hiç şaşırmam yani. Neyseki bunu yapmamışlardı. Kapıyı açıp içeriye girdim. Arkamdan kapadım. Saporlarımın bağcıklarını üşendiğim için, hiç eğilme gereği duymadan, birbirine sürterek cıkardım. Çok acıkmıştım. Mutfağa geçtim. Birşeyler atıştırmak için dolabı açtım. Ama dolapta birşey bulamadım. Hemen iki tane yumurta cıkarıp kırdım. Çay demelemek için demliği raftan indirdim. Hem içersem biraz içim ısınmış olur. Birşeyler hazırladıktan sonra tepsiye katıp salona geçtim. Televiziyonu açtım. Açtığımda magazin kanlaindaydım. " Dün gece;Asil kız Ceyda Ateş dün gece İzmir çeşmede eğlenirken, içkiyi biraz fazla kaçırmış, ve erkek arkadaşıyla piste şarkı söylemeye başlamıştı." Diye söylemler atmışlardı. Hepsi külleyen yalan, olayları abarta abarta üst, üste katmış, yayımlamışlardı. Delilde yok, sadece eğlenerek çekilen fotom var. Madem yazıyorsunuz niye yalan atıyorsunuz, hani erkek arkadaşım, hani şarkı söykediğim fotolar yada videolar. İçtim ama benim erkek arkadaşım yok ki, şarkı söyleme gereği duyayım. Demek varmışta benim haberim yokmuş. Anladım geceler bana gelmiyor. Artık dışarıya çıkmakta yok. Bütün gün çalışacam gerekirse işe alınırsam. Bütün gece mesailerine ben kalacam. Yeterki yakalanmamak için, yalanlardan kurtulmak için, bir yemek iştahım vardı o da kalmadı. Odama geçtim ilk defa uzanmadan önce, pencereyi açıp, gökyüzündeki milyonlarca yıldızları izlemeye başladım. Karanık, siyah mavimsi gökyüzü sanki beni anlatıyordu. İçim şuan karanlık, parlayan yıldızlar sanki içimde bir aydınık bir ışık var gibi. Ama o aydınlığa ulaşamıyorum. Ne zaman ortaya çıkar bilmiyorum. Karanlık duygularım, gökyüzüne salınmış, kaybolmuş. Parlayan yıldızlar icimde aydınlığa açılacak günü beklemede. Artık uyuma zamanı yarın belki de benim için büyük bir gün olacak. Işıkları kapatıp. Yatagım da yattım.
Sabah çalar saatin çalmasıyla uyandım. Saat dokuz olmuştu. Hemen kalktım kahvaltı yaptım. Dışarıya çıkmaya hazırlanırken, telefonuma mesaj geldi. İş yerinden olması gerek diye düşündüm. Hemen heycanla yerimden kalkıp, masanın üzerindeki telefonumu aldım. Bir hayal kırıklığına uğradım. Malesef annnemdi.
— Artık ne zaman geleceksin, bir yere kadar dayanabileceksin? Sonrası yok, sen yapamazsın böyle parasız olamayacağını biliyorsun, sefil hayatla mücadele edemeyeceksin. Dön İstanbula Babanın holdingin de çalış şirketin başına geçeceksin. İnat yapma artık sana son söyleyişimiz. Kendine eziyet etme. Ne yapacağını bilmiyorum ama sana sadece bir haftalık müddet veriyoruz. Bir hafta içinde evinde olmazsan geri döndüğünde bizi bulamayacaksın.,sefiller içinde yaşayıp kalacaksın.
Annemin en ağır sözleri yine aramak yerine mesaj göndermiş. O kdar ki sinirlenmiş bana konuşmak varken mesaj atmış. Sırf kendisine karşılık vermiyeyim diye, ne olacaksa ve ne olacağı varsa olsun artık. O ev dönmeyecem. Beni benden alan, hayalllerimle oynayan, kendi yaşamıma izin vermeyen o eve dönmeyecem. Kendi yolum da yürümek ne kadar ağır yük olsada yürüyecem. Ne kadar zorda olsa başaracağıma inanıyorum.
Telefonumun calmasıyla biran irkildim. Evet bu sefer iş yerinden işe alınmıştım. Bugün ilk görüşmem olacak. Hemen hazırlanmam gerek. Başımı kasıyarak. Ne giysem acaba diye düşündüm. Hemen odama geçip. Gardolabımı açtım. Siyah, ve yakalı onü düz tisörtümü giydim. Üst raftan beyaz dar kesimli pantolonumu cıkarıp, giydim. Hemen aynanın karşısına geçerek, siyah orta boyda olan saçıma nasıl bir şekil verebilirim diye düşündüm. Fazla uğraşmak istemdim. Hemen üstten maşayla su dalgası yapıp bıraktım. Kapıya yönelip. Ayykkablıktan dünkü beyaz sporlarımı çıkarıp giydim. Kapıyı açarak evden çıktım. Paramız olmadığı için malesef yürüyerek gidecektim.
Büyük bir heycanla iş yerine vardım. Kapının önüne gelince bi göz atttım. Cok büyük bir yerdi calışacağım, yer. Üç katlıydı geniş bir alana sahipti içi de öyle olmalıydı. Cok güzeldi. İçeriye girdim. Malesef patron bugün de yoktu. Asistanla konuşmak icin merdivenlerden yukarıya çıktım. Asistanla konuştuk. Yapmam gereken işleri bana anlattı. Biraz da yardımcı oldu. Üstümdeki kıyafet iş için uygun olmadığı için, üzreimi değişmek, için soyunma odasına gittim. Beyaz gömlek, pembe kısa yelek, altına da isteyen etek isteyen siyah pantolon giyecekmiş. Etekle rahat etmeyeceğimden. Siyah dar pantolon giymeyi tercih ettim. Gömleğin yakasına da, siyah fuları geçirdim. Şimdi tam garson oldum. Aynanın karşısında kendime bakınca biraz güldüm. Çünkü ilk defa kendimi farklı kıyafetle gördüm. Neyse hemen saçlarımı toplayalım işe başlayalım.
Bugün fazla yorulmadım. Gelen giden müşterilerle ilgilendim. Bugün ilk maaşımızı da aldık. Rahatlıkla eve gidebilirim. Eve gitmeden önce markete gitmeliyim. Çünkü evde yiyecek birşey kalmadı. Hem gece yürümekte güzel. Değsiklik olur benim için sakin kafayla dinlenmişte olurum. Pastanenin karşısındaki markete girdim. Önce fiyatlara bir göz attım. Fazla pahalı değildi. Gerekli olan malzemeleri alıp kasaya yöneldim. Çantamdan, cüzdanımı çıkarmak için elimi çantanın içine soktum. Yine ben mi? sakardım yoksa insanlar mı? Bana çarpıp değiyordu. Anlamdım. Arkadan birine çarptım. Bide, arkamı dönerek, yüzüne bakmadan özür diledim. Başımı kaldırdığımda, şaşırdım. O gün mağazada kabin için tartıştığım gençti. Önüme dönerek içimden yine mi? Siz ya dedim. Tatlı bir zoraki gülümseyle. Ödememi yaptıktan sonra, dışarıya çıkıp. İlerideki duraga doğru yürüdüm. Durağa varınca elimdeki poşetleri yere indirdim. Durakta otobüs beklmeye başladım. Otobüs onbeş dakika sonra gelmişti. Herkes sırayla binmeye başladı. Evime vardığımda. Yorgun ve halsiz bir şekilde eve girdim. Herzamn ki gibi ayakkablarımı, eğilerek değil birbirine sürterek çıkardım. Alışkanlık olmuştu artık. Elimdeki poşetlerle direk mutfağa geçtim. Kendime bir akşam yemeği hazırladım. Spagetti yapmak için tenvereye bir litre kadar su koyup. Kaynaması için ocağın üstüne katım. Kaynamasını beklerken, iki domates soyup hazırladım. Suyum kaynadıktan sonra spagettmi yaptim. Domates sosumuda tabağımdaki spagettimin üzerine yayarak. Salona geçtim. Yemeğimi yedikten sonra genelde magazin izlemeden uyumazdım ama hiç halim yoktu hemen kendimi odama atıp uyudum.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım.saat yediyi otuz geçiyordu. Yatağımdan istemsizce kalkmaya çalıştım. Sabah uykukarını cok severdim. Bana zor gelirdi erken kalkmak. Üzerimdeki pijamalarımı çıkararak, kıyafetlerimi giydim. Evden çıkarak, pasataneye vardım.
Bugün sakindi burası gelen giden fazla yoktu. Öğle mesai saati geldiğinde eve gitmek yerine burada yemeğe karar verdim. Eve gidip gelene kadar zor olacaktı. Zamnımı yolllarda harcayamazdım. Üst kattaki lokantaya çıktım. Pencere kenarındaki boş masaya oturdum. Telefonumu cebimden çıkararak. Elime aldım. Ne arayan ne de mesaj atanım vardı. Yani hâlâ kimsenin umrunda değiliz. Ve özlenmemişiz. Diye somurtkan duruyordum. Omuzuma atılan elin şaşkınlığıyla başımı sağa çevirdim. Hayret bu sefer genç değil di. Bayan dı. "Oturabilir miyim? Dedi." tabiki dedim. Sohbet etmeye başladık, kendini tanıttı. Adı merve burada oturuyor. Ailesinin durumu kötü, o yüzden çalışıyor. Benim gibi evin tek kızı,tanıtma sırası bana gelince ne kendimi ne de ailemi tanıtmak istedim. Sadece adımın Ceyda olduğunu söyledim. Annem ve babamın olduğunu ama yanlarımda olmadığını, yanlız kaldığımı anlattım. Bunları söylememin sebebi, kimsenin beni tanımasını istemiyorum. Kimlerden olduğumu bilmemelri benim icin daha iyi. Merveyle baya uzun konuştuk. Belki de ilk defa arkadaşım olacak. Arkadaşlık nedir bilmem ki ben. Paran oldu mu? Arkadaşın vardır. Güzelsen, çevren genişse, popülersen arkadaşın vardır, diye biliyorum. Ailem hep yüksek zümredeki insanlarla takılmamı, sohbet etmemi arkadaşlık kurmamı isterdi. Yoksa arkadaşım yok diye sanırdım. İşte bu yüzden gerçek samimiyetlere bile bazen inanmazdım. Hiç böyle koyu sohbet ettiğimi hatırlamıyorum. Hep magazinlerle ilgili, kim nereye gitmiş, kim kiminle yakalanmış hep dedikodu yapardık. Ama merveyle farklı sohbettimiz oldu. Merve farklıydı, samimiyeti içtendi. Aynı iş yerinde çalışıyoruz. Bugün baya vakit geçirdik. Güzel ve eğlenceli bir gündü.
Evet arkadaşlar bu bölümden sonra Ceyda' nın daha duygusal anları yaşanacak. Ceyda değişecek. Duygularıyla hareket etmeye başlayacak, tesadüfler bu bölümden sonra başlayacak. Biraz heycanlanmanızı isterim. Keyifle ve bir dizi izlermiş gibi okuyacaksınız.
Yorum ve beğenilerinizi bekliyorum.😊 canalrımmm..

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ASİL KIZ
Teen FictionYaşanması mümkünken yaşanmamış her aşk, gün gelir bizden bunun hesabını sorar. Benim daha çok kaybedecek bişeyim yokken, kazanacak çok şeyin olduğuna farkında olduğumdan. Attığım adımlarda bi lakis hazımsızlık varsa bu benden değil. Sizden kaynakl...