Rüya

1.9K 84 3
                                    


Leon öğlen vakti karargahtan çıkıp evine doğru yürürken Hilal'i orada görecek olmanın heyecanı içindeydi. Yanında kalamasa da kapıyı çaldığında onun açacak olması her şeye değerdi genç adam için. Birlikte geçirecekleri her bir anın değeri gün geçtikçe artarken adımlarını daha da hızlandı.

Hilal, evden getirdiği bir kaç parça yiyeceği koydu koltuğun önündeki sehpanın üstüne. Şimdilik bir yemek masaları yoktu ama o da olacaktı elbette. Hem iki kişilik küçük dünyalarında fazla eşyaya gerek yoktu ki. Bir vazo olsaydı keşke diye düşündü Hilal.

İçini çekerek baktı oturma odasına tekrar. Piyanonun kapağında gezinen parmakları her bir eşyaya dokunarak, gerçekliğine inanmak istercesine keşfedecekti hepsini. Leon geldiğinde piyano çalmasını isteyecekti ondan. Ne çalmak isterse. Onu çalarken izlemek için önlenemez bir istek duyuyordu Hilal.

Leon, karargahtan çıktığından beri çiçek almayı düşünüyordu ama eve çiçekle gitmek dikkatleri üzerine çekeceğinden üzülerek vazgeçti bu düşünceden. Çiçekleri aldığında sevdiği kadının ne kadar sevindiğini göremeyecekti.

Kapı hafifçe vurulduğunda heyecanlandı Hilal. Elini saçlarına götürdü, düzeltti. Üstüne başına da çeki düzen verdi hiç ihtiyacı olmasa da. Leon da kapıda paltosunun yakalarını düzeltiyordu kapının açılmasını beklerken.

Kapı yavaşça açıldığında ikisi de gülümsedi. Leon'un hayran bakışları Hilal'in mahçup ve heyecanlı mavileri ile buluştuğunda "Hoş geldin!" dedi Hilal.

"Hoş buldum" dedi genç adam ve yüzünde sabitlenen tebessümle içeri girdi. Arkasından kapıyı kapatan Hilal, paltosunu çıkaran Leon'a doğru yürüdü. Paltoyu Leon'un elinden alıp askıya astı. Genç adam bütün bunları sessizce izlerken Hilal paltoyu asıp kendisine döndüğünde dayanamadı ve yüzünü ellerinin arasına alıp öptü genç kadını.

Hilal karşılık verdi bu öpücüğe. Her şey ne kadar yeniydi ve ne kadar aşina. Leon eve her geldiğinde kapıyı Hilal açıyormuş, girişten itibaren aynı rutin hep tekrarlanıyormuş gibi. Oysa ilkti. Birlikte yaşadıkları onca şey gibi bu da ilkti ve içlerinde heyecanı anlatmaya yetecek kelime bulmaları mümkün değildi.

Gözleri kapalı ayırdılar dudaklarını. Leon hala gözleri kapalıyken konuştu.

"Rüyada gibiyim Hilal"

"Ben de"

Gülümsedi Leon.

"Bizi aynı rüyayı görmekten alıkoyan ne demiştin ya. Bak kurduk işte, aynı rüyanın içindeyiz Leon"

Leon sımsıkı sardı Hilal'i, eşarptan kurtulmuş boynuna ve saçlarına gömdü yüzünü. Kokusunu içine çekti yine, minik, minicik bir öpücük kondurdu tenine. İrkilen ve heyecanını bastırmaya çalışan Hilal ayrıldı Leon'dan ve elini tuttu.

"Hadi ellerini yıka da softaya oturalım"

Başını sallayan Leon gidip ellerini yıkadı, Hilal'in tuttuğu havluyla kurulanırken gözü genç kadından ayrılmadı hiç. Havluyu asıp Leon'un elinden tuttu genç kadın. İçeri geçtiklerinde sehpanın üzerindeki mütevazi sofrayı gördü genç adam.

"Çok fazla bir şey getiremedim ama en azından aç kalmayacağız" dedi Hilal koltuğa otururken.

"Ambrosia nedir, bilir misin?" diye sordu Leon karısına.

Hilal olumsuz anlamda iki yana salladı başını. Bir yandan yemekleri koyarken bir yandan da "Neymiş?" diye sordu.

"Ambrosia, mitolojiye göre Tanrıların yiyeceği ya da içeceğidir. Nektar da der Homeros. Hoş kokulu ve balımsı bir maddedir ve sonsuz hayat verdiğini inanılır"

Küçük Hanım ve TeğmenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin