Hilal evlerinin kapısından içeri girip konuşmaya başladığında sevinci içinden taşıyordu. Hemen Leon'a koşmuş, olanları onunla paylaşmak istemişti. Feracesini ve eşarbını çıkarırken mutlu bir sesle, heyecanlı heyecanlı lafa girdi.
"Leon? Leon, duydun mu?"
Koltukta oturan Leon dağılmıştı. Elindeki bardağın içindeki içkiyi yudumlarken her şeyden vazgeçmiş gibi duruyordu.
"Neyi?"
"Yapma Allah aşkına? Sokaktan gelen seslerin sebebini de mi merak etmedin? Savaşı biz kazandık, Yunan ordusunun ilerleyişini İnönü'de durdurduk"
"Ne güzel" dedi Leon çok da ilgilenmediğini belli eden bir sesle.
"Babam da temize çıktı, onu biliyorsundur zaten. Yunan ordusunun sadık bir neferi olduğunu bir kez daha ispat etti" dedi Hilal sitemle.
"Bilmez miyim?"
Leon'a yaklaşıp yanağından öptü Hilal.
"Leon?"
Koltukta oturan dağılmış haldeki genç adam Hilal'e çevirdi bakışlarını.
"İyi misin sen? Neden... güpegündüz içki içiyorsun?"
Genç adam cevaplamayınca ısrar etti Hilal.
"Leon, söylesene"
Elindeki bardağı bırakıp doğruldu Leon. Yakasına giden elleri aceleciydi. Gömleğinin düğmelerini iliklerken konuştu.
"Ben gideyim. Dayım beni arıyordur her yerde"
"Bu halde mi gideceksin karargaha?" diye sordu Hilal sakince.
"Ne var halimde?"
Bu, Hilal'in Leon'dan beklemediği bir çıkıştı. Yine sakince cevapladı genç kadın.
"Ben de onu diyorum. Neden konuşmuyorsun?"
Kendisine bakan Leon'un bakışlarında ne gördüğünü bilemedi Hilal.
"Bilmen mi daha iyi bilmemen mi, bilmiyorum"
"Neyi, bilmem mi..."
"Her derdimi! Yani her şeyi konuşarak, anlatarak çözebilir miyiz?"
Tedirgin gözlerle baktı Hilal sevdiği adama. Gözleri bulutlanmıştı. Derin bir nefes alıp ayağa kalktı, Leon'a ilerleyip önüne oturdu. Elini tuttu.
"Leon! Bak belki anlatırsan rahatlarsın" dedi gülümsemeye çalışarak.
Leon başını eğdi.
"Belki benim yapabileceğim bir şey vardır..." dedi genç kadın.
"Yok! Senin yapabileceğin bir şey yok" dedi adam.
Ayağa kalkıp gitmeye yeltenen adamın elini bırakmadı kadın. Sımsıkı tuttu o eli, adamın ona bakmasını sağlayana kadar. Leon, sorularla dolu, endişeli, üzgün mavilere baktığında derin bir nefes aldı. Öfke, kararsızlık, ne yapacağını bilememek içini eziyordu adamın. Bir de Hilal vardı. Her şeyin üzerinde, her şeyden azade. Bir kadından, bir bedenden öte, saf bir ruh. "Varlık sebebimsin sen benim" dedi içinden Leon. Dudaklarından dökülmedi bu sözler. Usulca çekti elini Hilal'in elinden.
"Gideyim ben" dedi.
"Leon, bu halde gitme"
Hilal'in sesi canı yanıyormuş gibi çıkmıştı şimdi. Biliyordu onun sıkıntısı kendisini nasıl sıkıyor, nasıl nefessiz bırakıyorsa onun bu hali de genç kadını o hale getirir, nefesini keserdi. Nasıl arkasını dönüp gidecekti ki? Daha bir süre önce "Ben senin kocanım, bana her şeyi anlatabilirsin" demişken ondan beklediğini kendisinin yapamıyor oluşu omuzlarındaki yükün ağırlaşmasına sebep oluyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Küçük Hanım ve Teğmen
Fanficİçimde kalanlar, göremediğim ama görmeyi çok istediğim sahneler.