03.42
"Konuşmamakta ısrarcısın yani."
Bu saate kadar hiçbir şey yapmadan sadece oturmuştu. Arada bu soruyu soruyor ama cevap alamıyordu. Gerçekten bu saate kadar burada durmasını beklemiyordum.
"Gidersen yatacağım." dedim.
"Peki, iyi geceler yarın saat 09.00'da burada olacağım." dedi ve odadan çıktı. Kafamı yastığa koydum. Düşündüm, düşünülecek o kadar şey vardı ki ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bugün böyle mi olmalıydı? Belki evimde oturmuş Sanem'i aramıştım ve günü değerlendiyorduk. Oysa ben, ben buradayım. Alışmak çok zor. Nasıl alışabilirim ki hastaneye. Zor çok zor olacak.
Sabah
Gözlerimi açar açmaz karşımda doktoru görmeyi bekliyordum herhalde.
"Tedaviye başlıyoruz." dedi ve yatağın kenarına oturdu. Ayak masajı yapmaya başladı.
"Şurası acıyor mu?" dedi.
"Neresi?" dedim ve kafamı kaldırıp baktım.
"Ama kafanı kaldırma, hissetmen için yapıyorum." dedi.
"Burayı, burayı..." dedi.
Birçok yerde 'burayı' dedi. Aniden ayağımı çektim.
"Hissetmiyorum işte, iyileşmeyeceğim anla bunu." dedim.
"Sakin ol." dedi.
"Olamam." dedim.
"Kendine gel, güçsüz ve korkak biri gibi davranma." dedi.
"Öyle olmadığımı nereden biliyorsun?" dedim bağırarak. Birbirimize bağırıyorduk. Onun sesi bana göre daha alçaktı tabi.
"O ameliyattan senin gibi sadece bacaklarını hissetmeyerek çıkmak güç gerektirir çünkü." dedi normal ses tonuyla.
Kapı açıldı. Dün gelen kadın doktordu yine.
"Kahve getirdim." dedi ve gelip koltuğa oturdu.
"Nur, dün sana işimi yaparken rahatsız edilmeyi sevmiyorum dedim" dedi.
"İş mi yapıyordun? Kusura bakma dışarıdan bağırma sesi gelince bir mafya babasıyla kavga ediyorsun sandım." dedi sinirlice.
"O, benle hastam arasındaki iletişim." dedi ve bana baktı.
"Bu bacaklarını hissetmeyen hasta mı?" dedi.
"Sanane." dedim sinirle.
"Nur, lütfen dışarı çık." dedi Atakan.
Nur ayağı kalkıp 'Seni öğlen yemeğinde bahçede bekliyorum, gelirsen sevinirim.' dedi ve çıktı.
"Sinirlerini bozma Ezgi." dedi bana.
"Haklısın, neden zoruma gitti ki? Doğruydu söyledikleri." dedim ve suratımı astım.
"Hadi devam edelim."
O kendi işiyle ilgilenirken telefonum aklıma geldi. En azından o bende olsaydı da canım bu kadar sıkılmazdı.
"Ne düşünüyorsun?" dedi.
"Telefonumu, olsa canım bu kadar sıkılmazdı." dedim.
"Konuş." dedi.
"Ne konuşayım? Sana otobiyografimi mi anlatayım?" dedim.
"Evet." dedi.
"Peki ama sadece canım sıkıldığı için anlatıyorum. Tekirdağ\Şarköy'de doğdum. 13 yaşında buraya geldim. Lisede Sanem'le tanıştım ve vazgeçilmezim oldu. Üniversitede Vedat ve İkabl'le tanıştım. Vedat kardeşim oldu. İkbal ise içten içe dedikoducu sevdiğim oldu. Ali var bide o on bir yıllık kardeşim. Aynı mahallede büyüdük. Sonra ben 23 yaşındayken ailemi trafik kazasında kaybettim." dedim ve gözlerim doldu ' Hayatta üç istekleri vardı; Benim iyi bir üniversite kazandığımı görmek, mezun olduğumu görmek ve evlenip, mutlu bir ailem olduğunu görmek. İki tanesi gerçek oldu ama sondaki gerçek olmadı. Ben onları kaybetmeme rağmen ümidimi yitirmedim. Kendime bir galeri açmaya karar verdim. Resim galerisi. Hayat bana bir yerden güler dedim ama gülmedi. Başka kötü bir olay daha getirdi başıma her neyse bu kadar işte çok şey anlattım." dedim ve sustum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞİFAM(Bir Süre Ara Verildi)
Ficção AdolescenteHayat, sürprizlerle doludur değil mi? Tabi ki kaza hiçbir zaman sürpriz olmadı. Hayatın bana çok öfkeli olduğunu düşünürdüm. Önce annemi ve babamı sonra bacaklarımı aldı benden. Oysa benim sürprizim hiç beklemediğim bir yerdeymiş. Hastanede. Kim bil...