00:02

20 3 0
                                        

bölüm iki
🌺🌊

Esat anlattı, ben dinledim. O konuştu, ben sustum. Çocukluğunu, gençliğini, ailesini, en sevdiği şiirleri, söylediği şarkıları anlattı.

"Hayatım gidenlerle doluydu," dedi anlatmaya başlamadan önce. "Annem, dört yaşındayken evi terk etti. Arkadaş grubunda hep istenmeyen çocuktum. Öyle ki, futbol maçında hep yedekte oynar, yerden yüksekte hep ebe olurdum.
Hâl böyle olunca kendimi eve kapadım. Sadece ders çalışıyordum. Günlerim ders çalışmakla geçiyordu. Bu sefer de inek diye dalga geçmeye başladılar. Ama üvey annem hep arkamdaydı. Beni kendi çocuğundan daha çok sevdiğini gözlerinden anlayabiliyordum, Uhra. Üniversite sınavında Türkiye'de ilk 100'e girdim. Bilgisayar mühendisliğini kazandım." Ben dikkatle onu dinlerken benimle göz teması kurmaktan hiç çekinmiyordu. Bakışı çok derindi. Kirpiklerinin altında yatan hikayeleri görebiliyordum. "Üniversite başında mutluydum. İyi bir ailem ve kız arkadaşım vardı. Tekrar kaybetmeye ise ikinci sınıfın sonunda başladım. Kız arkadaşım beni aldattı.

Babamın Ayvalık'taki yazlığına giderken arabayı ben kullanıyordum. Yeni ehliyet almıştım, bir heves işte. Yolları da tam bilmediğimden keskin virajları göremedim." Tekrar pencereye baktı ve yanağına dökülen göz yaşlarını eliyle sildi. "Onların ölümüne ben sebep oldum," dedi boğuk sesiyle. Avuçlarını çevirip ellerini bana doğru kaldırdı. "Bak, bunlar bir ailenin yıkılmasına neden oldu."

Yüzündeki o çaresizliği aklımdan çıkaramıyordum. Şirazesi kaymış hayatının kopuk sayfaları arasında yaşamaya çalışan bu çocuğu mutlu etmek, biraz olsun umut vermek istiyordum.

Hastaneden sonra eve Çağan'la beraber döndüm. "Stajın nasıl geçti?" diye sordu ben arabadan inmeden önce. "İyiydi," diye cevap verdim. Nedense Esat'ı ona anlatmak istememiştim.

Çağan'dan ayrılıp eve geldim. Biraz dinlendikten sonra kitaplığımın karşısına geçtim. Çalışmaktan kitap okumayı aksatmıştım. Küçüklüğümden beri kitap okumayı çok severdim. Onlarla olan bağım sayesinde sosyal olmadığım için bir arkadaş çevrem yoktu.

"Ne okuyacaksın?"

Kapının eşiğinde beni seyre koyulmuş babama baktım. Gözüm her zaman ki gibi sağ gözünün hemen altındaki kahverengi bene takıldı. Aynısından bende de vardı. "Bilmiyorum. Sence ne okuyayım?" İlerleyip yanımda durdu ve biraz göz gezdirdi raflara. En sonunda üçüncü raftaki bir kitabı alıp tutuşturdu elime. "Biraz şiir oku." dedi. "Unutma-"

"Hikâye bedeni, şiir ruhunu besler." diye tamamladım cümlesini. Babam, bir cerrah olduğu gibi aynı zamanda iyi bir yazardı. Bir öykü, bir şiir, iki de tıp ile ilgili kitabı basılmıştı. Şu hayatta kimi örnek alıyorsun kendine diye sorarsanız, o yüce insan kesinlikle babam.

Kitabı aldım ve babama teşekkür ettim. Odadan çıktıktan sonra çalışma masama geçtim ve kitabın sayfalarını karıştırıp rastgele bir şiir açtım.

'Sen ey kendiyle yetinen/Artık suyumuz bulanık'

İlk dizeleri okuduğumda gözlerimin önünde beliriveren kalbi kırık ve tükenmiş bir erkeğin yüzüydü. Esat Gürmen'in kaşları çatık, dudakları bükük vaziyetteki çehresi birkaç saniye havada asılı kaldı. Kimsesiz ve ümitsizdi o. Üstüne üstlük tutunduğu herkes bırakmıştı elini. Kendiyle yetinmeye çalışan bu denizin bulanık suyunu durulaştırmam gerekiyordu.

Ihlamur Kokan DenizBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin