2013 Ocak ayında bir sokak köşesinde öldürüldüğümde on yedi yaşında sıradan bir kızdım fakat 2014 Haziran aynın ilk çarşambası garip bir odada, on sekiz yaşında ne olduğunu hala anlayamayan, oldukça farklı bir kız olarak uyandım. Bu duruma alışmam sandığımdan daha kısa sürdü. Ama Albert’e alışmam zaman alacak gibiydi.
Bu zamana kadar ilgi yoksunu biri olarak büyümüştüm. Annem bana bakmayı üç yaşındayken kesip, yemek bile vermeyi reddetmişti. Babam zaten sokaklardan eve gelmediği için yüzünü en fazla yılda bir iki kez görüyordum. Kendi kendime büyümüştüm, kendi yemeğimi kendim yapmıştım ve hiçbir kişinin ilgisine ihtiyaç duymamıştım. Ama işler şu anda oldukça farklıydı. Albert bir haftadır her gün yaptığı gibi kahvaltımı hazırlarken, buna dayanamayacağımı anladım. Bir hafta boyunca beni bir kez olsun yerimden kaldırmadı, bedenim yorgun olsa da sık sık uyuma ihtiyacı hissetsem de boş boş oturmak bana göre değildi. Yemeğimi hazırlıyor, temizlik yapıyor ve sürekli benimle ilgileniyordu. Bazen o kadar aşırıya kaçıyordu ki, o güzel yüzüne tokat atmak istiyordum. Bedenimin zarar görmesi kendi canının acımasına yol açacaktı, bana iyi davranmasının nedeni buydu. Bunu anlayabilirdim, fakat banyo yaparken birden içeriye dalıp beni yıkamayı önermesi, beni kucaklayarak yatağıma yatırıp, uyandığımda yeniden kucaklayarak kaldırması, neredeyse elimdeki kaşığı alıp beni besleyecek olması, sinirlerimi yıpratmıştı.
Normal bir insandan daha hızlı hareket ediyordu. Kahvaltımı neredeyse on dakika içinde hazırlayıp önüme koyuyordu ama kendisi hiçbir şey yemiyordu. Son tabağı masaya koyduğunda sınırımın son noktasına ulaştığım için ‘Otur ‘ diye bağırdım. Yemek yerken başımda dikilip, bana garip bir şekilde gülümseyerek bakmasına daha fazla dayanamayacaktım. Koruyucudan çok bir köle gibi davranıyordu. Ani tepkim onu şaşırttı, ama söylediğimi yerine getirdi. Dirseklerimi masanın üzerine koyup, gözlerimi gözlerine diktim.
Etkisinden hala kurtulmayı başaramıyordum. Bana baktıkça yanaklarım kızarıyordu ve kendimi ona aşık olup olmadığımı sorgularken buluyordum. Bu sefer bunun olmasına izin vermedim, sinirli bir sesle’ Bana hizmet etmeni, kahvaltımı hazırlamanı, temizliği tek başına yapmanı istemiyorum’ dedim. Aynı evde yaşayacaksak bir şeyleri ortak yapmalıydık. Bedenim sürekli uyku ihtiyacı içinde olsa da, yürürken bile yere düşüp uykuya dalsam da bazı şeyleri yapabileceğim konusunda kendime güvencim tamdı. Albert, sanki ona kötü bir söz söylemişim gibi bakıp ‘Ama bu benim görevim Bayan Lane’ dedi. Şu kelimeden de nefret ediyordum. Ruhumun yarısının melek olduğu konusunda şüphelerim o beni sinirlendirdikçe artıyordu. Meleksem eğer her şeyin iyi yönünden bakmam falan gerekmez miydi, ama ben nedense hep kötü şeyler düşünüyordum. O beyaz odaya Albert tarafından taşınıp on üç saatten fazla uyuduğum o anlarda gördüğüm garip rüyalar olmasaydı eğer, tüm bunların saçmalık olduğunu düşünürdüm.
Derin bir nefes alıp, kararlı bir şekilde ‘Bu senin görevin değil, sen benim kölem değilsin. Her şeyi tek başına yapman, kendimi kötü hissetmeme neden oluyor. Boş, boş oturup senin bana hizmet ettiğini görmek gururumu kırıyor. Ben bunlara alışkın değilim, sana yardım etmek istiyorum’ dedim. Bu tür bir ciddi konuşmayı en son babamdan paramı çalmayı kesmesini istediğim zaman yapmıştım. Şimdi ise koruyucu bir meleğin bana davranış şeklini değiştirmek için uğraşıyordum. Albert, nadiren verdiği değişik tepkilerinden birini yüzüne yerleştirmişti. Korkuyla karışık, acı çektiğini belli eden bir duyguyla bakıyordu. Ne hissettiğini az da olsa bende hissediyordum. Bu aramızdaki bağdan kaynaklanıyordu, daha dün bunun farkına varmıştım. Ona bunu söylediğim de oldukça sevinmişti. Benim duygularımı en başından beri hissedebildiğini söylediğini hatırladığımda belki şu an beni anlar diye düşündüm.
Albert, gözlerini kapatıp başını yere eğdi ardından ‘Anlıyorum ‘dedi. Rahat bir nefes aldım. Onu kırmak isteyeceğim son şeydi. Başını kaldırıp içten bir şekilde gülümsedi ‘Evde durmaktan sıkılmış olmalısınız, sizi gezmeye çıkaracağım’ dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. Anlattıklarımdan bunu çıkarmayı nasıl başarmıştı. Zeki olduğunu bir hafta içinde anlamasam aptal galiba diyebilirdim. Bir şey söyleyemeden ‘Gezi için hazırlık yapacağım’ dedikten sonra hızla oturduğu yerden kalkıp yanımdan uzaklaştı. Sıkıntıyla nefes verdim, bana efendisi gibi davransa bile beni tek parmağında oynatıyordu. Bakışlarıyla ve tatlı sözleriyle bana her şeyi yaptıracağına emindim. Saçımı kesmeme, beyaz dışında bir renkte elbise giymeme, yiyeceğim yemekleri seçmeme bile izin vermiyordu. Beni bir çocuk gibi gördüğü açıktı. Onunla baş edemezdim, ileride bunun için yeni çözümler üretmeliydim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Meleğin Ruhu
SpiritualBir kış günü öldüm tek başıma,ama gözlerimi açtığımda yalnız değildim.Ruhum ikiye ayrılmıştı,iki kişiyi aynı anda farklı zamanlarda sevdim,hem ölüydüm,hem diri,öyle karışık bir durumdu ki sadece tek bir gerçekliğe inandım. Ona olan sevgime tutundum...