Yanına bile yaklaşmak istemiyordu koca, eski binanın. Canını sıkıyordu. Kenarda duran banka oturarak nefeslenmeye ihtiyaç duydu. Arkasında duran binayı görmezden gelerek karşısında duran küçük mavi, sarı çiceklere bakmaya başladı. Çok güzellerdi. Her şeyin bir sonu olduğu gibi bu çiçeklerin de kış ya da sonbaharda kaybolacağını hatırladı. Dudaklarını büzdü. Neden güzel olan şeylerin zamanı hemen biterdi? Bu haksızlıktı! Gözlerini kırpmadan çiçeklere baktığı için gözünden yaşlar akmaya başlamıştı. Dramatik oluyordu yine hemen kendini topladı, daima dik durmalıydı. Ağlamak insanları zayıf gösteriridi. O kolayaca ağlayacak değildi. Akan gözlerini temizleyerek yere eğildi. çiçeklere yaklaşarak parmak ucuyla dokundu.
“Üzerimde de güzel durursunuz.” güldü. Kendiyle dalga geçiyordu. ayağı kalktı. Dizine yapışan toprak ve taşları temizledi. attığı yavaş adımlarla pekte uzakta olmayan koca binaya yaklaştı. Asansörü es geçerek merdivenlere yöneldi. Attığı her adımda merdivenleri sayıyordu. Bunu seviyordu. İki haftadır bulunduğu bu ortamda yapmayı sevdiği en iyi şeydi sanırsa. Tabii odasına girene kadar bitkin hale geliyordu.
Odaya girerek balkona çıktı. Biraz önce dışarıdan gelmişti fakat yine dışarıya çıkmak istiyordu. aşağı çıkana kadar daha çok yorulacaktı. İstediği olmayacağına göre balkona çıkmaktan başka şansı yoktu.
Sandalyesini altına çekerek oturdu. Mavi gök yüzünü süsleyen beyaz bulutlara bakındı,uzunca. Şansı olsa bulutların üzerine çıkmak isterdi. Zıplardı, uyurdu belki de pamuk şeker gibi duran bir parça bulut yerdi. Başını sağa sola salladı,bu düşüncesine güldü. Uçuk hayaller kurmaya bayılıyordu.
Aşağıdan gelen seslerle gözünü büyük ağacın altında ağlayan kadına ve sıkıca sarıldığı gence baktı. Kadın, genç bir saniye sonra kaybolacakmış gibi sıkıca sarılıyordu. Bıraksa yok olacakmış gibi. Gençte bir şey demeden sarılmasına izin veriyordu. Neler döndüğünü tam bilmiyordu fakat o ikisi için üzülmüştü. Kapının tıklatılmasıyla yine düşüncelerineden sıyrılmıştı. Ayağı kalkarak kapıyı açtı. Beyaz-koyu yeşil renkete giyinmiş olan kadın gülümseyerek içeri girdi. Elinde olan tepsiyle suyu masaya bıraktı.
“İyi günler! bugün nasılsın?” Yüzünde kaybolmayan gülümsemesiyle gencin önüne dikildi. Genç adam da konuşmak yerine bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Tepside küçük kaptaki sarı renkteki kapsülü gence uzattı. Suyu da bir eline verdi. Hızla ağzına atarak kapsülü yuttu. Suyunu da bir yudumda bitirerek bardağı hala gülümsemeye devam eden kadına uzattı. Kadın tepsiyi alarak kapıya ilerledi.
“Bayan MinCha, size bir şey sormak istiyorum.” Eliyle balkonu işaret ederek devam etti. “Aşağıdaki kadın ve genç...neden ağlıyorlar?”
Kadın yüzünü gence tam dönerek cevapladı. “Ahh genç adam meraklanmış mı? Bilmiyorum. Eğer tekrar ikisinden birini görüresen onlara sorarsın. Belki dertlerini paylaşırlar seninle.”
Tekrar gülümsedikten sonra odadan çıktı.
Zaten kendi derdi ona yetiyordu. Bir de başkasının derdini dinlemek onu yorardı. Oturduğu yatanağa uzanarak battaniyesini üzerine çekti. Öğlen saatlerinde uyumadan rahat olmazdı.
Gözünü kapattığında karşısına ağlayan kadın ve genç geliyordu. Muhtemelen onlar için üzülmüştü.Fazlasıyla. Kendisiyle ile ilgili gerçeği öğrendiğinde de üzülmüştü. O an belki de tüm hayatı boyunca boşa yaşadığını hissetmişti. O iki insandan birinin kendisiyle aynı durumda olmadığını hissediyordu. Bu iyidi ve yanılmakta istemiyordu. Gözlerini tekrar yumdu. Bir kaç saatlğine tüm yorgunluğunu unutmuş olurdu.
_eskilerden
ŞİMDİ OKUDUĞUN
three month/jeongcheol
Fanfiction"Keşke seni daha önce tanısaydım da 26 yıllık zamanım boşa gitmeseydi"
