"Bakın şimdi." Yukhei, Mark ile beni kendine çekerek fısıldamaya başladı. Bir anda bizi çektiğinden olacak ki Mark irkilmişti. Ona bakarak kıkırdadım.
"Üçümüz yarın bizim evin oradaki parkta buluşuyoruz. Nedenini sormayın, tamam mı?" Ben sorgulamadan kabul etmiştim. Ciddi bir şey olacağını düşünmüyordum ama birileri direkt kabul etmeye açık gibi görünmüyordu ki sadece ağzı açık bir martı gibiydi ortancamızın. Yukhei ona dokunarak cevabı almak istediğini tekrar belli etti. Mark o sırada daha ağzının açık olduğunu yeni fark etti ki hemen kendine çeki düzen verdi. Başını salladı.
Yukhei gülümsedi ve Mark'a dönerek göz kırptı.
"Renjun, eve birlikte yürüsek olur mu? Sana anlatmak istediğim bir şey var." Ne zaman Yukhei bizi duyamayacak kadar uzaklaştı, o anda bu cümleleri duydum. İşte bu konuşmanın önemli olacağını hissetmiştim.
"Tabii ki Mark Hyung." Gülerek söylediğimde gergin yüz ifadesini o da uzaklaştırmıştı. Ona hyung dediğim nadir zamanlarda mutlu olurdu.
Kolumdan tutarak beni kendine yaklaştırdı, omzuma elini koydu. Bu Jaemin'in bana yapmasını isteyeceğim şeylerden biriydi. Onun elinin omzumda olması...
Ben de Mark'ın beline elimi koyarak başımı göğsüne yerleştirdim. Sınıflarımıza böyle yürüdük.
İnsanların bize olan bakışını fark ediyordum. Herkes bize bakarak fısıldaşıyordu. Ne düşündüklerini tahmin etmeye çalıştıkça kahkaha atıyordum.
"Sence bizi sevgili sanan insanlar olabilir mi?" Ona bakmak için yüzümü kaldırdım. Yüzümü ekşittim. Cidden umarım böyle bir şey olmazdı. Çünkü o hiç benlik değildi, ben de onluk değildim. Biz en yakın arkadaşlardık, artık.
"Öyle bir şey düşünüyorlarsa da lütfen bunu bir daha dile getirme." Kahkaha attı. Bu dönem Mark olmasaydı ne yapardım ki?
Benim katıma geldiğimizde görüşürüz diyerek üst kata, onların dönemlerinin olduğu kata çıktı.
Jeno, sanki yalnız kaldığımda ona sinyal gidiyormuş gibi anında yanımda bitmişti.
"Mark hyungla aşırı yakınsınız bu aralar!" Gülümsedim.
"Jaemin en yakın arkadaşını kaptırdığı için sinirli. Sizi sıkı fıkı görünce yüzü nasıl düşüyor görmen lazım."
Onun beni hala kıskanması çok saçmaydı. Beni istemediğini direkt söylemişti. Neden hala böyle yapıyordu?
Jeno'ya keşke ondan hoşlandığımı söyleyebilseydim. Her ondan bahsettiğinde benim canımın çok yanmaya başladığını anlatabilseydim. O da benim mutlu olacağımı düşünerek böyle yapıyordu, belliydi. Ama ne yapabilirdim ki? Ona söyleyemezdim.
"Başka bir şeye takılmıştır o. Dohyun ile sürekli kavga ediyorlar gibi gözüküyor."
Koridorda Dohyun ile Jaemin'in hararetle tartışmasını gördüğümde Jeno'ya gösterdim. Benle alakası olan bir şey yoktu. Jaemin'in önemsediği tek sevgilisiydi.
"Hayır, eminim. Mark hyung'tan nefret ettiğini düşünmeye başlıyacağım." Kaşlarımı çattım. Kimse Mark'tan nefret edemezdi. O çok iyi biriydi. Belki de onu rahatsız eden buydu. Onun çok iyi olması.
"Jaemin'in kendi isteğiyle uzaklaştık biz. Şimdi böyle düşündüğünü varsaymak gereksiz." Jaemin'e son kez bakarak sınıfa girdim. Birkaç gün olmuştu daha uzaklaşmamızın üstünden fakat kendimi eksik hissediyordum şimdiden.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
flex your way out [ renmin ]
Fanfictionsevmek, bir dakika;kavuşmak, bir ömür [najaemin.huangrenjun] sevenaugust2019, first page sevenaugust2020, ending page
![flex your way out [ renmin ]](https://img.wattpad.com/cover/195561188-64-k427369.jpg)