[düzenlendi.]
Ertesi sabah, Marinette baş ağrısı yüzünden erken kalmıştı. Gerçi birkaç haftadır böyle erken kalkıyordu çünkü; Tikki uyutmuyordu.
Dün Adrien'a başının ağrımadığı hakkında yalan söylemişti. Baş ağrısı çok fazlaydı. Düz çizgide yürü deseniz, yürüyemezdi. Odasından çıkıp, merdivenlerden aşağı iniyordu. Başı döndü ve dengesini sağlayamadan yere düştü.
"Argh, o kadar içmemeliydim."
"Marinette, dün çok başın ağrıdığı için sormadım ama meraktan çatlayacağım. Geçen gün eve kaçta geldin? Ve seni kim getirdi?"
Genç kızın annesi, haliyle kızı için endişelenmişti. Onu beklerken uyuyakalmıştı ve çok sevgili eşi, Tom, onu yatağına götürmüştü.
"Saat on iki buçukta falan evdeydim anne. Adrien, arabasıyla getirdi."
"Adrien mı? O gelmeyecek demiştin."
"Gelmedi zaten. Sonradan beni aldı çünkü başım dönüyordu."
"Peki kızım, Luka bırakamaz mıydı?"
"Luka da sarhoştu anne. Kaza yapıp bir şeyler olmasını istemedi."
"Anladım. Hadi gel, kahvaltı hazır."
"Elimi, yüzümü yıkayıp geliyorum."
Genç kız hızlıca banyoya girdi ve yüzüne soğuk su çarptı. Biraz daha kendine gelmiş hissediyordu. Yüzünü kuruladıktan sonra mutfağa yöneldi. Krepten ve kruvasanlardan gelen güzel kokuyu içine çekerken annesinin kahve yaptığını gördü.
"Anne, bana da kahve hazırlayabilir misin?"
"Tabii kızım. Zaten sana da yapıyordum."
O sırada genç kızın babası mutfağa geldi. Fırındaki ve evdeki eksikleri almıştı. Marinette, babasının elindeki poşetleri aldı ve mutfağa gitti. Poşetlerin içindeki malzemeleri, mutfakta yerine yerleştiriyordu.
Babası ellerini yıkayıp geldi ve kızına gururla baktı.
"Teşekkürler kızım."
"Rica ederim baba."
Genç kız malzemeleri hızla yerleştirdi ve babasının yanına gitti. Babasının yanağına içten bir öpücük kondurdu. Artık saçları beyazlaşmaya başlayan adam, kızına kocaman sarıldı. Sabine, bu güzel baba-kız ilişkisini sevgi dolu gözlerle izledi. Gri, çekik gözleri gülümsediği için daha da çekikleşti. Kahveleri alıp masaya yerleştirdi ve oturdu. Gençliğinin çoğunu Çin'de yaşamış kadın her kahvaltıda geleneği bozmadan Geleneksel Çince konuşurdu.
"享受你的食物" "Afiyet olsun."
Genç kız annesinden öğrendiği Çince ile konuştu. Aşçı olan dayısı Çin'den geldiğinde kendini geliştirmesi gerektiğini fark edip, Çince üzerinde çalışmaya başlamıştı.
Şimdi genç kızın annesi önündeki yemeğe bakıyordu. İştahı yok gibiydi. Genç kız, annesini teşvik etmek istercesine konuştu.
"吃吧" "Ye onu."
"好吧我在吃" "Tamam yiyorum."
Sonrasında genç kız ailesiyle beraber sessizce kahvaltısını yaptı. Hızlıca tabağını ve kahvesini bitirdi. Masadan ayrılıp odasına çıkarken seslendi.
"謝謝,我胃口不錯。" "Teşekkür ederim."
Tikki yukarıda kurabiyelerini yiyordu. Marinette hızlıca hazırlandı ve çantasını alıp aşağı indi. Tikki'yi ve Tikki için kurabiye almayı unutmadı. Aşağı indiğinde annesi ve babası gülüşerek kahvaltı masasını topluyordu. Onlara yardım etmek için adım attığında saati gördü. Okul için yarım saati vardı. Çantasını kapı girişine bıraktı ve ailesinin yanına gitti. Bir yandan onların gülüşlerine eşlik ederken, diğer yandan masayı siliyordu. Tekrar saate baktığında on beş dakikası kaldığını gördü. Ellerini yıkayıp anne ve babasına birer öpücük verdi ve evden çıkarken seslendi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
i don't care ☯ adrinette
Fanfiction❝Bazı şeyler değişir, bazı şeyler aynı kalır. Duygular kimsenin değişmesine engel olamadığı tek şeydir. Adrien Agreste ise duygularını saklamaktan bıkmıştı. 𝗮𝗰𝘁𝘂𝗮𝗹𝗹𝘆 𝗮𝗱𝗿𝗶𝘀𝗵𝗶𝘁 Sana aşığım.❞ powerfull ; adrien agreste × marinette dupai...
