Sınavlarım bugün bitti. Ondan dolayı bugün yazabildim. Bu arada 3k olmuşuz. Inanmiyoruuum. INTIKAM ailesi olarak artıyoruz. Bu beni çok mutlu ediyor. Sizleri çok seviyorum. Iyi okumalar :**
Kimdi bu ? Ne demek oluyordu bu sözler? Ne yapmaya çalışıyordu? Ne kadar mantıksız laflardı bunlar. Hem Doğukan'ın kim ölmesini ister ki? Beni kim sevebilirki? En yakınıma zarar verecek kadar? Nasıl olurda bu kadar acımasız olabilirdi? Kafamda yine deli sorular. Bunları düşünmek yerine polislerden birine seslenmenin daha mantıklı olacağını düşündüm.
"Memur Bey bi bakabilir misiniz acaba?" Polislerden 2, 3 tanesi benim olduğum tarafa doğru hızla gelmeye başladılar bende o sırada kağıdı bir kez daha inceledim. Aklıma resmini çektim. Kağıdı onlara doğru uzatıp " Görmediniz galiba bunu buldum. " dedim. Polislerden biri;
"Keşke elinize almasaydınız el izinden bulurduk. Neyse daha fazla dokunmayin." dedi ve eldivenli eliyle kağıdı alıp torbanın içine koydu. Bunun dışında hic bir ipucu bulunamamıştı. Ilk defa böyle polisli bir olayın içinde yer alıyordum. Daha annem gideli 1 gün oldu ve gider gitmez olaylar peşimizi bırakmıyordu.
Odanın yedek anahtarlarının bulundugu bir dolap vardı. Hemen oraya gidip o odanın anahtarını aldım. Açmaya çalıştım. Anahtar giriyordu fakat dönmüyordu. Kapının dili bozulmuştu. Bizde bunun üstüne kapıyı kırmaya karar verdik. Bir balta alıp kapının ortasından kırmaya başladık. Sığabilceğimiz büyüklükte delik açmaya başarınca teker teker odaya girdik. Ama etraf tertemizdi. Biri polisten önce gelip düzenlemiş. Eskisinden temizdi oda.
Odadan çıktım. Alt kata gidip eve bi göz attım. Bi kaç polis etrafı inceliyordu. Onun dışında bir değişiklik yoktu. Ta ki ben o yerdeki kan damlasını görene kadar. Ardı ardını takip eden kan damlaları. Polislere çaktırmadan kan damlalarını takip etmeye başladım. Sanki bilerek damlatılmış gibi. Evden çıktıktan sonra da devam ediyordu. Devam ettim. Bi sağa bir sola döndüm. Çok fazla kan damlası vardı. Biraz daha gittikten sonra bi duvarın dibinde bitiyordu. Ne sağa ne sola devam etmiyordu. Bu da bi ipucu olabilirdi. Belki de Doğukan'ın kanıydı.
Tam geri döneceğim sırada bir ses duydum. Bir tıkırtı gibi. Arkamı döndüm duymamış gibi davranıp gidecektim. Arkamı dönünce çok tenha bir yerde olduğumu farkettim. Ve biraz da olsa korkmaya başladım.
"Ka-in-at" kesik kesik sesler geliyordu ve ben cidden çok korkmaya başlamıştım. Ya biri bana eşek şakası yapıyordu ya da ben cidden kafayı yemiştim. Gitmek istedim. Ama korkudan nefes dahi alamıyordum. Sustum. Bir daha ses geldi.
"Yapmaaaa bunuuuu. Gitmeyeee çalışmaa" ses sanki mikrafondan çıkıyor gibiydi. Cesaretimi toplayıp cevap verdim.
"Kimsin? Ne istiyorsun benden?" Çok fazla titremeye başlamıştım. Bir anda arkadan bir el ağzımı kapattı. Sonra kendimi kaybettim.
***
Noldu bana? Nerdeyim ben? Gözümü yavaş yavaş açıyordum. Bir yerde yatıyordum. Kendimden geçmişim anlaşılan. Yavaşça kalkmaya çalıştım ama kolumu kaldırcak halim dahi yoktu. Ne olmuştu bana böyle? Nasıl getirildim ben buraya? Arkamdan biri ağzımı kapatmıştı hatırlıyorum. Ben bunları düşünürken , Bir anda kapı açıldı.
"Kimsin? " bi ayak sesi. Yaklaşıyor , yaklaşıyor ve geldi.
"Kainat iyi misin? Çok korktum sana bir şey olacak diye. " Doruk mu?????
"Senin ne işin var burda? Ya da benim? Sen mi kaçırdın beni?" Biraz korku , biraz merak ve şaşkınlık içinde Doruk'a bu soruları sordum. Sakin bir şekilde;
"Hayatını kurtardım Kainat bana teşekkür edeceğine söylediğin şeylere bak." Diyerek tekrar egositliğini ortaya koymuş oldu. Sinirlenmiştim. Egoist insanların ağzına tekmek atmak serbest olmalı bence.
"Ne bok yaptında kurtardın? Hem senin bu bana karşı ki samimiyetin nerden geliyor Doruk? Önce gecenin 5inde adres soruyorsun? Sonra Iphone aliyorsun. Herşeyi biliyorsun. Ve ek olarak Doğukan-" bir anda susmam gerektiğini düşündüm. Eğer Doğukan'ın o notu yazdığını öğrenirse daha kötü şeyler olabilirdi.
"Doğukan?" Dedi ve cevap bekledi.
"Doğukan hastaneye kaldırıldı yani şey ben şey tam o sırada hayatımı şey etmişin kurtarmışın. " diyerek toparlamaya çalıştım. Ama galiba iyice sıçmıştım.
"Istersen neler olduğunu bir dinle?" Diyerek susmam gerektiğini vurguladı. Bende sustum. Başımı anlat manasında salladım.
"Ben tam sizin evin baya bir ilerisinde gidiyordum. Dolaşıyordum. Bir anda bi çığlık duydum. Ve o tarafa doğru yürüdüm sen yerde yatıyordun. Ve bende hemen alıp hastaneye getirdim. Korktum sana bisey oldu diye ama sadece bayıltılmışsın. " oha lan. Kimdi o beni bayıltan?
"Beni bulduğunda kimse yok muydu?"
"Hayır. Sadece yerde yatıyordun" dedi. O sırada içeriye bir doktor girdi.
"Iyi misiniz Kainat hanım? Bu beyefendi olmasaydı daha kötü şeyler olabilirdi. Iyi ki ordan geçmiş. " aman ben bilmiyordum iyi ki söyledin.
"Tamam teşekkür ederim ben çıkmak istiyorum. " kafamı kaldırıp serumun ne kadar kaldığına baktım. Çok az kalmıştı. 2 3 dakikaya biterdi.
"Serumunuz bitsin sonra gidebilirsiniz. Geçmiş olsun." Deyip çıktı. Dorum ise oturuyordu. O dışarıya bakarken yüzünü inceledim. En ince ayrıntısına kadar. Ne kadarda güzel bir yüzü vardı. Bembeyaz teni. Kahverengi saçları dalga dalga. Kahverengi gözler. Cidden çok yakışıklıydı.
Bir anda kolumun oynamasıyla sıçradım. Hemşire serumu çıkarıyordu. Sonunda bitmişti. Hemen kalktım. Lavoboya gidip elimi yüzümü yıkadım saçlarımı toplayıp Doğukan'ın odasını bulmaya gittim. Aynı hastaneye gelmişiz. Hemen bir hemşireye sordum. Yoğun bakımda olduğunu söyledi. Bende doktoru aramaya başladım. Ona ilacin ismini söylemeliydim. Üst kata çıktım odasına gittim yoktu. Tekrar aşağı indim. O sırada sağ tarafımda bir koşuşturma gördüm. Hemşireler koşturuyordu. Acaba kim ölüme gidiyordu? Birinin hayatı daha bitiyordu. O anda sedyeyle koşarak gelmeye başladılar. Ben ise doktoru görmeye çalıştım. O da orda koşuyordu.
Bir anda sedyede yatanın Doğukan olduğunu gördüm. Ve yıkıldım koşmaya çalıştım. Hemşirelere sordum cevap vermediler. Nolmuştu ? Yanağıma bir ıslaklık gelince ağladığımı farkettim. Ve hemen bağırdım.
"Noldu ? Noldu Doğukan'ıma biriniz soyleyin lütfen. " hemşirelerden biri durup;
"Nabzı durdu" diye bağırdı. Durdum. Hıçkırmaya başladım. Doğukan ölüyordu. O gidiyordu. Beni bırakıyordu. Yavaş yavaş yere çökmeye başladım. Oturdum. Önüme eğilip "Doğukaaaan" diye bağırdım. Ölüyordu. Bu ne demekti ya? Gitme Doğukan'ım. Bırakma beni. Gitmee.
