Bölüm 7- Şehirdeki Yaratık

183 11 3
                                    

  İyi hissediyordu kendisini, mutlu olmaktı heralde bu. İki elin parmağı kadar gün geçirmiş ve bu insanlara yardım etmişti. Kendi aralarına kabullenmiş ve Ufuk'a yabancılık çektirmemişlerdi ne kadar soğuk davransada. En sonunda az da olsa güvenmişti. Bu yüzden onlarla eğleniyor, iş yapıyor ve düşünüyorlardı buraya nasıl geldiklerini. 

  Günleri böyle güzel geçirince elde olan azalmış, ihtiyaç artmıştı. Böyle olunca şehire gidip konserve yiyecek alıp istekleri halletmek gerekiyordu. Genelde şehire altı kişilik çevik ve dayanıklı bir ekip çıkıyormuş. Sebebi ise orada ki canavarmış. Ufuk'un anladığına göre onu gören kimse yokmuş fakat dev gibi uzun, boğa gibi güçlü, antik yaratıkların uzun kanatlarına sahip, yürüdüğü zaman yeri göğü inletecek kuvette, parlak kırmızı gözleri olduğu tahmin edilen -çünkü henüz yüzünü görememiş- bir yaratıkmış.

  İçin için gülüyordu Ufuk böyle bir yaratık olabilir miydi ki. Suratına yansımış olacak ki tüm yüzler ona dönmüş ve ciddi bir şekilde bakıyordu. Son olarak erkeklerden Ufuk, Stephan, İgor kızlardan ise ; Asha, Emily, Shina olacaktı şehire gidenler. Ufuk'un oraya gitmesinin amacı şehiri görüp öğrenmek ve tehlikenin farkında varmaktı. Asha'nın ise gruba destek olmak ve yeni geleni göz hapsine almaktı. Ufuk bunu hissetse de ses çıkar mıyordu. Şuan ki hedefi onlarla kaynaşmak ve kendini sevdirmekti mesafeli bir şekilde.  Hazırlıklar yapılmış şehire gitmeye hazırdı ekip.

  Şehirin girişine uzun bir yürüyüşün ardından varmışlardı. Uzun binalar ne kadar ürkütücü görünsede Ufuk'un ilgisini çekiyordu. Camlar kirlenmiş, binlar ot ve sarmaşık ile örtülmüştü. Bu da gizemli hava katıyordu yapılara.Yavaş yavaş şehrin içine doğru ilerlemeye başladılar. 

  İçi dolu olan markete geldiklerine Ufuk şaşırmıştı. Nasıl olurdu hiç kimselerin olmadığı bir yerde market dolu olabilirdi anlam veremiyordu. Hatta burada olan hiçbir olaya anlam veremiyordu. Sanki tüm bunlar bir rüyadan ibaret gibiydi. Fakat tüm duyularıyla olanları hissetiği için rüya olma olasılığı azalıyordu. O bunları düşünürken marketten alınacakların çoğu hallolmuştu. 

  Şehir içinde alınacakları almak için Asha önderliğinde geziyorlardı. Hoşuna giden çok şey vardı. Etrafı inceliyor, tüm duyularını kullanmaya çalışıyordu olası bir tehlikeye karşı. Ne de olsa canavar vardı. Her tarzdan bina ve evler vardı. Renkli bir yerleşim merkeziydi burası. Hoşuna gitmişti. Hala karşılaşmadığı canavar olmasaydı burada yaşayabilirdi. 

  Çantlar dolmuş ve güvenli bir şekilde küçük yerleşim yerlerine geri döneceklerdi fakat İgor'un alması gereken aletler vardı. Ufuk'un sornadan öğrendiğine göre kampın mühendisi -her türlü teknolojik işi yapan- İgor muş. O alması gereken maddenin gerekli olduğunu düşünüyordu. Tekrardan şehre girdiler.

  Asha çok sessiz olan Ufuk'u düşünüyordu. Aslında çoğu zaman sessizdi ama bugün sürekli düşünceliydi. Kendi konuşmalarına katılmıyor, kendisine yöneltilen sorulara cevap vermiyordu. Hava kararmaya başlamıştı, acele etmeleri gerekiyordu. Tedbiri elden bırakmıyarak

  "Acele edelim yaratık'ın ne zaman kendini göstereceği belli olmaz. İgor sen öne geç ne alacağımızı sen biliyorsun."

  İgor öne geçti ve büyük adımlarıyla kenardaki bir mağzayı gösterdi az kaldığını belirtmek istercesine. Ufuk uzaklardan geldiği belli olan bir kükreyiş sesi duydu. Ekibindeki baktı ve yüzlerinde ki korkuyu gördü.

  "İgor, alacağın parçayı yada aleti sonra alırız. Gitmeliyiz!" dedi Asha hızlı hızlı ve sert bir şekilde. Der demez tam geriye doğru koşmaya başladı, ekibide uydu ona. Fakat sırtındaki konserve kutularının birbirine çarparak gürültü yapmasının ve koşarken çıkardıkları seslerin kendilerini ele vereceklerinden farkında değillerdi. 

  Güçleri bitmek üzereydi. Görmediği bir şeyden kaçmaya çalışıyor ve hepsi içinden İgor ve almak istediği parçaya lanet edip küfrediyorlardı. Zaten başkasını suçlamak işin en kolay yoluydu. Kendilerinde de suç aramaları gerekiyordu. O da fazlasıyla vardı. Zaman kazanmak için pek bir şey yaptıkları söylenemezdi.

  Canavarla aralarında ki mesafe azalıyor ve şiddetli ses kulaklarını acıtıyordu. Binbir türlü düşünce dolaşıyordu akıllarında. Ufuk kaçmak nefret etttiğini hissetti. Savaşmak istiyordu en azından

  "Kaçmayacağım! Son dakikalarım bunlar olacak olsa bile kaçmayacağım!" dedi sinirli ve nefes nefese bir şekilde.

  Beş kişi karşılarında çok ilginç bir şey varmış gibi onu incelemeye başladılar. Hepsinde yüzünde şaşkınlık, korku ve heyecan vardı. Stephan dayanamayarak :

  "Saçmalamana yaşarsak devam edersin!" dedi her halinden sinirli ve yorgunluk belirten sesiyle.  Tekrar koşmak için Ufuk'u kolundan çekiştirmeye başladı. Fakat Ufuk ısrarla direniyordu. Ekipten geri kalanlar donmuş bir şekilde tek noktaya odaklanmış bakıyorlardı. 

  Ufuk'la Stephan bir sıcak hava dalgasının üzerlerinden geçmesi bir birlerini çekiştirmeyi bıraktılar. Hemen ardından ekiptekilerin arkalarında ki bir şeye odaklanması üzerine yavaşça başlarını arkaya doğru çevirdiler ve istemsiz olarak küfrettiler. Üç yada dört metre uzunluğunda ki biçimsiz bir yaratık duruyordu. Burnundan soluyor ve avının hareketlerini inceliyordu. Fener gibi ışık yayarak bakan kırmızı gözleri Ufuk ve Stephan üzerinde mekik dokuyordu. İlk anlar vücutlarındaki adrenalinin artması üzerine tepki veremediler o bakışlara fakat aniden gelen heyecenla ters istikamete doğru koşmaya başladılar. Arkadaşları da sanki bunu bekliyormuş gibi onlara yetişmek ve belki geçmek için ayaklarını harekete geçirdiler. 

  Yaratık sinirlenmiş ve yeri göğü çınlatacak şekilde kükredi, ekip'in ardından güçlü ve sert adımlarıyla yürümeye başladı. Kendinden emindi bu küçük insancıklar kaçamazdı elinden. Daha şiddetli bir şekilde tekrar kükredi.

  Ufuk kendisi ile alay ediyordu kaçmayacağım diye tutturmuş , arkadaşları ile kendini yakalatmıştı. İşin garibi ise şimdi kaçıyordu bu yaratıktan. Nefes nefese kalmışlardı. Soluklanmak için zamanları yoktu. Ufuk'un içinde bir his doğmuştu. Kendinden emin bir şekilde şehrin ara soklarında koşarken güvenli gördüğü yerde arkadaşlarını durdurdu ve:

  Oksijeni derin nefesler eşliğinde ciğerlerine çekerek "Kaçmamızın yararını nedense göremedim. Eğer bu işin sonunda ölüm olacaksa kaçarak ölmektense yaratık'a zarar vererek ölmek isterim" dedi ve sırıntındaki çantayı yere attı, içindeki kılıçları eline aldı. 

   "İşin buraya kadar gelmesine kim sebep oldu! Senin aptallığın yüzünden meydanın ortasında hem vakit kaybettik hemde canavarı kendimize çektik. Şimdi de bize zaman kaybettiriyorsun!" sinirli bir biçimde bu sözleri söylemesi üzerinde yumruğumu kaldırıp Ufuk'un üzerine yürümeye başladı Stephan. 

  Yumruğunu Ufuk'un biçimli burnuna indirecekken kocaman bir el yumruğunu tuttu ve geri çekti. Arkasına bakınca bu kişinin İgor olduğunu gördü. Bayanlar olanlara şaşırıyorladı. Tüm aksilikler üst üste gelmiş ve bu da yetmezmiş gibi aralarında kavga çıkmıştı. Bir adım öne çıkan Asha bir Stephan'a bir Ufuk'a bakmaya başladı.

  "Bana güven kurtulursak sözünüzden çıkmayacağım. Zaten kurtulamazsak kurtulamayız."  dedi ve kendinden eminliğini gözlerine yansıtarak Asha'ya baktı. 

  Asha durumu değerlendirmeye çalışıyordu. Canavar'ın kükremeleri artık yakından geliyordu. Kaçabilme ihtimalleri çok azdı. Savaşıp kazanma ihtimalleri neredeyse yok gibiydi ki bu da savaşma olamazdı. O yüzden Ufuk'un sözlerine güvenip hayatları için kumar oynayacaklardı. Arkadaşlarının tek tek yüzlerine baktı.

  "Tamam Ufuk." dedi kararlı sesiyle. İgor'a baktı ve anlamış olacak ki bir çantanın içinden çok garip silahlar çıkarmaya başladı ve arkadaşlarına dağıttı. 

  Ufuk bir silaha birde elindeki kılıçlara baktı. Kılıçları ne kadar kullanamadığını düşünsede kılıçları eline aldı, silahıda omuzuna astı. Tam hazırlanmışlardı ki yaratık'ın kafası gözüktü, hayatları için savaş çanları çalmaya başlamıştı ekip için.

  Vote + düşünceleriniz. 

   

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Mar 05, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Yeni HayatHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin