Malikaneden çıkıp ormana doğru koşmaya başladım. Kah çalılara takılıyor kah tökezliyor yoluma devam ediyordum. Bir ağaca yaslanmış soluklanır iken açık bir alanda harabe evi gördüm.
Tedirgin bir şekilde evin kapısı olduğunu düşündüğüm yere yaklaştım. Dokunmamla kapının gürültülü bir şekilde yere düşmesi bir oldu. Küfür ettim, tehlikeli işler yapmak istemiyordum. O yüzden sakince içeriye adamımı attım. Karşımda duran yerle dışarıdan gözüken mekanın hiç alakası yoktu. Harabe olarak gözüken bu yerin içi gelecekten fırlamış gibiydi. Bembeyaz duvarların üstüne siyah raflardan oluşuyordu. Siyah raflar camla çevriliydi, dokunmatik ekrandı. Yanımda ki ilk ekrana dokunmamla gözlerimi kırpıştırdım.
Karşımda 'Dünya Sırları' yazan bir şey belirdi. Heralde bu hologramdı. Bu bir kitapsa sayfasının değişmesi gerekirdi. Sayfayı değiştirmek için deneme çabalarımın boş olduğuna karar verek içinden geçtim. Sadece girişi böyle olan bir yerin tamamı nasıl olurdu düşünmeden edemedim. Merakımla birlikte yavaşça harabeyi gezmeye başladım.
Tüm evi gezmiştim yana kayıp açılan kapılar, bunların açılmayanları, dokunmatik hologramlı kitaplardan oluşuyordu. Sadece küçük bir odanın içinde kanepe, kağıt, kalem ve kaplı kitaplar vardı. O küçük odaya girdim ve aklıma bir şey geldi.
Kanepeye oturdum ve son iki günümü düşündüm. Aklıma gelen gördüğüm ve hissettiğim herşeyi yazdım. Yazma işim bittikten sonra kağıtları katlayıp cebime koydum. Kitaplara dokundum, kokularını içime cektim ve ilk dikatimi çekeni okumaya başladım. Kitaplarla bütünleşmişken karnımın uğuldamasıyla uzun zamandır aç olduğumu fark edip gerçek dünyaya döndüm.Bu harabede yiyecek hazırlıyabilme gibi bir ihtimalim yoktu. Elimden bir şey gelmediği için düşüncelere bıraktım kendimi. Bu bana verilmiş bir şans mıydı? Yeni hayatımı mı yaşa malıydım? Geçmişim önemli olmalı mıydı? Böyle düşüncelerle boğuşurken uyku beni ele geçirdi.
Sabah uyandığımda bir çift göze bakıyordum. Okyanus mavisi gözlerdi bunlar. Ister istemez huzur buldum. Tepki vermeme fırsat kalmadan gözler uzaklaşmaya başladı. Karşımda çarşafa sarılmış ihtiyarı gördüm; Kel, yaşına göre sağlıklı bir vücut, mavi gözler, uzun beyaz bir sakal. Kimdi lan bu? Ihtiyarı incelerken"Adım Josep" dedi.
"Bende ..." Ufuk dememe fırsat kalmadan
"Senin her şeyini biliyorum" dedi yumuşacık sesiyle. Kendi hakkımda o zaman bir şeyler öğrense miydim? Ihtiyar "Hafızan hakkında bir şey diyemem. Sadece sana yol gösteririm. " dedi karşı çıkmamı istemiyor muşcasına. Kabulümdü ses çıkaramadım. Tam bir şey diyecektim ki karnımın guruldamasıyla sözüm içimde kaldı. Ihtiyar tebessüm etti ve arkasına doğru hareketlendi, eğilip yerden bir torba alıp koydu önüme. Açtığımda karşımda dumanı hala çıkan ekmek arası et parçaları vardı. Kıtlıktan çıkmış gibi yemeğe başladığımda ihtiyar kağıda bir şeyler yazıyordu. Ona baktığımı farkedip yemeğimi yememi işaret etti. Yemeği bitirdiğimde ihtiyarı tanımak için
"Nesin sen?" dedim.
"Keşişim" dedi kısa ve öz bir şekilde. "Sana yardım etmek için varım" dedi. Konuşacağım sırada işaret parmağını dudağıma koydu. "Sus ve sadece dinle zamanın az ve buradan gitmen gerekiyor o yüzden iyi dinle" dedi yaşına göre baya iyi bir şekilde. Kafamla onayladım. "Sadece içindeki en doğru kararı düşün ve ona göre hareket et" avucumu titreyen elleriyle açtı ve yazdığı kağıdı elime koydu "Hemen buradan git ve şehire uğrayınca aç oku" dedi değişik bir mutlulukla. Harabeden adamımı dışarı attığımda arkamdaki ev patladı, patlamanın etkisiyle ağaçlara doğru havalandım -uçmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamış oldum. Keşişi düşünmeden edemedim ağaçların acısını tüm hücrelerimde hissederken...
Vote bırakırsanız güzel olur.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yeni Hayat
Science FictionHafıza kaybı yaşayan bir gencin geçmişini umursamayıp önüne baktığı ve yeni yoluna devam ederken yaşadığı olaylar... Ama şaşırtıcı bir gerçek onu bekliyordur. "©TÜM HAKLARI SAKLIDIR. "