02. can you read my mind?

826 92 44
                                        


Seul, o kadar kalabalık bir şehirdi ki bazen adımlarımı atarken iki kere düşünmek zorunda kalıyordum.

Üniversite okumak için ailesini yalvar yakar ikna edip 3 yıl önce şehre ayak basan saf Chaeyoung'un bundan haberi yoktu, doğduğundan beri hayatını sakin bir balıkçı kasabasında geçiren biri olarak Seul'de yaşadığım ilk ay sürekli büyüdüğüm yer ile hayatımın devamını sürdürmeyi planladığım yeri karşılaştırıp durmuştum. Tabi bu planımdan yalnızca iki kişinin haberi vardı, 12 yaşındayken ilk yurt dışı tatilimizi yapmak için Güney Kore'ye ayak bastığımızda tanıştığım çocukluk arkadaşım Yerim ve onun biricik komşusu Chris.

Aslında ben 12 yaşındayken büyük anne ve babamı görmek için Busan'a gelmiştik ama onların bizi götürdüğü yazlıkta Yerim ile tanışmıştım, her yaz annemleri Melbourne'den Busan'a sürükleme çabalarım büyük annemin de beni desteklemesiyle olumlu sonuçlara ulaştığında Yerim ile arkadaşlığımız hiç bozulmamış, okumak için ikimiz de Seul'ü yazdığımızda Chris ile tanışıp onunla da yakın olmuştum bir şekilde.

Yerim nasıl ise, Chris tam tersiydi. Her sorununuzu sıkılmadan dinleyip güzel tavsiyeler verebilen, okulunda ve aile ortamında örnek öğrenci seçilen saygılı bir çocuktu. Öte yandan Yerim tanıdığım en deli dolu karakter diyebilirdim, yaptığı her işten çok çabuk sıkılırdı ve ailesinin en küçüğü olmasıyla sorun çıkaran çocuk gözüyle bakıldığından asi bir ergenlik yaşamış biriydi. Yine de bu ikili yıllarca aradaki dengeyi koruyabilmişti.

Ben ise, geldiğim günden itibaren o dengede yürümek için çabalıyordum. İnsanlarla kavga etmekten kaçınan, uzlaşmacı bir yapım vardı hep fakat bu şehrin kalabalığı beni günden güne daha çok yoruyordu. Sanki ne kadar kalabalıksa o kadar çeşit insan olduğunu kanıtlamak amacıyla önüme türlü türlü karakter çıkarmaya yemin etmiş gibiydi ve maalesef ki, en ucuz fiyata bulabildiğim apartman dairesini paylaşmak zorunda kaldığım iki ev arkadaşım da buna dahildi.

Öğleden sonraki derslerim çabuk bittiği için o gün eve biraz erken dönmüştüm, Yuri'nin annesinin birazdan nöbete gideceğini biliyordum ve akşama kadar ona benim bakmam gerekiyordu. Bu nedenle eve girer girmez üzerimi değiştirmeyi ve bebeğimi de yanıma almayı planlıyordum fakat çantamdan anahtarımı çıkarıp evin kapısını açtığım ilk saniyeden fikrimi değiştirmiştim.

Bu evin elbette ki kuralları vardı, ama görünüşe bakılırsa bu kurallar sadece benim için geçerliydi.

Küçük salonumuzun gri koltuklarına yayılmış en az beş yabancının yanı sıra yere çöken üç kişiyi ve mutfaktan çıkan ev arkadaşım Chaerin'i gördüğümde bir süre olduğum yerde kalıp sabır dilendim. Eve arkadaşlarını getirmesi bir problem değildi tabi ki de ancak bu saatte partilemeye karar verdiklerini odanın dağınıklığından ve halıdaki bira şişelerinden anlayabiliyordum, salonu resmen bok götürüyordu. Arkadaşlarının gece yarısına kadar kalacağından ve kimsenin ortalığı toplamayacağından emin olduğum için öfkelenmemi başka bir zamana erteledim. Ardından onların varlığını yok sayıp hızlı adımlarla odama yöneldim.

Seul'e ilk geldiğimde birkaç ay Yerim ile kalmıştım, ancak o da yaşlı teyzesi ile yaşadığı için benim için kalıcı bir ev değildi haliyle. Bu nedenle ev aramaya başlamış ve çok sürmeden Chaerin'in ev arkadaşı ilanını görüp onunla tanışmıştık. Genel olarak kötü bir kız değildi, faturalar konusunda da iyi bir düzene sahiptik fakat asla tahammül edemediğim bir huyu vardı: Dağınıklık.

Bir diğer ev arkadaşım Jiwoo ise evi yalnızca uyumak için kullandığından onu sadece geceleri eve geldiğinde görüyordum, iş dağılımlarına da pek katkıda bulunmuyordu tabii. Ancak ne kadar sızlansam da başka seçeneğim olmadığından iki yılı daha burada geçirmek zorundaydım işte.

enchanted Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin