05. my heart's out, my guard's down

697 80 29
                                        

Küçükken hayali arkadaşları ile çay partileri düzenleyecek kadar geniş bir hayal dünyasına sahip bir çocuk olarak, olmak istemediğim şey yoktu dünyada. İzlediğim filmlerin ya da kitapların baş karakteri olduğumu hayal etmeye bayılırdım, duyduğum her mesleğe geleceğim gözüyle bakar ve bir gün dünyaca ünlü bir Pop starı olup sahnelerde koşturacağımı düşlerdim hep.

Fakat dünyaca ünlü bir idol tarafından bizzat evime bırakılmak, hiçbir zaman hayallerimi süsleyen bir istek olmamıştı.

"Seni şu an hem kıskanıyorum hem de seninle gurur duyuyorum, Chaeyoung."

Çok açık bir şekilde, Yerim benimle aynı fikirde değildi. Dün gece eve gelir gelmez onu arayıp olanları anlattığımda benden daha heyecanlı bir sesle çığlık atmıştı, söylediği gibi Jungkook gelirse onu aramam gerektiği kısmının tamamen aklımdan uçmasına ise takılmamıştı bile. Jungkook'un onun nasıl olduğunu sorması hayatı boyunca alabileceği en iyi etkileşim olduğu için yeterince mutluydu, her ne kadar utanç verici bir olayla başlamış olsa bile. 

Cips paketlerini açıp büyük kaselere boşaltan Chris, kendi halinle bir gülüşle ona bir bakış attığında "Gurur duyman neden?" diye sordum Yerim'e. Sınavlarımız başlamadan bir pazar gecesini film izlemeye ayırmak için bizim evde buluşmuştuk, diğer ev arkadaşlarım dışarıda olduğu için de her zamankinden daha rahat hissediyordum.

"Sence!" dedi Yerim buzdolabının içinden neredeyse çığlık atarcasına. Yıllar önce sakladığım dondurmaları bulmaya çalışıyordu, ben çoktan pes etmiştim aslında ama Yerim dondurmalar için canı pahasına savaşacak bir kızdı.

"Yüce Jeon Jungkook'tan elli kere falan notice aldın, sonra da seni arabasıyla evine bıraktı. Tekrar ediyorum bak, şoförüyle falan değil bizzat kendisi sürdü hem de!"

Evet, gerçekten de öyle olmuştu ve ben her düşündüğümde midemin kasılmasına engel olamıyordum. Yorgun göründüğümü, bu saatte taksilerde sürünmek yerine hızlıca eve bırakabileceğini söylediğinde bana pek de seçim şansı sunmadığından kabul etmiştim hemen. Yürüyerek bırakırım dese de kabul ederdim, belki taksiyle onu başka şehre bile bırakabilirdim hatta. 

Peki neden bunu yapıyordu? Ben onun için bir yabancıdan farksız değildim, bana nasıl güvenebilirdi ki?

"Sanırım haklısın," diye kendi kendime mırıldandığımda, konu açıldığından beri sessizce bizi dinleyen Chris nihayet yorum yapmıştı.

"Bence, idol kavramı adı altında ünlü insanlara fazla baskı yapılıyor ve centilmen davranıp yorgun bir kadını eve bırakmak istemesi bile bize aşırı anormal geliyor. Fakat bu anormal değil, olmamalı." Chris'in sözleri nedensizce durup bir yutkunmama neden oldu, dün gece her ne zaman zihnime uğrasa bu oluyordu zaten. 

Pahalı olduğu üç kilometre öteden anlaşılabilecek siyah arabaya bindiğimde içimde tarif edemediğim, garip bir his dolaşıyordu fakat kesinlikle rahatsız edici değildi. Ben ne kadar onun için bir yabancıysam, o da benim için bir yabancıydı ve idol kişiliği dışında nasıl bir insan olduğunu ilk o arabada tanımaya başlamıştım. İçerisine sinen ferah, okyanus esintilerini andıran kokunun ona ait olup olmadığından emin değildim ancak oldukça rahat koltuğunda eve yolculuk edene kadar içerisinin keyfini çıkardığımı söyleyebilirdim. Siyah filmle kaplı pencerelerinin içinde kimse bizi göremeyeceği için Jungkook da barda olduğundan daha rahattı, ona yaklaşan albümleri hakkında heyecanlı olduğumu söylediğimde samimi bir gülümseme sunmuştu bana. Sonra kısa sohbetimizin konusu benim neler yaptığıma geldiğinde nerede ne okuduğumu ve Kore'ye üniversite için geldiğimi anlatmıştım.

enchanted Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin