3. Bölüm: Gül Bahçesi

336 57 176
                                    

Selamınhello!

İyi okumalar :)

/Şarkı: Süleyman Çapar- Saklı

.

.

.

Kalbi Atan Ölü Bedenler- Gül Bahçesi:

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Kalbi Atan Ölü Bedenler- Gül Bahçesi:

''Mis kokan ellerinle diktiğin güllerin yapraklarını kanlı parmaklarınla tek tek koparıp, geriye sadece dikenleri bırakacak kadar kötüydün sevgilim.''

 İkinci edebiyat dersinin bitişine kadar münferit bir şekilde tuvalette oturdum, hissedemediğim elini avuçlarımın arasına aldığım o tuvalette... Bol bol düşündüm, bol bol ağladım. Normalde duygusal bir kişiliğim yoktu ama bu ölü beden, gün boyu taktığım maskeleri hissedilmeyen tek bir dokunuşuyla yerle bir etmişti.

Teneffüs zili çaldığında ayaklandım ve hızlı adımlarla saniyeler içinde okuldan çıktım. Tekrar yanıma gelir diye öyle ödüm kopuyordu ki... Aslında isterdim yanımda olsun ama bu halde, maskelerim tamamen düşmüşken karşısına çıkamazdım.

 Kavşağın kenarından çocukların top oynadığı ara sokağa girdim. Kimisinin ayakkabıları yoktu, ama nasıl da mutlulardı... Anlatsaydım şu derdimi küçücük çocuklara, gülerlerdi ama belki iyi gelirdi.

🍷'

Saatler sonra evimin olduğu sokağa girdim. Dudaklarımın arasındaki sigaranın ucundaki kül uzamıştı, sigarayı dudaklarımdan çekip külünü iki parmağımın arasında silkeledim. Kapının önünde durduğumda bitmiş sigaramı fırlatıp anahtarımı deliğe soktum ve kapıyı açtım. Ev karanlıktı, Tanya bu saatlerde çoktan uyumuş olurdu. Bundan dolayı Tanya'nın karşına çıkmama planım kolaylaşacaktı. 

 El alışkanlığıyla girişteki lambayı yaktığımda aynı hızla kapattım ''Lanet...'' diye mırıldanırken karanlıkta önümü göremeden ilerliyordum düşmemek için ellerimi öne doğru uzattım. Sonunda ellerime sert, kapaklı bir cisim çarptığında bunun çekmece olduğunu anladım. Üstten ikinci çekmeceyi açıp elimle içini yokladım. Rastgele iki mumu seçip çıkardım ve mutfaktan kibrit aldım ve mutfağın balkonuna girip ortadaki sehpaya koydum aldıklarımı. Ben inatla lambayı açmazken sokak lambalarının balkona dolan soluk ışığında yaktım mumlarımı tek tek. Ardından tekrar mutfağa girip buzluktan bir şişe bira çıkardım. Normalde içkiden uzak dururdum ama bugün kafamda öldürülen maktullerin kanını ancak içki temizleyebilirdi.

 Bira şişesini ağzıma dayadığımda art arda buz gibi yudumlar yuvarladım boğazımdan. Her bir yudum kafamdaki pisliği temizliyordu sanki. Soğuk yudumlar boğazımı ağrıtmaya başladığında yarıladığım şişeyi dudaklarımdan çektim ve sehpanın üzerine koydum. Ardından balkonun demirlerine dayadım kendimi, tenha sokağı izledim iyiden iyiye uyuşan beynimle. Eski binaların dökülmüş sıvaları, kırık camlar ve sokak lambasının sarı ışığı sokağı epey ürkütücü yapıyordu. Üçüncü katta olan balkonumuzdan aşağıya baktım, atlasam ölür müydüm? Bütün yolları denemiştim, var olup olmadığını bile bilmediğim cennet veya cehennem fark etmez... Siktir olup gitmek istemiştim öbür tarafa. Olmamıştı. Evren bir şekilde beni bu zindana tekrar tıkmıştı.

Kalbi Atan Ölü BedenlerHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin