Bölüm 11-Ankara

75 7 0
                                    

O günden sonra aracın yapımına hız verdik. İlk gün aracın iskeleti ve dış kısmı bitmişti. Ancak sonra motorun gücünün bu kadar ağırlığı taşıyamazdı. Ertuğrul Abi ikinci bir motor takarsak bu sorunun çözüleceğini söyledi. Bu yüzden yağmacıların kamyonunun motorunu söktük. Ertuğrul Abi birkaç kablo ve boru takıp birşeylerin yerini değiştirdi. Ancak iki motor oldukça fazla bebzin kullanacaktı. Ve eğer zombilerin arasında benzinimiz biterse aşağı inip doldurmaya çalışmak delilik olurdu. Bu yüzden benzin depoduna bir boru bağladık. Böylece içeriden doldurabilecektik. Bir kenara benzin bidonu yığdıktan sonra kamyon hazırdı. Saat 2.51'i gösteriyordu. Çalışmaktan zamanın farkına varmamıştık. Hepimiz uyumak için sabırsızlanıyorduk. Ama daha çok işimiz vardı...

Sabah uyandığımda saate baktım.10.22 idi. Bizden başka uyuyan yoktu. Gecenin 3' ünde yatarsan öyle olur tabi. Diğerlerini kaldırıp masaya oturduk. Kahvaltıdan sonra Akın Amca'nın deyimiyle "hafif muharebe araçları"na başlayacaktık. Bunlar iki yanına yolcu yeri ve bunların önüne iki tane otomatik tüfek monte edilmiş motosikletlerdi. Kamyona eskortluk ve gerektiğinde takip yapacaklardı. İki tane yapacaktık. Bu bize iyi bir savunma ve saldırı gücü sağlayacaktı. O gün bununla geçti. O gece de yorgunluktan yatağa girer girmez uyuyakaldım...

Sabah kalktığımda bugünün son günümüz olduğunu hatırladım. Yarın yola çıkacaktık. Bugün silah, yiyecek ve benzin yüklemesi yapacaktık. Ardından erkenden yatıp sabah 5.00'te yola çıkacaktık. Saat 14.00'te gelecek uçaktan önce havaalanı ve çevresini kontrol altına almalıydık. O gün de bitti. Akşam 22.00'de uyuduk. Yarın zor olacaktı...

Sabah hemen hazırlandık. Önce Umut Abi Van'la konuştu. Emre göre askerlerle önce Kırıkkale'yi ele geçirecek, sonra onları Van'a götürecektik. Dün hazırladığımız pencere ızgaralarını da takıp yola koyulduk. Askerler kendi araçlarını kargo uçağıyla getirecekleri için bir de onlara araç aramayacaktık. Şehirde bir olay olmadı. Zombilerle karşılaşmadık. Ankara yolu boştu. Bazen yol kenarında terkedilmiş veya kaza yapmış arabalar görüyorduk. İnsanlar yolda kendilerine aşı yapmışlar ve zombiye dönüşüp kendi sonlarını getirmişlerdi. Birden bir silah sesi duyuldu. 4 kişi araçlarıyla barikat kurmuş, bize ateş ediyorlardı. Zırhlı aracın üzerindeki makineli tüfek ateş etmeye başlayınca kaçmaya kalkıştılar. Ancak birbirleri ardına yere düştüler. Dikkatlice araçları kontrol ettik. Görünüşe bakılırsa bu adamlar bir avcılık dükkanını basmışlardı. İçerisi çelik yelek ve mermi doluydu. Hemen bunları araca taşıyıp yola koyulduk. Yoldayken boş durmamaya karar verdik. Çelik yelek zor bulunduğu için bu adamlar onlarca almışlardı. Takasta kullanabilirlerdi. Herkes üstüne birer tane giydi. Evdekiler için de birer tane ayırdık. Ancak geriye yaklaşık 50 tane kalmıştı. Bunları da aracın kenarlarına yapıştırdık. Bir keskin nişancı mermisini zırhımız ancak yavaşlatabilirdi. Ancak yavaşlatılmış mermiyi bu yelekler durdurabilirdi. İşimiz bittiğinde neredeyse Ankara'ya gelmiştik. Ankara'ya girdiğimizde hayrete düştük. Caddeler zombi doluydu. İşimiz gerçekten zor olacaktı...

Havaalanına vardığımızda çoktan birkaç yüz zombi ezmiştik. Önce biz araçla (artık AMA(ağır muharebe aracı) diyeceğim) dışarıda beklerken HMA'lar(şu motosikletler) içeriyi kontrol edip zombileri öldüreceklerdi. 5 dakika sonra geri gelip bu kadar kişinin yetmeyeceğini söylediler. 5 kişinin AMA'da kalıp diğerlerinin havaalanını ele geçirmesine karar verdik. Havaalanına gidecek gruptaydım. HMA'lardan birine bindim. Havaalanını dolaşmaya başladık. Girdiğimiz heryerde birkaç zombi vardı. Bunları temizledik. Geriye sadece kule kalmıştı. Kuleye yaklaşınca zombilerin önünde kapıyı yumrukladığını gördük. Garip olan zombilerin arada bir yere yığılmasıydı. Yukarı bakınca birinin susturuculu tabancasıyla zombilere ateş ettiğini gördüm. Hemen zombilere ateş etmeye başladık. Zombiler kısa sürede temizlenmişti. Böylece HMA'ların gücünü de görmüş olduk. Kısa süre sonra kapı açıldı. İçeriden 11 kişi çıktı. Kıyafetlerinden birinin güvenlik görevlisi,diğerlerinin de kulede çalıştığı belli oluyordu. Onları AMA'ya götürdük. Saat 13.52'ydi. Havaalanı zombilerden temizlenmişti. Birden bir gürültü duyduk. Havaya bakınca 6 F-16 ve 2 bombardıman uçağının yaklaştığını gördük. AMA'yı havaalanını korumak üzere bırakıp piste koştuk. Biz piste vardığımızda onlar da iniyordu. Bir an onların yabancı olduğunu unutup "Hoşgeldiniz!" dedim. Tam bunun farkına vardığımda içeriden bir ses geldi." Hoşbulduk küçük. Sen sanırım bizi karşılamaya gelen gruptansın." Bir an şaşırdım. "Ama siz Türkçe..." "Evet türkçe biliyoruz. Daha önce Türkiye'de Nato Karargahını korumuştuk. 2-3 yıl kalınca öğrenmiş olduk." O arada araçlar ikinci uçaktan indirilmişti. Herkes inince uçaklar geri döndü. Akın Amca "hadi yola koyulalım. Yolda konuşuruz. O anda HMA'ları gören adam şaşırdı. "Bunları siz mi yaptınız? Muhteşem olmuşlar. Dönünce bu araçları seri üretime geçirmeliyiz. Tabi sizin izninizle." Akın Amca konuştu "Siz bir de AMA'yı görün. Ama şimdi hızlı olmalıyız." Hemen girişe doğru yola çıktık. Askeri araçlar havayolunun araç girişinden çıkarken AMA'ya vardık. Adam AMA'yı görünce dayanamadı. "Aman Tanrım! Bu da ne? Böyle bir zırhlı araç, bu kadar kısa sürede... Ah, kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Albay Peterson. John Peterson. Çok üzgünüm. Bu kadar muhteşem araçlar görünce...". Sonunda yola çıktık. 2 saatlik bir yolculuğun ardından Kırıkkale'ye vardık.(Konvoyda tank taşıyan TIR'lar vardı. Yoksa AMA 100km'ye çıkabiliyor). Eve gidince hemen askerleri önceden zombilerden temizlediğimiz evlere yerleştirdik. Sonra kahve ve yemek götürdük. O gün böyle işlerle geçti. Yarın şehri ele geçirmeye başlayacaktık...

Yanılgı ZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin