18 | dance with me

12.9K 1.5K 2.1K
                                        

"Aşık olduğum adamın düğününe gidiyorum makyajı."

Elimdeki dudak nemlendiricisini dudaklarımda gezdirip çektim ve dudaklarımı birbirine bastırıp iyice yaydım. Çok da renkli bir nemlendirici değildi, kuruluğunu alsın diye sürüyordum.

Nayeon ise sinirli sinirli söylenirken bir yandan Elvira, Nayeon'un korsesini bağlamakla meşguldü.

Normalde bile kabarık elbiseler giyiniyordu kadınlar, ve baloda çok daha abartılıydı tarzları. Eteklerinden yanlarına bile yaklaşamıyordum. O kadar süslü ve gösterişliydi ki.

Elvira'nın üzerinde lila, kabarık ve kat kat tüllü bir elbise varken saçlarını yine dalgalı salmış, önlerini örmüştü.

"Lila en sevdiğim renk..." diye mırıldandı bize gülümseyerek. Üzerindeki elbiseden de belliydi.

Nayeon ise beyaz kabarık elbisesinin üzerinde yer yer toz pembe tüllerin süslediği bir elbise giyiyordu. Saçı ise topuzdu, kısa saçı nasıl topuz yaptılar, kadınları anlamıyordum.

"Maskeni tak, Jungkook." dedi Elvira elbiseyi giydirmeyi bırakıp.

"Umarım önceki hayatımda çok önemli biriydim de bu maske boşa gitmiyordur."

"Askerdin. Yeterli mi?"

Kaşlarımı kaldırdım hemen. Önceki hayatım hakkında ilk defa bir şey öğreniyordum.

"Cidden mi?"

"Evet. Sevilen bir askerdin ve yaklaşık bir ay önce öldün. Bu yüzden yüzünü gizliyoruz."

Bir ay önce?

Evian'ın gidip durmaya çalıştığı bir ay önce.

"Hmm... anladım."

Elvira bana bunları neden anlatıyordu bilmiyordum. Belki de bir daha kaçmamam içindi. Gerçekten çok korkutmuştum onları.

Kenarda duran kumaş parçasını yüzüme kapadım, arkada bağladım. Bu sefer verdikleri takım elbiseler de farklıydı. Önleri tamamen kapalı, bolca düğmenin olduğu, lacivert ve şapkasız bir kıyafetti.

Düğüne hazırdım.

-----

Saray...

Saraya geldim!

"Hoşgeldiniz, Prenses Elvira..."

Girişte konukları karşılayan iki tane adam eğildiğinde, Elvira girdi önden, Paul ile. Böyle mekanlara çift olarak girildiğinden Nayeon tıpkı Elvira gibi, eldivenli eliyle kolumu tutuyordu ve mümkün olduğunca heyecanımızı gizlemeye çalışıyorduk.

Arkamızda Hoseok, Namjoon ve Seokjin yan yanaydı. Paul'a defalarca kez Hoseok'la girmesini söylesem de onun tek dediği "ölmek istemiyorum" olmuştu. Anlaşılan, bu döneme de homofobi hakimdi.

İhtişamlı bir saraydı. Davetliler sayılı kişiler, daha çok elit kesimlerden insanlar olduğu belliydi zira hepsi prensesten bile dik duruşlu, sakin ve alışıktı.

Çiftti çoğu. Görkemli elbiseler ve prens gibi giyimli adam doluydu. Altın gibiydi her yer, tebede kocaman bir avize vardı. Ortada kocaman, boş bir alan vardı muhtemelen dans için. Kenarlarda ise masalar. Ama koltuk, sandalye yoktu.

Saatlerce oturmayacak mıydı insanlar? Oturmaya mı geldik demenin bir yolu muydu bu?

"Oha şuna bak!"

Elimle hemen yanımdaki Nayeon'a gösterdim boydan boya uzanan masayı. Upuzun bir masa, üzerinde çeşit çeşit yiyecek, içecek vardı. Pek çok insan yalnızca içecek alıyor, birkaç lokma kurabiye tarzı şey tattıktan sonra gidiyordu.

evian Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin