"Ee, Jungkook. Nasılsın?"
Son derece samimiyetsiz bir şekilde gülen Hoseok ve Paul'a bakıp kaşlarımı kaldırdım. Sıcak davranamamaları normaldi çünkü onlara göre yeni tanışmıştık ve ben gelecekten geliyordum, şaşkınlardı.
"İyiyim... Evian nereye gitti öyle?"
Evian yaklaşık bir saat önce apar topar bir yere gitmişti ve bir gece gelmeyeceğini söylemişti.
"Birkaç işi vardır. Prens sonuçta."
"İyi..."
Görmek istiyordum onu. Bir şeyler sakladığı açıktı ancak o an tek yapabildiğim koltukta arkama yaslanıp kollarımı bağlamak oldu. Karşı koltuktaki ikili de yan yana oturmuş, beni inceliyorlardı.
"Sevgili misiniz siz?"
Sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi merakla sordum. Anlaşılan şu güven sorunları sonradan olmuştu.
"Evet." dedi Hoseok kafa sallayarak.
"Birbirinize güvenin. Tamam mı? Bir ay sonrasından geliyorum ve bir türlü barışmayan bir ikiliye dönüştünüz aptallıklarınız yüzünden."
Bunları anlatmak bana doğru geliyordu çünkü ikisini de seviyordum ve ayrılmalarını istemiyordum. İkisi de mutlu değildi ve Hoseok, Paul'dan nefret ediyordu gelecekte. Bunun yaşanmamasını tercih ederdim.
Şaşırdı ikisi de ve birbirlerine baktılar.
"Birbirinizi aldattığınızı sakın düşünmeyin."
"Peki..."
Kafalarını aşağı yukarı salladılar hâlâ şaşkın olsalar da.
"Nasıl tanıştınız?"
"Ah... biz..." Paul cevaplamaya çalıştı bu sefer ama takıldı. "Bir arkadaşımızın düğününde."
"Anladım..."
Kafa salladım ve derin bir nefes alıp etrafa bakındım. Çok sıkıcılardı. Birbirlerine bakıp gülümsüyorlar, fısıltılı konuşmalar yapıp durduk yere öpüyorlardı.
Benim aklım Evian'daydı.
Birkaç saat olmuştu ve ben burada hem sıkılmış, hem de aklım onda bir şekilde kalmıştım. Yanına gitmek istiyordum. Ne yaptığını merak ediyordum.
Gidecektim de.
Ben, gerçekten korkmuyordum açıkçası. Ne kaybolmaktan ne de yakalanmaktan. Buradan kaçmak da benim için zor olmayacaktı. Bir kere kaçmıştım zaten.
"Ben bahçeye çıkıyorum."
"Tamamdır."
Ayağa kalktım ve yüzümde gizli sinsi bir gülüşle bahçeye açılan arka kapıya ilerledim. Gerçekten her seferinde aynı numarayı yiyorlardı.
Bahçeye çıktığım gibi onların muhabette daldığı bir vakit bahçeden de çıkarak artık bildiğim yoldan indim şehire. Maskem yoktu. Bu sefer beni görünmez yapacak biri de yoktu. Belki şuan maskesiz gezmem doğru olmazdı, sonuçta yaklaşık bu zamanlar öldüysem şuan canlı olabilirdim ve kendimle karşılaşmak hoş olmazdı. Evian'a bu kadar da sorumsuzluk yapamazdım. Bu yüzden boynuma bağladıkları fuları çıkarıp yüzüme bağladım ve yoluma öyle devam ettim.
Geçen sefer at arabasıyla gitmiştik. Halka hizmet eden at arabaları var mıydı ki diye düşünürken çıktığım ana cadde tarzı yerde arka arkaya dizilmiş at arabalarını gördüm ve heyecanla yerimde dikeldim. Birkaç insan biniyor, gidiyordu arabayla.
Kalabalık caddede at arabalarının olduğu yere doğru yanaşmaya başladım. At süren adamlardan biri atların yanında öylece müşteri bekliyordu ve ona gitme kararı alarak yanına adımladım ama pek geçmeden durdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
evian
FanfictionLise öğrencisi Jeon Jungkook, sokaktan sahiplendiği kedinin 1843'den gelen Prens Evian olduğunu öğrenir. ♥︎ 1. Kitap 22.06.2021 - 08.10.2021
