Alarm sesine bu sefer ilk ben uyanmıştım. Uzanıp susturdum öten telefonumu. Yatakta sırtını dönmüş uyuyan Jimin'i görünce gülümsedim. Babalarımız farklıydı falan ama çok seviyordum be.
Telefonumu elimde döndürüp Taehyung'a mesaj attım.
Kime: Taehyung
Mesaj: Bu akşam gelemeyebilirim
Gözlerimi ovup başımı tekrar yastığa koyduğumda titredi telefonum.
Kimden: Taehyung
Mesaj: Bir şey mi oldu?
Kime: Taehyung
Mesaj: Yok da bu saatte neden ayaktasın?
Normalde ondan aşağı uyanmıyordu. Kaldı ki saat yedi bile değildi.
Kimden: Taehyung
Mesaj: Elisa erken gidecekmiş onu yolcu ediyorum
Kimden: Taehyung
Mesaj: Sen neden gelmiyorsun?
Kime: Taehyung
Mesaj: Pek iyi değilim
Kimden: Taehyung
Mesaj: Biliyorsun sevişmekten başka şeyler de yapabiliriz
Kime: Taehyung
Mesaj: Bu bir teklif mi?
İstemsizce gülüyordum.
Kimden: Taehyung
Mesaj: Evet?
Kimden: Taehyung
Mesaj: Ne yapmak istersin?
Kime: Taehyung
Mesaj: Aslında konuşmak istediğim şeyler var
Kimden: Taehyung
Mesaj: Çıkış saatin kaç?
Kime: Taehyung
Mesaj: Gece on
Kimden: Taehyung
Mesaj: Çıkışta alırım o zaman
Kimden: Taehyung
Mesaj: Şimdi gitmem gerek
Kime: Taehyung
Mesaj: Görüşürüz
Kimden: Taehyung
Mesaj: Görüşürüz
Ekranımı kilitlediğim zaman Jimin'in sırıtarak bana baktığını gördüm. "Kimdi o?"
Telefonumu masama bıraktım ve tek kaşımı kaldırarak sordum. "Muşta nereden?"
"Beni dövmeyi düşünen bir çılgından aldım," dedi gülerek. İyice psikopata bağlıyordu ama hayırlısı. "Ee, kimdi o?"
Yattığım yerde yükselip sırtımı yatağın başlığına yasladım. "Birisi işte öyle." Aramızın düzelmesine seviniyordum tabii ama o konuşulanları öylece yok saymamız rahatsız etmişti.
"Bir şey sorsam kızar mısın?" Bakışlarımı ona çevirdiğimde karşımda bağdaş kurdu. "Önceki adın neydi? Ve soy adın?"
"Adım Laurence ." Ağzı hayretle açılınca güldüm. "Luna'nın babasının adı Lawrence'dı. Ona uygun güzel bir isim aramış babamın anlattığına göre. Anlamı iyi savaşçı olan bu ismi bulmuş sonunda."
Kaşları çatıldı, gülümseyerek "Çocukken sokmuşlar yani beynine," derken.
Kafamı salladım. "Beni 'savaşçı' diye çağırırdı."
Derin bir nefes çekti içine, beni de aynısını yapmaya iterek. "Soy adın neydi?"
"Parker." Alt dudağını sarkıttı kaşlarını kaldırırken. Böyle davranması sinirimi bozmaya başlamıştı. Yıllardır kimseye söylemediğim şeyi sonunda birisine anlatabilmiştim; o ise çok bir önem arz etmeyen şeylerden bahsediyordu. "Bana kızgın değil misin?"
Oturduğu yerde dikleşti. "Yaptığın şey affedilecek bir şey değil. Bir insanın hayatıyla oynamışsın resmen."
Onayladım başımı sallayarak. "Cidden amacım o değildi. Ucunun ona dokunacağını tahmin edemedim."
"Nasıl bu kadar rahatsın?" Gözleri dolmuştu.
İyice anlaması için tam gözlerinin içine baktım yanına yaklaşıp. "Beni böyle olmam için eğittiler, Jimin. Konu ölüm olunca hissizleşiyorum. Beni yıkan tek ölüm babamınkiydi. Babasız kalmak, yol gösterenim olmadan devam etmek için çok küçüktüm çünkü."
"Hiç birisini öldürdün mü?"
Hiç beklemediğim bir soru olduğu için tökezlediyip geri çekildim. Cevabını duymak istemiyor gibi zorlukla ağzından çıkan kelimelerden sonra yutkunuşunu izledim. "Az kalsın." Kaşlarını çattı, dudakları dümdüz oldu. "Zorladılar. Elime silah verdiler. Kaçtım," dedim omuz silkerek. O zamanları düşündükçe Hyun Bin amcaya teşekkür ediyordum. "Bunlar hep eskidendi, Jimin. Ben yine senin ağabeyinim."
"Diyorsun da benim bildiğim ağabeyim bırak intikam peşinde koşmayı, kimseye nefret bile beslemezdi. Sen hala o dünyadan çıkamamışsın."
"Çıkmak istemiyor olsaydım o koskoca Lawrence sekiz yaşımdaki halime kal diye yalvardığında kalmaz mıydım sence?"
Kafasını geriye atıp ofladı uzunca. "Peki ne yapayım ağabey? Cidden ne yapacağımı bilmiyorum." Omuzlarımla beraber kaşlarımı kaldırdım. En ufak bir fikrim yoktu. "Bırak peşini desem bırakmayacaksın sonuçta." Kafamı salladım kararlı bir şekilde. Luna ölmemiş olsaydı belki bırakırdım ama şu an onu öldürmemek için hiçbir sebep yoktu elimde. "Bundan sonra ne olacak?"
"Lawrence ortadan kalkmadığı sürece kimseye rahat yok."
Gözleri büyüdü. "Öldürecek misin?" dedi yutkunarak.
"Ben bir şey yapmazsam o yapacak. Beni öylece bırakır mı sanıyorsun?"
"Hapse girebilirsin."
"O evde kaç tane insan öldü, polisin ruhu duymadı. Nasıl polislere yakalanmadıklarını biliyorum."
"Yine de öylece içeriye girip öldüremezsin."
Başımı iki yana salladım. "Gördükleri yerde öldürürler."
"Ne yapacaksın?"
"Orasını daha düşünmedim."
"Tehlikeli sularda yüzüyorsun."
"Biliyorum. Ama bunu babam ve Luna için yapmalıyım."
"Ve canın için," diye ekledi Jimin. Bakışlarımı kaçırdığımda kurduğu cümle içimdeki tüm sıkıntıları yok edecek türdendi. "Yardım edeceğim."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝓢𝓞𝓝 𝓔𝓛
FanfictionHer kurbağa öptün diye prens olmaz; kral da olabilir. *Tamamlandı. Bu hikayenin yazarı 'heyoscar' olup, hikaye ile ilgili tüm haklar kendisine aittir.
