-Ted-
Rob, insanın aşık olduğunda ayaklarının yere basmadığını, sanki havada süzülüyormuş gibi, rüyada yaşıyormuş gibi hissedeceğini söylerdi hep. Rob'un hayal dünyasında uydurduğu romantik saçmalıklardan biri olduğunu sanıyordum bunun. Bir insanın başına böyle bir şey gelemez diyordum.
Romantik saçmalık tamamen doğruydu. Victoire ile birlikte, yaklaşık iki haftadır kesintisiz şekilde yaşadığım mutluluğun tarifi yoktu.
Balonun ardından sabah olduğunda, sarhoş olduğunu ya da pişman olduğunu söyleyeceğini ve beni istemeyeceğini düşündüm. Ölesiye korkuyordum bundan. Beni bir defa daha reddederse, nasıl tepki vereceğimi, ne hissedeceğimi, ne kadar yıkılacağımı kestiremiyordum çünkü. Ama kahvaltıda beni gördüğünde, o muhteşem gülümsemesiyle yüzüme baktı ve yanına gelmemi işaret etti. Çocuklardan ayrılıp yanına gittim. Oturduğu yerin yanında bana bir yer açtı. Havadan sudan konuşmaya başladı. Eskiden olduğu gibi şakalaştık, gülüştük. Sanki uzun süredir birlikteydik ve önceki akşam yaşananlar yalnızca iki sevgili arasında olan herhangi bir geceydi. Hayal kırıklıklarını ve üzüntüsünü bir kenara bırakmış gibiydi. Gözlerinin içi gülüyor, etrafında olan herkese o muhteşem enerjisini her zamankinden daha da güçlü bir şekilde yayıyordu. Mutluydu ve onu mutlu eden kişi de bendim. Dünyanın en güçlü insanı gibi hissediyordum kendimi.
George ve Eva, tahmin ettiğim gibi, birbirlerinden uzakta oturuyor; birbirlerinin yüzüne dahi bakmıyorlardı. Bu ikisinin Victoire'ye karşı verdiği mücadele bu kadar acınasıydı işte. Eva, bana kalırsa baştan beri olduğu kişiyi ortaya çıkarmış; kendisini gerçekten gönülden seven bir insanı bir hiç uğruna kaybetmişti. Sadece onu kıskandığı için. Aslında Victoire'yi hiç onun kendisini sevdiği kadar sevmemişti bence. Sadece böyle bir ışığın yanında yer almak ve ondan faydalanmak istemişti. Onunla geçirdiği onca vakitten sonra da, ondan daha iyi olduğunu gösterebileceği bir anı kollamıştı. Ve bu uğurda yaptığı yanlışlar, kendisini gerçekten çok seven birini kaybetmesine neden olmuştu. George ise, onu kıskandırabilmek için aylardır yaptığı türlü maymunluklar sonuç vermediğinde, en yakın olduğu kişiyle yaralamaya çalışmıştı onu ve tekrar başarısız olmuştu. Victoire, ona hiçbir zaman tümüyle bağlı olmamıştı çünkü. O sadece sadık ve güvenilir bir erkek arkadaş istemişti. George'un ona taptığı kadar hoşlanmıyordu bile ondan. Ve günün sonunda, gerçek karakterini gördüğünde, arkasına bakmadan gitmişti.
Noel balosundan sonraki iki hafta boyunca, neredeyse bulabildiğim tüm vaktimi Victoire ile geçirdim. Ne olduğumuz, ne hissettiğimiz hakkında hiç konuşmadık. Sevgili miyiz, arkadaş mıyız sorgulamadan; iki en yakın arkadaşın eğlenebileceği kadar eğlendik, birbirinden hoşlanan iki insan gibi flört ettik, öpüştük, sarıldık ve hislerimizin tadını çıkardık sadece.
Son sınavlar bittiğinde, iki haftalık tatil dönemi gelmişti. Ben Harrylere döndüm, son kez. Bu tatilden sonra oraya gittiğimde, artık okuldan mezun ve kendi ayakları üzerinde durması gereken bir büyücü olacaktım. Tatil her zamanki sıcaklık içinde geçti. Victoire ile birden fazla kez mektuplaştık. Döndüğümde, artık ona duygularımı söyleyeceğime, gerçek bir ilişkiye başlamamızın vaktinin geldiğine karar verdim.
Okula dönüş, bu defa her zamankinden daha hüzünlüydü. Sadece benim için değil, tüm son sınıflar için. Bu trene son defa Hogwarts'a gitmek için biniyorduk. Bundan sonra yalnızca bir defa daha binecektik ve bu defa, okula yeniden dönmemiz mümkün olmayacaktı artık. Bambaşka bir hayata başlayacaktık. Önceki yıllarda defalarca kaçmak istediğim trene baktım. Boş kompartıman bulmaya çalışmak, yolda bir şeyler atıştırmak ve arkadaşlarınla biraz kart oynamak, yolun sonuna doğru cüppeni giymek ve büyük salona gitmek üzere hazırlanmak; bunların hepsi eşsiz anlardı, şimdi görüyordum bunu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tedoire -
Fanfiction'Serinin enn merak ettiğim shiplerinden biri ve hakkında çok az hikaye var. tedoire fanlarının ateşini soğutacak bir hikaye yazıyorum:D Victoire, okulun şimdiye kadar gördüğü -muhtemelen- en güzel kız. Geçtiği her yerde gözler yalnızca onu görüyor...
