Eveeeet bugün yıllardır oraya gitmeyi hayal ettiğimiz dünyanın baş kahramanının doğum günü!!!
Bize birçok ders verip hayatımızı süslediğin için teşekkür ederiz Harry! İYİ Kİ DOĞDUUUUN
Yazar;
Theo, sonunda yatakhaneye varabilmişti. Draco’yu Erkek Yatakhanesi’nde, kendi yatağında uzanmış, gözü kapalı bir şekilde buldu.
“Sen misin Theo?”
“Yok, annen geldi.”
Draco yüzü buruşmuş şekilde yataktan kalktı.
“Böyle salaklık yapacaksan hiç konuşmayalım.”
“Tamam tamam... Ben sustum ve seni dinliyorum. Neden kavga ettiniz?”
Draco anlatırken Theo’nun yüzünün buruşukluğu daha da artıyordu. Sonunda, Theo tüm odayı sarsacak şekilde kahkaha attı.
“PUHAHAHAHAHA- NE YANİ- HAHA SEN- TEŞEKKÜR ETMEDİN-PÜHEHEHE- SONRA ŞAKADAN- SEN ŞAKADAN ONA- HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHHAHHAHAHAHHAYAYAY”
“Ne gülüyorsun be!”
“Hayır onu da geçtim, neden bu kadar taktın? Ona her iftirayı attıktan sonra gülüp, dalga geçersin. Şimdi neden böyle düşüncelere dalıp Karagöl’e gider oldun onu anlamadım.”
“Bir bilsem...Hay- Bir bilsem Theo...”
“Ben nedenini biliyorum ama söylersem burdan sağ çıkamam.”
“Söyle” Draco, Theo’ya sert ve soğuk bir bakış attı.
“Yok, can güvenliğim tehlikeye girer, olmaz.”
Draco gözlerini devirdi. “Söyle dedim!”
“Ah! Peki. Ama bana bir şey yapmayacağına-
“Tamam! Söyle artık.”
“Sen ondan hoşlanıyor olabilir- misin? Acaba...”
“ AYNI BOKU KENDİSİ DE SÖYLEMİŞTİ! NEYİNİZ VAR ANLAMIYORUM SALAKLAR! NERDEN ÇIKARIYORSUNUZ?!”
“İksir dersinde basbas-
“Ne alakası var be. O... O olay çok öncede kaldı bir kere.”
“Ben diyeceğimi dedim. Vee beni öldürmediğin için teşekkürler limonum! Ben kaçar.”
Ve Theo kızların yanına gitmek üzere odadan çıktı. Gerçekten de öyle miydi? Draco bu konuda hiç düşünmediğini farketti. Hermione’yle yüzleşmeli miydi? Yoksa...Bir kızdan öğüt mü almalıydı? Sonuçta Hermione’yle hemcins biriyle görüşmesi gerekirdi. Telefonunu kaptığı gibi Pansy’i aradı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~
Gryffindor Ortak Salonu’nda Harry, Ron, Ginny, Pansy, Theo ve hala sinirinden küçücük bir nokta eksilmeyen Hermione vardı. Büyük bir sessizlik hakimdi. Ta ki Pansy’nin telefonu çalana kadar.
“Susun Draco arıyor.”
“Ah Merlin! Yine mi o?!”
“Şşt!” diye susturdu Pansy, Hermione’yi.
Pansy telefonu açar açmaz haykırdı.
“Seni piç! Neyin var senin! Birine hakaret etmeden duramıyor musun-
“Slytherin Yatakhanesi’ne gel. Ne dersen burada de.”
Ve telefon kapandı.
“Ne diyor o pislik?”
“Bilmiyorum. Ne diyeceksem yanında dememi istedi.”
“Başka bir şey yok mu yani?”
“Sen de ne meraklısın be Weasley!”
Ginny, Pansy’nin dediğinden sonra göz devirdi. Ve hızlıca yatakhaneye gitti.
。。。。。。。。。。
Draco, ‘Nerde kaldı bu?!’ diye düşünmeye kalmadan Pansy kapıyı kırarcasına açıp Draco’ya okkalı bir tokat attı. Ki bunu fazlasıyla hak etmişti.
“Bak Pans, senin saçma salak sözlerini dinlemek için değil, senden fikir almak için seni-
“Seni gerizekalı! Ne diye üzüyorsun kızı?! Senin yüzünden perişan oldu, sen burda ‘sindin fikir ilmik icin sini cigirdim’ diyorsun! Sen tam aşağılık bir pisliksin!”
“Ne zamandan beri Granger’ı savunur oldun?”
“Senin tam bir piç olduğunu anlayıp, kıza ne kadar haksızlık yaptığını öğrenene kadar! Hıh,gerçi sen hep piçtin.”
“Hakaretlerin bittiyse konuşabilir miyiz?”
Pansy daha fazla şey söylemek istiyordu, fakat, Draco’nun ne diyeceğini de merak etmiyor değildi. Ellerini beline götürüp, bir ayağıyla ritim tutuyordu. Vee merakı, sinirinden ağır bastı...
“Ne var?”
“Ne yapmalıyım? Kalbini çok mu kırdım? Ona ne söylemeliyim?...Ah, Salazar!”
“Bir dakika- Sen ne zamandan beri- Granger’ın kalbini kırdığını düşünür oldun?”
“Sorgulamadan soruma cevap versene!”
“Özür dileyeceksin tabi ki de! Bir de salak gibi soruyorsun.”
“Senden akıl isteyende kabahat! Özür de neymiş? Hıh, Merlin dirilir yine özür dilemem.”
“O zaman tüm yıl Ro-Weasley’in yumruk ve tehditlerine maruz kalırsın, yapacak bir şey yok. Ben gidiyorum. Akşam oldu uyuyacağım.”
Gerçekten de, aksiyonlu bir günün sonuna gelmişlerdi. Saat 10’a geliyordu.
≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈
“Parkinson nerde? Kesin bir şey yaptı psikopat.”
“Hermione sakin. Pans mesaj attı. Uyumaya geçmiş.”
“İyi. Ben de uyuyacağım zaten. İyi geceler.”
“İyi bari. Biz de gidelim o zaman...İyi geceler. Hadi kızlar.”
Sonunda Dörtlü tek kalmıştı. Ron dayanamadı.
“Arkadaşları burda diye sustum ama yeter! O da ne demek oluyor?! Aynı anda ikimize nasıl hakaret edebilme becerisine sahip-
Harry sakin bir ses tonuyla sözünü kesti.
“Ron. Lütfen, zaten bugün yeterince konuştuk konuyu kapatıp kızları yalnız bırakalım.”
Ron onaylar anlamında başını sallayıp Erkekler Yatakhanesi’ne çıkınca, Ginny ve Hermione tek kalmıştı.
“Bana söylemek istediğin bir şey var mı Herm?”
“Yok.”
“Emin misin? Ben öyle düşünmüyorum.”
“Bütün gün benden özür dilemeyi bile düşünmedi bir de kendisi haklı. Ah, onu bulduğum yerde lanetleyeceğim!”
“Sakin ol. Bugün çok yoruldun. Neyse ki yarın da tatil. Gel uyu dinlen.”
Hermione sessizce homurdandı
“Tabi uyuyabilirsem...”
“Efendim?”
“Bir şey demedim. Gel uyuyalım”
Hermione tam yatağına uzanacakken aniden bildirim geldi.
“Kim o?”
“Malfoy?!”
“Ne? Ne yazmış ne yazmış??”
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Dırırırııımm! Sizce ne yazmış olabilirr??
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dramione | Oda
FanfictionGözleri faltaşı gibi delirircesine açılmış ve her sözcük arasında durakladığında adımlarını bana doğru getiriyor ve bana daha çok yaklaşıyordu. Nefesi benim yüzüme çarpacak kadar yakınlaştığında, işaret parmağını uzatarak beni gösterecek şekilde bil...
