1.1

3.4K 388 669
                                        

Rin, resim yaptığı ve sinir krizi geçirdiği anlar dışında nadiren mantıksızlığa sürüklenirdi. Sanatçı kişiliği bile duygusallıktan uzaktı. Genellikle gerçekçi akımlara bağlı kalır, gerekli teknikleri kusursuz bir şekilde kullanır ve ortaya muhteşem eserler koyardı.

Kazandığı yarışmaların haddi hesabı yoktu ve lise birde abisinin onu yerle bir ettiği kavgaya dek de rakiplerine karşı bile nazikti. Avrupa'da geçirdiği birkaç yılın ardından Sae sanatçı olmaktan vazgeçmiş, Rin'i de bir hiçmiş gibi hissettiren zehirli sözcükler savurmuştu.

Sae, onu onarılamaz şekilde darmadağın bırakmış ve Rin de yapacağı son şey olsa bile Sae'yi mahvedeceğine yemin etmişti. Yıllardır öfke ve nefret dışında neredeyse hiçbir duyguyu hissetmemesinin sebebi de Sae'ydi. Diğer insanların da kendisine karşı başka hisler taşımayacağını düşünür, gereksiz samimiyetlere girmezdi.

Tabii bir de Isagi vardı. Dakikalardır dış kapısının önünde dikildiği, ziline basacak cesareti bulamadığı Isagi...

Bachira'yla mesajlaşırken içi iyice daralmış, bir noktadan sonra da ne yaptığını çözemeden eline ilk geçen kıyafetleri sırt çantasına tıkıştırmaya başlamıştı. Rakiplerini ezmekten, rezil beceriksizliklerine rağmen kendisine sanatçı demeye kalkışan ahmakları yenmekten ve dünyanın zirvesine giden yolda ona karşı koymayı deneyen herkesi gözyaşlarına boğmaktan çekinmezken neden Isagi'nin kırgın bakışlarını aşamadığını bilmiyordu. Daha doğrusu bilmek istemiyordu...

Ego, Almanya'daki müzayedede sergilenecek eserin Isagi'ninki olduğunu duyurduktan sonra öylesine sinirlenmiş ve de beceriksiz hissetmişti ki ne yaptığının farkına varamadan Isagi'ye bok gibi davranmıştı. Isagi'nin ondan kaçmasını ya da mesajlarını görmezden gelmesini siklememesi gerekirdi ama yapamıyordu işte.

İki katlı evin ön kapısının önünde dikilir ve soğuk rüzgar yüzünden hafifçe titrerken "Merhaba," diyen birinin sesiyle kalakalmıştı. Kahverengi saçlı, orta yaşlı bir kadındı ve elinde market poşetleri vardı. "Birine mi bakmıştınız?"

Rin, rezilliğine sövmeyi sonraya bırakıp stresten titreyen elini ensesine attı. "Şey, Isagi'yi görmeye gelmiştim." Onu ilgiyle süzen kadın yüzünden boğazı kurumuştu. "Oda arkadaşıyım."

Kadının suratında samimi bir tebessüm belirdi ve kapıyı anahtarla açarken başını hafifçe iki yana salladı. "Yoichi her zamanki gibi kulaklığını takarak resim yapıyor sanırım. Cep telefonunu da bir kenara attığına eminim." Market poşetlerini içeriye bırakıp Rin'in elini sıktı. "Rin-chan olmalısın. Yoichi senden bahsetmişti."

Rin, elini kurtarıp arkasına bile bakmadan kaçma dürtüsünü bastırdı ve sertçe yutkundu. Isagi'nin onu herhangi birine, hele de annesine, anlatacağını hiç düşünmezdi.

Isagi'nin annesinin önünde hafifçe öne eğildi. "Isagi senpai müsait değilse gidebilirim. Rahatsızlık vermek istemem."

Senpai bokunun hangi cehennemden çıktığına dair hiçbir fikri yoktu çünkü stres seviyesindeki artış zihnini pusa boğmaya başlamıştı. Ateş basmış, başına ağrı girmiş, avuçlarının içi terlemişti.

Benimsemediği ya da doğrudan bulunması gereken ortamlar dışındaki yerlerde sosyal anksiyetesi ağzına sıçıyordu ve ölümüne bocalıyordu.

Isagi'nin annesi onu nazikçe içeriye çekiştirip kıkırdadı. "Onu bodrumda bulabilirsin. Bir defasında yatak odasındaki yağlı boya kokusundan zehirlenince alt katı resim stüdyosuna çevirmesine izin verdik." Ayakkabı dolabını ve askılığı işaret etti. "Mutfakta olacağım."

Rin, dış kapıya kederli bir bakış atıp titrek nefeslerini düzene sokmayı denedi. Pekâlâ, buraya kadar gelmişken Isagi'den bir defa da yüz yüze siktiri yemeyi kaldırabilirdi. Aynı odada kalmaya döndüklerinde de eskisinden bile daha kaotik bi' atmosfer altında atışmayı sürdürebilir, gerekmediği sürece konuşmazlardı da.

Hayır, diyordu içinden bir ses yine de. İstediğin bu değil. Bu defa değil...

Mont ve ayakkabılarını düzgünce yerleştirip sırt çantasını da köşeye koyarken on beş yaşından beri ilk defa yıkıcı değil de yapıcı olması gerektiğini düşündü. Isagi'yle arkadaş ya da onun gibi bir şey sayılmazdı ama onu kaybetmeyi istemiyordu. En azından kendisini dinlemesini sağlamalıydı.

Gerçi, sahip olmadığı ve asla da sahip olamayacağı birini kaybedemezdi ki...

Isagi'nin ev dekoruna ya da hakim renklerin tonuna dikkat edemeyecek hâldeydi bodruma giden merdivenlerden aşağıya inerken. İkide bir avuç içleri terliyor, göğüs kafesi daralıyordu. Ah, buraya asla gelmemeliydi.

Yine de rengarenk yastıkların üstünde bağdaş kurarak oturmuş, normalde saldığı kakünü tokayla sabitlemiş vaziyette çizim yapan Isagi'yi gördüğünde neredeyse gülümseyecekti. Loş ışığa rağmen cayır cayır yanan masmavi gözlerini ve hırs dolu ifadesini görebiliyordu. Ne zaman iyi fikirler bulsa resmen ışıldardı zaten.

Rin, orada tamamen fazlalıktı ve Isagi'nin odağını bozmak istemiyordu ama odaya adımını attığı anda Isagi'nin gözleri kendisine çevrilerek son kaçış şansını da elemişti.

Hassiktir, dedi içinden. Milyonlarca defa hassiktir.

Isagi, onu gördüğüne şaşırmış ya da sinirlenmiş gibi değildi. Belki de Bachira onu önceden bilgilendirmişti. Rin'i süzerken kulaklığının tekini çıkarmak ve yerdeki bardaktan içmek dışında hiçbir tepki vermemişti.

"Annen yemek hazırlıyor," diyerek saçmaladı Rin. Burada bulunma amacını unutmuştu. "Senin de bodrumda takıldığını söyledi."

Isagi, kanlı gözlerini kırpıştırdı ve çizim defterini kapattı. "Anladım." Biraz kenara kaydı. "İşi uzun sürebilir. Orada dikilme."

Ah, kovulmamış ya da küfür yememişti. Belki de Isagi'nin kafası yerinde değildi ya da annesinin varlığı tepkilerini kısıtlıyordu, kim bilir?

Rin, terleyen avuç içlerini kot pantolonuna silip Isagi'nin yanına otururken çocuktan yükselen alkol kokusunu almıştı. İlk defa Isagi'yi içerken görüyordu ve ne beklediğinden emin olamasa da tuhaf gelmişti. Gayet ayık ve kendindeydi şu anda.

Isagi, müzik çalara bağlı kulaklığının tekini Rin'e uzatıp bardağı da ortalarına koydu. "Anneme söyleme. İçmemden hoşlanmıyor."

Rin, on dokuz yaşındaydı ve ailesi onun ya da kendisinden iki yaş büyük olan Sae'nin ne yaptığına asla aldırmamıştı. Sae'nin Avrupa'dan döndükten sonra eve defalarca kez sarhoş gelip salonun ortasında sızdığı zamanları unutabilmeyi dilerdi.

Isagi bu defa Bach dinliyordu ve Rin onun gerçekten de klasik müziği sevdiğinden emindi artık çünkü parçayı başa sardığını göz ucuyla görebilmişti.

"Hiç de zaferini kutluyor gibi değilsin," demeden önce bardaktan küçük bir yudum alıp suratını buruşturmuştu Rin. "Bunu nasıl içiyorsun cidden?"

Isagi, bardağı avuçlarının arasına alıp omuz silkerken başını hafifçe öne eğmişti. "Hepimizin kendince kutlama yöntemleri var."

Rin, iyice saçmalamamak için puslu zihnini zorladı ve hayal kırıklığıyla içini çekti. "Pekâlâ."

Rin, nereden başlayacağını bilmiyordu. Okul arazisinde ya da öylesine bir yerde olsalardı bu kadar dağılmazdı. Isagi'nin soğukluğu da işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale sürüklüyordu ama onu suçlayamazdı.

Isagi, Rin'e ilgisiz bir bakış atıp bardağını diklemeden önce homurdanmış ve annesi yemeğin hazır olduğunu duyurana kadar da tek kelime etmeden müzik dinlemişlerdi.

Ah, buraya gelmek gerçekten de korkunç bir fikirdi...

şimdi şöyle ki bölüm çok uzuyordu ve tamamen aklımdaki her şeyi yazıya dökersem günlük yazma rutinimi bozmam gerekiyordu. rin'in düşüncelerini detaylandırmazsam neden böyle davrandığı havada kalır falan-

eh, bu bölümü part 1 gibi düşünebilirsiniz çünkü diğer bölüm de düz yazı öhöm





dumb dumb || blue lock Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin