7.7

565 37 2
                                        

13.09.2022
(18:59)

Kıvanç'ın kapısına geldiğimde, fazlalık ayakkabıları görünce dudaklarım büzüldü ve istemsizce iç çekerek zile bastım.

Barkın'ın benden pek haz etmediğini biliyordum çünkü onunla ilk tanıştığımız gün hakkımda epey uzun bir mesaj yazıp, benim Kıvanç için uygun bir sevgili olmadığıma dair bir dipnotla bitirmişti mesajını. Kendisine göre sebepleri vardı ancak bu sebeplere hiçbir şekilde anlam verememiştim.

Yani dışa dönük bir karaktere sahip olmam, ne zamandan beri benim birisi için ideal sevgili olmadığım anlamına geliyordu ki?

Bu yüzden ben de ondan haz etmiyordum. O kim oluyordu da benim Kıvanç'a uygun olmadığımı söyleyebiliyordu?

İnsanların uyumu hakkında, başka insanlar yorum yapma hakkını kendilerinde nasıl buluyorlardı hiç anlamıyordum.

Kıvanç, kucağında Kiiro ile kapıyı açtığında, yüzüme kocaman ve içten bir gülümseme yerleşti. Kıvanç, tek kolunu boynuma sararak, yanağımı öptü ve "Hoş geldin," dedi.

Beni kapıda böyle karşıladığında resmen eriyip, bitiyordum. Gerçekten bir eve gelmişim gibi hissetmemi sağlıyordu. Yıllarca, bomboş bir eve girip kendi kendime "Ben geldim..." demiştim ve hiç kimse, benim için, "Hoş geldin," dememişti.

Gülümseyerek dudaklarına uzandım ve ellerimi yanaklarına koyarak onu kendime çektim. "Şimdi hoş buldum işte," dedim, dudaklarından minik bir öpücük aldıktan sonra.

"Deli..." diyerek geri çekildiğinde, Kiiro'yu kollarının arasından aldım ve minik kızımı sweatimin cebine koyarak, "Benim sarışınım nasılmış bakalım?" diye sordum. Ardından sol elimde tuttuğum mama poşetini Kıvanç'a uzattım.

"Bu sefer bu markayı deneyelim, geçen aldığımızı beğenmemişti hanımefendi..." diye homurdandım. Kiiro önceki mamayı beğenmediği için o paketi, sokaktaki kedilere dağıtabilmek adına poşetlemiştik. Her dışarı çıkmamda bir poşeti çantama atıyor, yolda gördüğüm kedilerin önüne döküyordum.

Hayvan sahiplenmek de insana tuhaf alışkanlıklar kazandırıyordu sanırım. Eskiden bu kadar duyarlı değildim. Etrafımda olanları o kadar da fark etmiyordum.

"Tamam, Barkınlar salonda bu arada," dedi.

"-lar derken? Yalnız gelmedi mi?"

"Kardeşi Eren de var yanında."

"Tamam..." diyerek salona yöneldiğimde, iki kardeşi sohbet ederken buldum. Nezaket gereği gülümseyerek, "Merhaba, hoş geldiniz," dedim ve boş tekli koltuğa geçtim.

Kiiro hemen başını cebimden çıkardığında, Barkın ve Eren cebimdeki yavruya gülümseyerek baktılar.

Sessiz kalan Barkın'ın aksine, Eren, "Sen de hoş geldin," dedi. "Bu kedinin sana ve Kıvanç'a yalamuk gibi yapışırken bana hiç gelmemesi çok sinir bozucu!" diye homurdanırken, kollarını göğsünde bağladı.

"Aslında hiç de öyle soğuk değildir," diyerek Kiiro'nun başını sevdim. Kiiro bugüne kadar arkadaşlarımız arasında sadece Teoman ve Asaf'la tanışmıştı ama onlara da çabuk ısınmıştı. Hatta bir ara Asaf'ı kıskanmaya başlamıştım çünkü sevimli kızım Asaf ona seslendikçe fiti fiti ona koşup adamın koynuna atlayıp duruyordu...

"Kiiro, neden gitmiyorsun abiye?" diyerek ıslak burnunu sevdiğimde, derinden gelen bir miyavlamayla cebime geri çekildi. İstemsizce gülerek, "Belki üzerinizden sevmediği bir koku falan almıştır, ondan gelmiyordur..." dedim.

Kiiro kokular konusunda hassas bir kediydi, hoşuna gitmeyen kokulara yaklaşmazdı.

"Acaba Yosma'nın kokusunu mu aldı?" diyerek, abisine dönen Eren'e kaşlarımı kaldırarak baktım. "Belki başka hayvanlarla etkileşim halinde olmayı sevmeyen bir kraliçe kedidir?"

Falcı | #texting ✅Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin