14

794 84 25
                                        




hanbin:
bebeğim
kaçta geleyim

hao:
dün annemlere sordum
akşam yemeğinden önce gelsin dedi

hanbin:
hadi ya
sorguya çekileceğim yani

hao:
bilmem ki
çekilmek istemiyorsan söyle ama

hanbin:
yok
alacağım ben seni
gözlerine girmem lazım

hao:
yani
söyleyecek miyiz

hanbin:
neyi söyleyeceğiz 😉

hao:
ya hanbin

hanbin:
hangi birini söyleyeceğiz
oğulları için ölüp bittiğimi mi
oğullarının bana tek kelimeyle her şeyi yaptırabileceğini mi

hao:
şeydicem

hanbin:
ney
diyeceksin

hao:
ben sana çok sarılmak istiyorum
çok özledim
sen böyle konuştukça daha çok özlüyorum
o yüzden sus.

hanbin:
GEL DE YEME AMK
ÖZLÜYORUM DİYEN AĞZINI
bana bak
odana geçelim sonra
sen kucağımda
dudağın dudağımda
ellerim belinde
offff

hao:
hanbin ya
of
özledim diyorum sana

hanbin:
benim söylememe gerek var mı
yanımdayken bile özlüyorum seni ben
sürekli elini tutmak istiyorum
hiç bırakasım yok

hao:
bırakma o zaman

hanbin:
bırakmayacağım
ailenin karşısında da

hao:
söyleyeceğiz yani

hanbin:
söyleriz
takım elbise
giyeyim

hao:
HAYIR DEDİM OLMAZ

hanbin:
tamam ama
takım elbise giymezsem istediğim kadar tarçın kokunu koklamak için boynuna gömüleceğim ve hiçbir şey demeyeceksin

hao:
ne diyebilirim ki sanki

hanbin:
güzel kokmuyorum
abartma
tarçın değil ki o
ya hanbin bıraksana boynumu
diyorsun

hao:
hiç hatırlamıyorum.

hanbin:
ne zaman yiyorsunuz akşam yemeğini

hao:
saat yedi gibi
yani sen beş buçukta gel

hanbin:
annenlerin işi kaçta bitiyor

hao:
beşte

hanbin:
o zaman dörtte geleyim

hao:
ama annemler bizi görür

hanbin:
annenlerin gelmesine yakın evden çıkarım
oyalanıp geri gelirim

hao:
çok fenasın..
gel hadi

hanbin:
uçuyorum

-

hanbin telefon ekranından son kez saate baktıktan sonra kapıyı çaldı. hao'nun annesine ne alacağına karar veremediği için biraz geç kalmıştı. o sırada ise sevgilisi kapıyı açmak yerine kapının ardından kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. ilk defa sevgilisi olmuştu. ilk defa birine karşı böyle duygular besliyordu.

"bebeğim, kapının arkasında olduğunu biliyorum." "nasıl biliyorsun?" "tahmin etmek zor değil." hao yakalandığı için hanbin'i daha fazla bekletmemek için kapıyı açtı.

hanbin ayakkabılarını anında çıkarıp elindekileri yere attı ve içeri girdi. hao tam konuşacağı sırada dudağına konan öpücükle sustu. hanbin bebeğinin kokusunu içine çekmek için ellerini beline sarıp kendine çekti. bunu yaparken hao'yu öpmeye devam ediyor, hiç durmadan taptığı dudakları emiyordu.

hao ise beline sımsıkı sarılan kollara karşılık verip özleminden neredeyse ağlayacak hale geldiği sevgilisine onun gibi sarıldı. ikisinin de kalp atışları evdeki tek sesti. hanbin yavaşça dudaklarını ayırdıktan sonra gülümsedi. "pijamayla karşıma çıkıyorsun resmen." "senin yanında rahat hissediyorum."

hanbin yavaşça hao'nun belindeki elini kalçasına indirmişti. "öyle mi, rahat mısın?"

hao beklemediği hareketle nefesinin kesildiğini hissetmişti. gözlerini hanbin'den kaçırarak yere baktı. hanbin, sevgilisinin utandığını görünce elini kalçasından çekip yere attığı hediyeleri kaldırdı.

"neden her şeyi yere atıyorsun?" hao sorduğu sorunun cevabını cidden merak ediyordu. hanbin elinde telefon bile olsa hiç umursamadan yere atıyordu.

"seni görünce elimdekilerin varlığını unutuyorum." "bunlara ben mi sebep oluyorum yani?" "bir nevi öyle."

hanbin yerden kaldırdığı hediyeleri gördüğü masaya koydu. "odana gidelim mi direkt? annenler geldiğinde eve yabancı gibi hissetmem lazım. görmeyeyim hiç oturmayı." "sen cidden çok fenasın ya." hanbin hafifçe kıkırdayıp hao'nun elini tuttu. "hadi odana."

-

"bu fotoğrafı bana versene." "olmaz, çok çirkin çıkmışım." "her güzelin bir kusuru vardır. seninki de kendini çirkin sanabilmen."

yaklaşık yarım saattir hanbin, odayı inceleyip gördüğü her fotoğrafı hao'dan istiyordu. hao ise asla fotoğraf verme taraftarı olmuyordu. daha güzel çıkabileceği fotoğraflar varken neden eskileri istediğini anlamıyordu.

"madem vermiyorsun, biz işimize dönelim." hanbin yatağa doğru ilerlerken, hao oturduğu yatakta hafifçe  kenara kaymaya başladı. "ne işimiz varmış?" "bir saat boyunca tarçın kokusunu içime çekecektim." hanbin yatağa oturup sırtını başlığa yaslamıştı.

"ha, onu diyorsun." "sen ne anladın?" hao kızarmış yanaklarını eliyle kapattı. "hiç, hiç bir şey anlamadım."

"kucağıma gelmek istiyorsun sanırım. ben onu şakasına demiştim ama madem ısrar ediyorsun." hao oturduğu yatakta hızlıca gerileyip elini hayır anlamında sallamaya başladı. "hayır, yanlış anlıyorsun. öyle bir şey demedim ki istiyorum mu dedim ben? uyduruyorsun şu an sevgilim."

hanbin son kelimeyi duyana kadar sırıtıyordu. "ne dedin sen az önce?" hao yutkunup ona donmuş bir ifadeyle bakan sevgilisinin sorusuna cevap verdi. "sevgilim dedim."

hanbin tam hao'yu öpmek için hamle yapacaktı ki duyduğu seslerle sevgilisine baktı. o da şok olmuş bir şekilde hanbin'e bakıyordu.

ailesi gelmişti ve hanbin, hao'nun odasındaydı.



-

azmıslar

cinnamon | haobinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin