10

827 88 31
                                        



hao:
sıramda ne yapıyorsun

hanbin:
nerdesin
seni bekliyorum

hao:
tam sınıfa girecektim ki seni sıramda görünce
kaçtım

hanbin:
nereye kaçtın
geliyorum

hao:
hayır
gelme dur

hanbin:
öpüşmeyecek miyiz

hao:
sen
...
şu an değil tamam mı

hanbin:
ne zaman
ben çok hazırım şu an

hao:
sabah sabah
kafayı yedin

hanbin:
aşırı yükseldim lan
kaç saattir bu anı bekliyorum
gel buraya

hao:
sapıksın cidden

hanbin:
birazdan zil çalacak
eninde sonunda sınıfa geleceksin

hao:
sen de kendi sınıfına gideceksin

hanbin:
tamam bi gel göreyim seni

hao:
utanıyorum
neden anlamıyorsun

hanbin:
gidiyorum tamam

hao:
çıkışa kadar yanıma gelme lütfen

hanbin:
duyduğum en saçma şey

hao:
o zaman
öpüşmeyeceğiz

hanbin:
çıkışa kadar yanına gelmeyeceğim
tam üst katımda olacaksın
harika

hao:
evet
kalktın mı sıramdan

hanbin:
evet
gidebilirsin sınıfına

hao:
teşekkür ederim

görüldü

hao:
😽

hanbin:
yapma

hao:
gergin gibi geldin bir an
o yüzden attım

hanbin:
neyse
en azından matematikten yüz almama gerek kalmadı
seni eve atayım

hao:
olur

hao çevrimdışı

hanbin:
lan
bir de şu mesajları atıp hemen yok olman yok mu
bebek

-

hao, hanbin'e adım atmak istiyordu. sürekli yanına gelen, ilgilenen hep tek taraf olmamalıydı. bu sefer o yanına gidecekti.

dudaklarını büzüp sınıftaki saate baktı. zilin çalmasına beş dakika vardı. tam o sırada öğretmenleri eşyaları toplamalarına izin verdi.

şimdi içini tatlı bir heyecan sarmıştı. ya arkadaşları bir şey derse, hepsiyle tanışmak zorunda kalırsa diye düşünmeden duramıyordu. utanırsa hanbin anlardı belki. öpüşmeden daha çok gerildiği konuya inanamıyordu.

cebinden çıkardığı şekeri ağzına atıp sakinleşmeye çalıştı. bir dakika sonra zil çaldı ve hızlıca sınıftan çıktı. merdiveni indiği gibi geri çıkmak istiyordu. neden gerginliği geçmediği hakkında hiçbir fikri yoktu.

hanbin'in sınıfına gelince derin bir nefes alıp içeri girdi. nerede oturduğunu bile bilmiyordu ve sınıf şansına kalabalıktı. herkes birbiriyle eğleniyor gibi duruyordu. kendi sınıfındakiler eve gitmek için can atıyordu ama bu sınıf öyle değildi.

"birine mi bakmıştın?" yanında beliren kızla ona döndü. "evet." "niye burada dikiliyorsun o zaman? gelsene." hao tam konuşacaktı ki hanbin gelmişti.

"hanbin."

hanbin duyduğu sesle sınıftan beraber çıkmak üzere olduğu arkadaşını bırakıp hao'nun yanına gitti. burada olduğuna inanamıyordu. "çabuk buradan çıkalım."

hao kaşlarını çattı. nedenini sormasına fırsat bile vermeden hanbin bileğini tutup onu sürüklercesine sınıftan çıkarmıştı. yanlış bir şey mi yaptım diye düşünmeden edemiyordu.

ikisi yavaşça boşalan okul bahçesinin arkasına gittiklerinde hanbin, hao'nun bileğini bıraktı ve ona baktı. hao gözleri dolu bir şekilde kendisine bakıyordu. "bebeğim, ağlıyor musun sen?"

hao hızlıca gözlerini sildi. yanlış bir şey yaptığını düşündüğü için gözleri dolmuştu ama farkında bile değildi. "hanbin, sınıfına gelmemeli miydim?" "ne?"

hanbin yanlış anlaşıldığını fark edince çantasını yere atıp karşısında ona üzgün üzgün bakan güzelliğine sarıldı. "hayır, hayır tabii ki. seni sabahtan beri görmedim ve bir anda benim için sınıfıma geldiğini görünce aşırı hoşuma gitti. seni hemen orada öpmek istedim. özür dilerim bebeğim." hao, rahatlamanın verdiği etkisiyle gözyaşlarını serbest bıraktı. gerçekten kötü hissetmişti. yumruk yaptığı elleriyle hanbin'e sarıldı.

"biraz böyle duralım." hanbin hiçbir şey demeden hao'nun saçlarını okşamaya başladı. birkaç dakika sonra hao geriye çekilip hanbin'e baktı.

"evine mi gidiyoruz?" "öyle istiyordum ama sen şöyle bana bakmaya devam ettiğin için gitmiyoruz." "öpüşmeyecek miyiz?" "delireceğim hao, resim sınıfına gidelim."




-

oha opusmediler mi

cinnamon | haobinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin