hao:
sıramda ne yapıyorsun
hanbin:
nerdesin
seni bekliyorum
hao:
tam sınıfa girecektim ki seni sıramda görünce
kaçtım
hanbin:
nereye kaçtın
geliyorum
hao:
hayır
gelme dur
hanbin:
öpüşmeyecek miyiz
hao:
sen
...
şu an değil tamam mı
hanbin:
ne zaman
ben çok hazırım şu an
hao:
sabah sabah
kafayı yedin
hanbin:
aşırı yükseldim lan
kaç saattir bu anı bekliyorum
gel buraya
hao:
sapıksın cidden
hanbin:
birazdan zil çalacak
eninde sonunda sınıfa geleceksin
hao:
sen de kendi sınıfına gideceksin
hanbin:
tamam bi gel göreyim seni
hao:
utanıyorum
neden anlamıyorsun
hanbin:
gidiyorum tamam
hao:
çıkışa kadar yanıma gelme lütfen
hanbin:
duyduğum en saçma şey
hao:
o zaman
öpüşmeyeceğiz
hanbin:
çıkışa kadar yanına gelmeyeceğim
tam üst katımda olacaksın
harika
hao:
evet
kalktın mı sıramdan
hanbin:
evet
gidebilirsin sınıfına
hao:
teşekkür ederim
görüldü
hao:
😽
hanbin:
yapma
hao:
gergin gibi geldin bir an
o yüzden attım
hanbin:
neyse
en azından matematikten yüz almama gerek kalmadı
seni eve atayım
hao:
olur
hao çevrimdışı
hanbin:
lan
bir de şu mesajları atıp hemen yok olman yok mu
bebek
-
hao, hanbin'e adım atmak istiyordu. sürekli yanına gelen, ilgilenen hep tek taraf olmamalıydı. bu sefer o yanına gidecekti.
dudaklarını büzüp sınıftaki saate baktı. zilin çalmasına beş dakika vardı. tam o sırada öğretmenleri eşyaları toplamalarına izin verdi.
şimdi içini tatlı bir heyecan sarmıştı. ya arkadaşları bir şey derse, hepsiyle tanışmak zorunda kalırsa diye düşünmeden duramıyordu. utanırsa hanbin anlardı belki. öpüşmeden daha çok gerildiği konuya inanamıyordu.
cebinden çıkardığı şekeri ağzına atıp sakinleşmeye çalıştı. bir dakika sonra zil çaldı ve hızlıca sınıftan çıktı. merdiveni indiği gibi geri çıkmak istiyordu. neden gerginliği geçmediği hakkında hiçbir fikri yoktu.
hanbin'in sınıfına gelince derin bir nefes alıp içeri girdi. nerede oturduğunu bile bilmiyordu ve sınıf şansına kalabalıktı. herkes birbiriyle eğleniyor gibi duruyordu. kendi sınıfındakiler eve gitmek için can atıyordu ama bu sınıf öyle değildi.
"birine mi bakmıştın?" yanında beliren kızla ona döndü. "evet." "niye burada dikiliyorsun o zaman? gelsene." hao tam konuşacaktı ki hanbin gelmişti.
"hanbin."
hanbin duyduğu sesle sınıftan beraber çıkmak üzere olduğu arkadaşını bırakıp hao'nun yanına gitti. burada olduğuna inanamıyordu. "çabuk buradan çıkalım."
hao kaşlarını çattı. nedenini sormasına fırsat bile vermeden hanbin bileğini tutup onu sürüklercesine sınıftan çıkarmıştı. yanlış bir şey mi yaptım diye düşünmeden edemiyordu.
ikisi yavaşça boşalan okul bahçesinin arkasına gittiklerinde hanbin, hao'nun bileğini bıraktı ve ona baktı. hao gözleri dolu bir şekilde kendisine bakıyordu. "bebeğim, ağlıyor musun sen?"
hao hızlıca gözlerini sildi. yanlış bir şey yaptığını düşündüğü için gözleri dolmuştu ama farkında bile değildi. "hanbin, sınıfına gelmemeli miydim?" "ne?"
hanbin yanlış anlaşıldığını fark edince çantasını yere atıp karşısında ona üzgün üzgün bakan güzelliğine sarıldı. "hayır, hayır tabii ki. seni sabahtan beri görmedim ve bir anda benim için sınıfıma geldiğini görünce aşırı hoşuma gitti. seni hemen orada öpmek istedim. özür dilerim bebeğim." hao, rahatlamanın verdiği etkisiyle gözyaşlarını serbest bıraktı. gerçekten kötü hissetmişti. yumruk yaptığı elleriyle hanbin'e sarıldı.
"biraz böyle duralım." hanbin hiçbir şey demeden hao'nun saçlarını okşamaya başladı. birkaç dakika sonra hao geriye çekilip hanbin'e baktı.
"evine mi gidiyoruz?" "öyle istiyordum ama sen şöyle bana bakmaya devam ettiğin için gitmiyoruz." "öpüşmeyecek miyiz?" "delireceğim hao, resim sınıfına gidelim."
-
oha opusmediler mi
