dokuz ay önce, ekim.
günler önce sarılarak uyuduğumuz yatakta oturuyorum öylece. ellerim buz kesmiş, onun yanındayken heyecandan atan kalbim şimdi korkuyla atıyor. beynim bulanık, olanların farkında değil gibiyim o an. ellerim titriyor, gözlerimdeki yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken hıçkırıyorum. "neden?" diye soruyorum. sesim titrek, öyle bir soruyorum ki, bu ses benim mi diyesim geliyor kendime.
seslendiğim sevgilim bana bakmıyor bile. aldığı eşyalarını bavula koymaya devam ediyor. "neden minho?" diyorum yine. ayağa kalkıp yanına yaklaşıyorum. birkaç gün önce bana ev olan omzuna dokunuyorum arkadan. "bir şey mi yaptım?" diye sesleniyorum ardınca. bir ihtimal belki anlatır diye çırpınıyorum.
anlıyorum çünkü, sona yaklaştığımızı anlıyorum.
hızlıca eşyalarını koyduğu bavulu itiyorum önünden. önüne geçiyorum. başı aşağıda minho'nun. nefret ediyorum bu halinden. yüzünü avuçluyorum, başını kaldırıyorum yüzümü görsün diye.
çünkü minho benim ağlamama dayanamaz, biliyorum.
"minho, ne olur söyle. bir şey mi oldu?" başını hayır dercesine sallıyor. yine yere bakmaya başlıyor. birkaç gün önceden kalmış morluklarına bakıyorum. ellerimi acıtmadan yaralarında gezdiriyorum. "lütfen, bir sebep ver bana." arkaya çekilip yüzünü ellerimden kurtarıyor sonra.
"yoruldum sadece, yapamıyoruz işte. sürekli kavga ediyoruz ve sıkıldım." yüzüne bakıyorum öylece. söyledikleri doğruydu ama bundan hiç şikayet etmemişti ki. "tamam, bak," gözlerimden akan yaşları siliyorum. minho silmiyor çünkü, o an artık gideceğini anlıyorum ama kabullenmek istemiyorum.
"kavga etmeyiz bir daha, etmem minho, olur mu?"
gözleri doluyor onun da. gülümsüyorum, seviyor hala diyorum. minho üzülmez çünkü, bir benim üzülmeme üzülür hep. ama dilediğim gibi olmuyor hiçbir şey. yatağın, yatağımızın üzerindeki bavulu kapatıyor hızlıca. "ben sözümü tutamayacağım, özür dilerim." ilk ne sözünden bahsettiğini anlayamıyorum. o an umrumda da değil açıkçası.
bavulu yataktan indirip kapıya doğru yürümeye başlıyor minho. "minho," diyorum sessizce. duraklıyor. belki diyorum yine, belki şaka yapıyordur, gitmez diyorum. o her duraksadığında biraz daha umutlanıyorum.
"gitme."
ama ne minho beni dinliyor, ne de ben kalkıp arkasından gidecek gücü bulabiliyorum.
sevgilim kapıdan çıkarken beni bıraktığı yerde öylece duruyorum. kaç dakika belki de kaç saat beni terk ettiğindeki halimle bekliyorum.
ama minho asla geri gelmiyor.
"hiç gitmeyeceksin minho, söz ver."
"söz."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
505 • 2min
Fanfictionksmin gittiğimiz ilk deniz kıyısı, dinlediğimiz ilk şarkı, bana verdiğin ilk sweather, saçlarıma taktığın ilk toka, birlikte izlediğimiz ilk film, gittiğimiz ilk restoran, seviştiğimiz ilk gece, bana seni seviyorum dediğin ilk gün, silikleşmiş anıla...
