"Üniversite tahsilini İstanbul'da tamamlamış, fakülteyi bitirdikten hemen sonra kur'a çekmişti. İlk görev yeri, Mardin'in çok mahrum ve uzak bir ilçesi olmuştu. Bekâr olduğu için fakülteden arkadaşı olan Sinan'la, okula yakın bir ev tutmuşlardı. Henüz altı yaşındayken, yurt dışında çalışan babası, geçirdiği iş kazası nedeniyle hayatını kaybetmişti. Babasından dolayı annesine ve kendisine yüklü bir tazminatla iyi bir maaş kalmıştı. Bu nedenle hiç maddi problemi olmayan bir ailede yetişmişti. Böyle bir ailede yetişip, bir de İstanbul'da geçen üniversite yıllarından sonra, burada oldukça zor bir süreç bekliyordu onu. Ancak her ikisi de oldukça mütevazı, göreve yeni başlamış olmanın heyecanını yaşayan idealist kişilerdi. O dönemlerde bölgede terör eylemleri hüküm sürüyor, öğretmenlerin de dâhil olduğu devlet görevlileri, örgüt mensuplarınca kaçırılıp öldürülüyordu. Son iki yıllık dönemde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaklaşık elli, Mardin'de ise on kadar öğretmen; evlerinde, okullarında ya da kaçırılmak suretiyle dağlarda öldürülmüştü. Görev şehitleri olarak, büyük Türk milletinin yüreğine hançer gibi saplanan acıların, en zirve noktası olmuşlardı. Terör örgütü, kandırarak dağ kadrosuna kattığı çocuk yaştaki sabilerin cahil kalmasını istiyordu. Çünkü okuyup bilinçlenen bir gencin; örgüte katılması bir yana, onu desteklemesi bile zordu. Bu nedenle bölge halkının çocuklarının eğitimine engel olmak ve cahil kalmalarını sağlamak için, öğretmenlerin bu okullara gelmesini engellemek istiyorlardı. Bunu sağlamak için de metot olarak 'onlara korku salmayı' seçmişlerdi.
Mustafa Bey ise bu durumun aksine, görev yaptığı yerdeki yerli halktan olan tanıdığı kimselere, terör örgütünün aleyhine sözler söylüyordu. Çünkü ilçe halkı genel olarak örgüte karşı gibi görünse de, örgüte açıkça destek veren önemli oranda bir halk kesimi de vardı. İlçe halkı bir aşirete bağlıydı. Bu aşiret devlet yanlısıydı ve koruculuk sisteminin içinde yer almıştı. Devlet eliyle geliştirilip desteklenen bu sisteme göre, bölge halkından devlete hizmet etmek isteyen gönüllü kişilere devlet maaş ve silah veriyordu. Geçici köy korucusu adıyla anılan bu kişilerin görevi ise, her gün yirmi dört saat esasına göre görev yaparak bölgelerini terör eylemlerinden korumak, askerlerle işbirliği içinde bu mücadeleye destek vermekti. Zaman zaman askeri operasyonlara katılarak epey tecrübeye de sahip olmuşlardı. Mustafa Bey, hem koruculara devlete hizmet etmenin önemini hem de gençlere devlete bağlı olmanın verdiği hazzı ısrarla anlatmaya çalışıyor, teröre destek vermenin, milli ve manevi değerlere ihanet etmek olduğunu örneklerle işlemeye çalışıyordu. Öğretmen olmanın ve kendisini iyi yetiştirmiş olmasının etkisi ile güzel sözlerle süslediği bu nasihatler, sonuç da veriyordu. Korucular mücadeleye daha bir azimle devam ederken, gençler de pozitif manada bilinçleniyor ve devlete olan bağlılıkları giderek artıyor, Bu durum da örgütte büyük bir rahatsızlık oluşturuyordu. Mustafa Bey'in bu faaliyetleri zamanla tüm ilçede duyulmuştu. Bundan hoşnut olan kişilerin sayısı hayli fazlaydı. Ancak, tabi ki hoş karşılamayan ciddi bir kesim de vardı. Her iki kesimden de uyarılar alıyor ve bu tavrını bırakması gerektiğini söyleyenler çevresinden hiç eksik olmuyordu. Devleti destekleyen kesimden aklı başında olan kişiler, onun iyiliğini düşünüp başına kötü bir şey gelmesinden endişe ediyordu. Bunlardan birisi de Belediye Başkanı Muhammet Bey idi. Aşiretin ileri gelenlerindendi. Devletine ise son derece bağlı bir şahsiyetti. Oğlunun da öğretmeni olduğundan, araları oldukça iyiydi. Birbirlerini de çok seviyorlardı. Bir akşam okulun yakınındaki evine gitmiş ve samimi bir dost olarak dobra dobra uyarmıştı kendisini:
'Hocam selamünaleyküm. Nasılsın, iyi misin? Misafir kabul ediyor musun?'
'Aleykümselâm sayın başkanım. Çok şükür iyiyim. O ne demek. Sorulur mu hiç. Buyurun lütfen. Sizi sormalı, siz de iyi misiniz?'

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÖRDÜNCÜ CEMRE
ChickLitBir baba ile kızı arasındaki manevi aşkın göz yaşartıcı romanı. Cemre ile babasının; gerilim, duygusallık, aşk ve gülümseme ile harmanlanan hüzünlü hikâyesi.