Üçüncü Bölüm

10 0 0
                                    

             Üç aylık uzun tatil çok hızlı geçiyordu. Aslında uzun bir süre olmasına rağmen, bir öğrenci için çok kısa olan bu üç ayı iyi değerlendiren Cemre, önce okuduğu ve oturduğu şehir olan Konya'yı gezdi. Yaklaşık beş yıldır bulunduğu ve çocukluk dönemini geçirdiği şehrin, tarihi dokusunu ve coğrafi özelliklerini çok merak ediyordu. Bugüne kadar gazeteler, dergiler ve internetten bildiği şehrin değişik yerlerini gezme fırsatı bulmuştu. Bazen arkadaşlarıyla, bazen babasıyla, bazen annesiyle, bazen de her ikisiyle yaptığı günübirlik geziler çok güzel geçti. Tarihi ve turizm potansiyeli olan ilçeler de dâhil görmediği yer kalmamış, tüm Konya'yı karış karış gezmişti. Daha önce de görme fırsatı bulup çok da etkilendiği Mevlana Müzesi, hikâyesini ezbere bildiği Alâeddin Tepesi ve üzüm bağları ile ün yapmış Meram Bağlarının büyülü atmosferine hayran kalmış, gezdiği diğer yerleri de çok beğenmişti. Daha sonra annesi ile birlikte birer hafta kalmak üzere gittikleri İstanbul'da ve Bursa'da toplam on gün kaldılar. Babası, Konyaspor'un altyapı futbol takımlarında yardımcı antrenör olarak çalışıyor, diğer bir yandan da Kızılayın kan temini ile ilgili bütün etkinliklerinde gönüllü olarak görev alıyordu. Bu nedenle yaz tatilinde Konya'dan hiç ayrılamıyordu. İlk defa ayrı kaldığı babasının hasreti, Cemre'nin narin bedenine ve yufka yüreğine biraz ağır geldi. Özel istek üzerine; amcası İstanbul'u, dayısı ise Bursa'yı hızlandırılmış bir turizm programı çerçevesinde gezdirdiler. İstanbul'da Boğaz Köprüsü, Kız Kulesi, Kapalıçarşı, Bebek sahilleri ve vapurla yaptığı adalar turu çok harikaydı. Bursa'da ise Kültür park, Yeşil türbe ve Mudanya gezisi, stresin zerrelerini bile söküp almıştı içinden. Hele Uludağ'a yaptığı teleferik yolculuğu yok mu, sanki havada uçuyormuş kadar güzeldi! Kısa sürede iki koca şehri gezmiş, üstüne de otobüsle yaptığı uzun yolculuk nedeniyle oldukça yorulmuştu...

Verdiği sözün ikinci dilimini de, maddi durumunun iyi olmadığını bildiği ve isminden dolayı çok sevdiği, zeki bir öğrenci olan yakın komşularının oğlu Muhammed'e vererek yerine getiren Mustafa Bey, artık rahatlamıştı. Uzun süredir planladığı ve bir hafta önce aldığı arabası ile eşi ve kızını almak için otogara gitti. Yeni arabayla onlara sürpriz yapacaktı. Otobüsün gelmesine daha bir saat vardı. Kızını o kadar özlemişti ki, bu durumu bilmesine rağmen, yerinde duramayarak bir saat öncesinden gelmişti. Park yerine girerken gördüğü manzara çok hoştu. Tam karşısında, sanki kendisi için özel olarak ayrılmış ve iki otomobilin arasında kalan tek araçlık bir boşluk vardı. Kendi kendine, "sağdaki arabanın soluna mı park etsem, yoksa soldaki arabanın sağına mı?" diye muzipçe söylendi. Keyifli bir şekilde, sanki kendisine ayrılan o yere park etti. Bir süre otomobilin içinde oturdu. Zaman sanki durmuştu. Vakit bir türlü geçmek bilmiyordu. Bu problemi aşmak için büfeden bir gazete alarak peronun

karşısındaki metal banka oturdu. Satır satır okumaya başladı. Taktiği tutmuş ve gazeteyi okuyana kadar otobüs perona girmişti. Perona girerken ayağa kalkıp heyecanla camlara bakıp güzelini aradı. Cemre de onu görerek hemen otobüsün kapısına yöneldi. Muavinin uyarısına rağmen kapının kenarından ayrılmadı. Kapı açılır açılmaz da ilk inen yolcu Cemre oldu. Cemre'nin "babişim" nidası eşliğinde, baba kız birbirlerine öyle bir sarıldılar ki otobüsten inenler de, aşağıda bekleyenler de gayriihtiyari olarak "gerçek hayatın canlı olarak sahnelendiği bu kavuşma anını" izlemek zorunda kaldılar. Çok heyecanlı ve bir o kadar da hızlı bir şekilde babasına geçirdiği tatili anlatan Cemre, annesi otobüsten inip yanlarına gelene kadar neredeyse yaşadıklarının yarısını anlatmıştı. Anneciğinin de bu güzel mutluluk sahnesine katılmasıyla "hoş geldin" faslı tamamlandı. Sonra sürpriz olarak müjdelenen arabaya binerek eve gitmek üzere yola koyuldular. Arabada da tatilinin kalan yarısını anlatan Cemre, eve geldiklerinde doğruca duşa girip ayakta bir şeyler atıştırdıktan sonra, bir yavru kedi uysallığı ile babasının dizine yattı. Kızının, ruhuna dinginlik kazandıran bu tür tavırlarına hasret kalan babası da şefkatle bukleli saçlarını okşadı:

DÖRDÜNCÜ CEMREHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin