Zaman değirmeni günleri hızla öğütürken, soru değirmeni Cemre de, aynı tempoyla soru bankası testlerini öğütüyordu. Ancak bir türlü istediği verimi alamıyordu. Günlerdir aklından, beyninden, ruhundan ve rüyalarından çıkaramıyordu annesini. Bazen test yapraklarının arasında, bazen cep telefonunun ekranında, bazen baktığı duvarlarda, bazen de tilki uykusu misali, sık sık bölünen yarım uykularında gördüğü kısa rüyalarında, annesi gülümseyip duruyordu melek kızına. Ayrıca; neredeyse her gece korku dolu rüyalar görüyor, kâbuslarla uyanıp tir tir titrediği anları, ruhuna kabul ettirmekte çok zorlanıyordu... Engel olamadığı bu karmaşık durumlar, giderek seyrekleşti. Azaldı ve nihayet sonunda bitti. "Kötü bir rüyanın gerçek olmasından, iyi bir dileğin gerçekleşmemesi daha evladır" derdi babası. Babasının "köşe taşı" telkinleri ve aradan geçen zaman, biraz sakinleştirmişti Cemre'yi. Her şeyin yalan olduğu dünyada, ölümün tek gerçek olduğunu ve her şeye rağmen hayatın devam ettiğini anlayıp kabul etmişti sonunda.
Artık derslerine biraz daha kendini verebiliyordu. Annesinin ölümü nedeniyle kendisini bunaltan kederi, giderek azalıyordu. Her geçen gün kendini daha iyi konsantre ettiği ders çalışma temposu ise giderek artıyordu. Birbiriyle ters orantılı olarak gelişen bu tahterevallivari çarkın içinde, zamanın ve çözülen soru testlerinin birbiriyle yarıştığı günler hızla tükendi. Cemre istediği tempoya ulaştı ulaşmasına ama bu arada yarıyıl tatili de gelip çattı. Çetrefilli geçen bu zaman diliminde, elinde olmayan nedenler yüzünden ders çalışma temposunu iyi yönetememişti. Bu durumun çok iyi farkındaydı. Hedeflerinde şaşmaya yol açabileceğini de hissedebiliyordu. Bu handikabı mutlaka aşmalıydı. Bunun için de, ikinci yarıyılda temposunu daha da yükseltmekten başka bir seçeneği yoktu. Babasının aksi yönde uyarılarına rağmen, yarıyıl tatilinde çok yoğun bir tempoyla ders çalıştı. Okulların açılması ile birlikte de hayatı adeta bir üçgenin içine sıkıştı; Okul, dershane ve ev. Gece yarısından sonra yatıp, sabah çok erken kalkıyordu. Servisle gidip geldiği okul yolunda bile ders çalışıyordu. Televizyonu hiç açmıyor, internete sadece ders çalışma amaçlı giriyor, telefonunu bile sadece öğlen ve akşamları birer saat açıyordu. Aklı fikri hep dersteydi. Bedeni ve ruhu da... "Şurada kaldı dört ay. Bu sürede kendime hiç zaman ayırmasam ne olur ki. Sonuçta tüm hayatımı şekillendirecek bir süreç. Nasılsa bu kısır günleri telafi ederim daha sonra." diye düşündü. Sonra da yüzüne yerleştirdiği manası belli bir gülümseme eşliğinde "ders çalışmak dışındaki şeyleri, düşünmeye bile zaman ayıramam" diye mırıldandı.
Cemre'nin çok yüksek tempoyla ve olabildiğince monoton bir şekilde sürdürdüğü bu hayat, babasının çok başıboş ve sanki "içmeden sarhoş olmuş" gibi bir halde sürdürdüğü hayatla, büyük bir benzerlik gösteriyordu. Mustafa Bey, her ne kadar kızını teselli etmiş olsa da, asıl teselliye muhtaç olan kendisi idi. İçine düştüğü zor durumdan kurtarmak için kızının karşısında güçlü görünmek zorundaydı. Oysa kendi kötü talihiyle baş başa kaldığında çok zor anlar geçiriyor, boğazı düğümlenip gözleri buğulanıyordu. Hemen her gece şartsız olarak teslim olduğu sessiz ağlamaları, bazen hıçkırıklara dönüşüyordu. Böyle zamanlarda ise Cemre'si duyup üzülmesin diye, hıçkırıklarını ancak yüzünü yastığa iyice gömerek frenleyebiliyordu. Hayat onun için artık anlamını yitirmişti. Arkadaşları ve öğrencilerine karşı tutumu değişmiş, dünyaya bakışı farklı bir boyut kazanmıştı. Kızının okulu da hiç umurunda değildi artık. Cemre'ye, her baktığı yerde gülümseyen eşi, Mustafa Bey'in beyninin içinden bir saniye bile çıkmıyordu. Uykuları haram olmuş, yaşama hevesi tükenmişti. Dünyanın boş olduğu gerçeği, hem de en ağır darbesini vurarak bir kez daha kafasına dank etmişti. Yüzüne takındığı mutluluk maskesi ile kızını hüzün girdabının içinden güçlükle çıkarmıştı. Ancak kendisi, kızına hissettirmese de aylardır o girdabın içinde debelenip duruyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÖRDÜNCÜ CEMRE
ChickLitBir baba ile kızı arasındaki manevi aşkın göz yaşartıcı romanı. Cemre ile babasının; gerilim, duygusallık, aşk ve gülümseme ile harmanlanan hüzünlü hikâyesi.