Yüzleşme

43 26 0
                                    

Yine bir bilinmezlik içinde çırpınıyordum. Hayat daha yolun başındayken yormuştu beni. Sonunda ne olurdum bilemiyordum. Bu kadar çok bilmediğim şey varken neden bildiğim tek bir şey dahi yoktu onuda bilmiyordum. Hiç olmadık bir zamanda hiç olmadık yerde hiç tanımadığım birisi karşıma çıkmış abim olduğundan bahsediyordu. Keşke sadece bundan bahsetse, ayrı gezegenlerden ayrı galaksilerden bahsediyor. Aramızda gezegenler galaksiler varken nasıl abim olabilirdi. Tamamen zehirli saçmalıklarını kusuyordu üzerime.
Yorulmuştum. Usanmıştım. Direnecek sabredecek gücüm kalmamıştı. Bu kadar kolay mı yorulurdum ben? Bu kadar kolay mı pes ederdim ben? Ne olmuştu cesaretime? Ne olmuştu Evrim Acar'a. Benliğimi tamamen kaybetmiştim. Ne benden ne de Evrimden bihaberdim. Kalan son sabrımı kullanıyordum. Kalan son gücümü kullanıyordum.
Üzerlerine ağır gelen yorgunluğumla açtım gözlerimi. Yine bir hüsranlık karşılamıştı beni. Evimde de değildim. Başka bir boyuttaydım. Kendi dünyama kendimi ait hissedemiyordum. Sanki orada boğuluyor gibiydim. Ama yinede oraya dönmeyi yalnızlığıma dönmeyi okadar çok istiyordum ki.
Ne zamandır baygın uyuduğumu bilmiyordum. Yattığım yerden doğruldum. Kaşlarım çatıktı herzamanki gibi. Dün bayıldığım yerdeydim yine. Koltuğun üzerinde. Axel karşımdaki kanepede oturur vaziyette uyuya kalmış. Edwin güneşin rahatlıkla içeriyi ışıttığı cam duvardan dışarıyı seyrediyordu. Sanırım onada bazı şeyler ağır gelmişti. Omuzları çökmüş gözlerindeki dalgınlığa vurmuştu yorgunluğu.
Yavaşca çekingen bir şekilde yanına ulaştım.
"Neden? Neden ben?" Dedim bir kez daha. Hıçkırıklarım konuşmamı engelliyordu. En sevdiği oyuncağını kaybetmiş küçük çocuklar gibi ağlıyordum. Ona bakmaya cesaret edemiyordum nedense. Gözlerim yere düşen gözyaşlarımı izliyordu tıpkı pencereden yağan yağmuru izler gibi. "Doğmaktan başka ne suçum vardı benim?" Diye sordum yine. Kollarımdan tuttu derin bir soluk bıraktı " sana ağlamana dayanamadığımı kaç kez söylemem gerekiyor?" Dedi bana kulaklarıma dalgalı gelen sesiyle. Sonra kollarının arasına çekti beni sımsıkı sarıldı bana. Küçücük kaldığım koca bedeniyle. Bir kaç dakika sonra sarılmayı bırakıp koltuğun üzerine oturduk birlikte. Axel çoktan gitmişti. "Herşeyi öğrenmek istiyorum" dedim. "Dün geceki gibi aynı sonuçları alacaksak eğer bence hiç anlatmayayım" dedi bana. Dalga mı geçiyor du yoksa ciddimiydi bilmiyor dum ama bunu kafaya takmak için kafam zaten fazlasıyla doluydu birde buna gerek yoktu. "Olmayacak" dedim. "Hazırmısın?" Sorusuna kafamı sallayarak onay verdim. Karanlık cümlelerini kurmaya başladı sakince yavaş yavaş "Annem Dina, ben doğarken ölmüş." Gözleri dolmuştu ama yinede tek bir damla dahi dökülmemişti gözlerinden. Çok üzülmüştüm annesini daha göremeden... "Annem ölünce babamda Elina hanımla evlenmiş. Yani annenle. Sonra sana hamile kalmış annen. Doğumuna sadece bir kaç ay kala Lucia gezegenini babamız Hector Amaya yı ardında bırakıp kaçmış. Şu anda bulunduğumuz gezegenden Felix gezegeninin elçilerinden birisiyle birlikte. Dünyaya gitmişler. Sebebini bilmiyorum." Sanki masal anlatıyordu bana olmayacak şeyler imkansız şeyler anlatıyordu bana ama bir farkla hüzünle başlayan masalların sonu mutlu sonla biterken bu masal tamtersiydi. "Buna inanmamı beklemiyorsun değilmi?" Dedim kaşlarımı herzamanki gibi çatarak. "İnanmak yada inanmamak sana kalmış." Dedi. Gerçekten ciddiydi. Tüm bunlar gerçek olamazdı. Saçmalıktı. Ne yani yıllarca baba dediğim adam aslında hayatımın hırsızımıydı? Buna nasıl inanabilirdim. Eğer babam bunu duyarsa bana çok kırılırdı. Hayır hayır buna inanmayacağım tabiki. Bu mümkün olamaz. Kafayı yiyecek gibiydim. Zihnimde susmayan binlerce soru varken ağzımdan tek bir harf bile dökülmüyordu.
" Beni evime götür!" Dedim kızgınlıkla tüm kinimi öfkemi kusarak. Oturduğu yerden kalktı dışarıya açılan kapıya doğru ilerledi. Beni duymazdan geliyordu. "Nereye gidiyorsun sana beni evime götür dedim" yine cevap vermedi arkasına bile bakmadan devam etti yürümeye. Arkasından gittim. Öfkeliydim bana karşı her zaman iyi davranan saçımın teline zarar gelse sanki dünyayı yakacak gibi bakan adam gitmiş ti sanki bir anda. Gözlerini öfke bürümüştü ama bu öfkesi bana değildi. Sebep olduklarım dı. İşaret parmağını dudaklarına götürerek sessiz olmamı söyledi. Kaşlarımı çatmıştım ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama her şey daha da karmaşık hale geliyordu. "Burda bekle" diyip dışarıya çıktı itiraz bile etmeme izin vermeden. Aralık kalan kapıdan dışarıyı seyretmeye başladım fazlasıyla korku sarmıştı içimi. Yaklaşık dört beş kişinin olduğu ve hepsininde Edwin gibi uzun boylu ve yapılı olan adamların arasında saçlarına ak düşmüş altmışlı yaşlarında bir adam " iki seçeneğin var. Birincisi ya babanı dinler uslu uslu Lucia ya dönersin yada ikincisi seçeneği seçer uslu uslu Lucia ya dönersin" babasımı? Yani benim babam olduğunu iddia ettiği adam. İkimizin babası mı? İyi ama neden dönmesini istiyor du burası zaten Lucia dedikleri gezegen değil miydi? "Felix" irkilerek arkama döndüğümde bu sesin sahibini tahmin etmesi zaten çokta zor değildi oyüzden de karşımda Axel'i görünce şaşırmadım. Ne dediğini anlamadığım için yüzüne baktım sorar gibi "şu anda bulunduğumuz gezegenin adı Felix" "yani?"
"Yani... Şu anda benim gezegeninde sin ve dahada kötüsü benim evimde sin. Şimdi Edwin gitmek zorunda. O baban olduğuna inanamadığın adam sevgili abini alıp kendi gezegenlerine götürecek. Ne zaman geri gelir belli olmaz yada gelip gelmeyeceği." Ne biliyorda konuşuyor du ve neden bana karşı böyle sert bir tavrı vardı. "Bunları neden bana anlatıyorsun?" Dedim umursamazca. Bana dahada yaklaşarak "eğer Edwin giderse sen de burada kalacaksın" nefesini yüzümde hissediyordum çok fazla yaklaşmıştı neydi bu daha da çok alay etmek mi. Pis pis sırıtarak geriye çekildi. " Neden?" Dedim. Burda bu pislikle aynı evde ne kadar süredir kalacağımı bile bilmemenin verdiği korkuyla. "Çünkü Edwin giderken muhtemelen yanına gelmeden ve banada bir şey söylemeden gidecek. E bende seni geri götürüp götürmemem konusunda ondan bir bilgi almadan geri götürmeyeceğim için buradasın maalesef ki" iyice boş yapmıştı artık sabrım kalmamıştı onu dinlememek için ve babam olduğu nu iddia ettiği adamla konuşmam gereken ona sormam gereken şeyler olduğu için yanına gitmem gerekiyordu. Cesaretimi toparlayıp kapıyı açtım sonuna kadar ama kimse yoktu. Boşlukta kalmıştım daha da kötüsü bu adamın eline kalmıştım. "Neden gitti?"
" Çünkü gitmesi gerekiyordu" bundan daha açıklayıcı bir cümle olamazdı gerçekten. Resmen deliler tımarhanesine düşmüştüm. Salondan içeriye girip kanepeye oturdu. "Orda durmaya devam mı edeceksin yoksa içeriye mi gireceksin. Burası sizin dünyanız değil. Burası sizin oralardan daha soğuk olur özellikle de akşamları oyüzden donmadan önce içeriye girmeni tavsiye ederim" sanırım ilk kez haklı bir cümle kurmuştu her ne kadar kabul etmesi zor olsada. Gerçekten de soğuktu. Kapıyı çarparak içeriye girdim. Anlamasını kolaylaştırmak için tane tane söylediğim sözcüklerle bir kez daha sordum "neden gitmesi gerekiyor du? Ve neden hiçbir şey söylemeden gitti?"
Oturduğu yerden doğrularak " gitmeseydi savaş çıkacaktı" kaşlarımı çatarak dahada merakla baktım yüzüne. Bıkkınlıkla iç çekerek devam etti "senin annen olacak o kadın yüzünden yıllar önce iki ülke arasında bir savaş çıktı. Kaçmak için neden bizim gezegenden birisini seçtiyse artık. Ve baban olacak o herif senin anneni ve doğmasını bile istemediği o bebeği bulmak için gezegenimize karşı savaş açmış. Bu savaş yıllarca sürmüş. En sonunda birisinin gerçekten canını yaktıktan sonra ancak bu savaş son bulmuş. Ve eğer abin gitmeseydi bu savaş tekrar başlayacaktı" Annem hakkında böyle konuşmaya hakkı yoktu. Ve neden hâlâ o Hector mudur nedir o adamın benim babam olduğunu iddia ediyordu. Ayrıca o adamın doğmasını bile istemediği ama bulmak için gezegenleri alt üst etmesinin sebebi neydi? "Bunları sana Edwin'nın anlatması gerekiyordu ama bana kısmetmiş. Abin ve ben bunu yaklaşık iki yıl önce öğrendik. O sadece senin sağ çıktığın uçak kazasının olduğu gün." Yaramı bu denli açması canımı çok yakmıştı. Hayatım boyunca iyileşmeyecek yaramı daha da çok deşiyordu. Çok rahat bir şekilde ağzına alması ve nedenini bile bilmediğim öfkesini bu şeklide çıkarıyordu benden. Gerçekler ancak bu denli acıtabilirdi içimi. Her bir kelime ettiğinde içimdeki alevi daha da çok harlayarak devam etti ölümlü sözlerini söylemeye "Edwin, o gece babanın birisiyle konuşurken duymuş. uçak kazasından sadece birisinin sağ çıktığını onunda kızı Xia olduğunu. Söylediğini duymuş." Xia mı? Anlayamıyordum. Bu konuşmadan nasıl benim onun kardeşi olduğum gerekçesini çıkarabildiğini hâlâ anlamıyordum. Ayrıca bahsettiği kişinin isminde Xia olmasına rağmen. "Sonra Edwin yanıma geldi duyduklarını anlattı benden yardım istedi seni bulmak için. İstemeye istemeye mecburen yardım ettim ona. Seni bulduk Xia... " Gözlerini gözlerime dikmişti. Xia olduğumu kafama kazımak istercesine bir vurguyla söylemişti son kelimesini. Mavi mavi bakan gözlerini kara bulutlar esir almıştı. Bana her baktığında öfkeyle kararan gözleri. Bunlara inanmak istemiyordum böyle bir şey olsa annem bana söylemez miydi? Anlatmaz mıydı? Bu konu hakkında en ufak bir kelime dahi duymamıştım ne annemden nede babamdan. Şimdi karşıma geçmiş hiç tanımadığım birisi hiç tanımadığım kelimeler söylüyordu.
" Siz iki düşman ülkenin çocukları degilmisiniz? Neden gelip senden yardım istesin?"
" Bu kadarı seni aşar küçük hanım."
Sanki az önce söyledikleri onu aşmıyordu. "Haklısın. Ama maalesefki dostum 'eğer ben gidersem ona bilmesi gereken herşeyi sen anlatırsın' demişti" yine her zamanki ukalalığı tutmuş tu. Az önce bana öfkesini kusan adam şimdi dalga geçiyor ve bilmişliğinin verdiği hazla sırıtıyordu. Dahası yine içimi okumuştu bundan nefret ediyordum. Uyuz sarı. "Heyy kullandığın kelimelere dikkat et."
" Ayy kusura bakma canım ya. Çok rahatsız oluyorsan sana zahmet içimi dinlemesen olurmu çünkü içten gelen bazı sözcüklere engel olamıyorum öyle kendiliğinden geçiveriyor içimden." Sinirlerimi kontrol edemiyordum. Duyduklarımı bile sindiremezken birde bununla uğraşıyordum. Eve gidip bir ipucu bir şey bulmam gerekiyordu. Bunca şey duyduktan sonra hiçbirşey duymamış hiçbirşey olmamış gibi oturamazdım. Bunu araştırmam gerekiyordu. Direk o adamın yanına gitsem karşısına çıksam ne diyecektim. Ne soracaktım. Önce buna kendim inanmalıydım. "Beni Eve götür" dedim ani bir şekilde. "Sana, seni eve götüremeyeceğimi söyledim"
" biliyorum ama gitmem gerekiyor en azından bir kaç saatliğine. Hem neden götüre miyorsun Edwin neden götürmeni istemesin ki? Bence bir sorun olmaz"
" Hiçbirşey senin bildiklerinden ibaret değil."
"Neymiş benim bildiklerim den ibaret olmayan o şey?"
"Anlatsam da ya anlamazsın yada inanmazsın o yüzden de enerjimi sana harcayamam"
Sanki anlattıkları çok normaldi benim inanmamam anormaldi. Ayrıca sanki onun enerjisine çok ihtiyacım vardı da. Burda kalmam için bir sebep yoktu beni burda tutmaya haklarıda yoktu. Uydurdukları yalan yüzünden hayatıma bu denli karışıp ne zaman nerede olacağıma karar vermeleri zaten ayrı bir sorun du. Şu anda düşünmem gereken şeyler gerçekten bunlar mıydı? Artık kendime de inanamıyordum. Ve bu gerçekten de anormal bir durumdu. Her ne olursa olsun eve gitmem gerekiyordu. Bir daha denedim şansımı "sadece bir saat lütfen. Senden sadece bir saat istiyorum ya en azından bunu bile hak etmiyor muyum sencede. Size inanamamı bekliyorsanız eğer en azından bana bir saat ver. Bu bir saat içinde yanımda olursun. Bu bir saatte ne olabilr kii?" Artık ne diyeceğimi bende şaşırmıştım. Ama bir şekilde eve gitmem gerekiyordu. "Yeter sus artık tamam" "gerçekten mi?" Şaşkınlığım ve sevincim birbirine karışmıştı. Herşeye rağmen içimde sevinç çığlıklarını duyabiliyordum."girçiktin mi?" Yaptığı sinir bozucu taklit tüm sevincimi öldürmüş tü.

Sonunda eve gelmiştim. Kimsesiz sessiz evime. "Bir saatin var. Bir saat sonra ne dersen de dinlemem gideriz ona göre işini çabuk hallet" gözlerimi devirdim sadece söylediklerine. Birde cevap vermekle vakit kaybedemezdim. Üst kata teyzemin odasına çıktım. Tüm çekmeceleri birer birer karıştırdım hiçbir şey yoktu bir kaç eski fotoğraf dışında. Tuhafıma giden se sadece benim bir iki yaşımdan sonraya ait resimler vardı. Öncesi yoktu. Hatta annemin teyzemle çektiği tek bir tane bile resim yoktu. Onları bir kenara koyup bakmaya devam ettim. Ama hiçbirşey bulamadım. Teyzemin odasını karıştırdığım için kendimi kötü hissediyordum. Ve bu benim teyzemin odasına ilk girişimdi daha önce hiç girmem gerekmemişti. Bu denli yabancılaşmıştım herkesten. Heryere bakmıştım ama bulduğum resimler dışında elime geçen hiçbirşey yoktu. "Yarım saatin kaldı haberin olsun" her konuştuğunda beni daha da sinir ediyordu. Duymazdan gelerek bakmaya devam ettim. En son olarak  gardırop kalmıştı yavaşca kapağını açtığım gardırobun içinde elbiselerden başka bir şey yoktu. İçindeki çekmeceleri tek tek karıştırdım. Ama yine bir şey yoktu. Daha sonra dolabın kapağını kapatacağım sırada gözüme şifrelenmiş ufak bi kasa çarptı. Eğilip kasayı açmayı denedim ama olmadı. Aklıma gelebilecek tüm sayıları denedim ama hiçbirisi de kilidi açma dı. "Onbeş dakikan kaldı" " ordan dakikaları sayacağına gel yardım et aç şunu" dedim çaresiz ce. En azından bunu yapsaydı başımda çalar saat gibi öteceğine. "Sana yardım etmek için bir sebebim yok aksine bana karşı kullandığın hitaplardan dolayı seni şu anda çoktan götürmüştüm şükretmelisin" "hakediyor-  yani kusura bakma bir anlık öfkeyle çıkan sözler onlar neden bu kadar takılıyorsun ki?" İçimden ona küfretmek bile geçiyorken şu anda paşa gönlünü almakla uğraşıyordum. Çünkü yardımına ihtiyacım vardı. Masum bir surat yaparak gözlerine baktım. Ama bu şekilde davrandıkça daha da yapmacıklaşıp samimiyetsiz bir hal alıyordu durum. "Hiç samimi değilsin"
"seni ikna etmek için ne yapmam lazım?" 
" Karşılığında senden bir şey istemem lazım"
"Tamam. Ne istiyorsun?"
" Bilmem. Şu anda istediğim bir şey yok. Ama belki ilerde isteyebilirim"
"Anlaştık. Hadi aç şunu"
" Ne istersem isteyeyim yapacaksın ama sonradan vazgeçmek yok"
"Tamam dedim. Hadi. Zamanımız yok diyen sen değilmiydin?" Hızlıca hareket edip kasanın önüne oturdu.
Belki kasanın içinde birşey bulamayacaktım ama bu onları haksız olduğunu gösterecekti. Eğer dedikleri doğruysa mutlaka bir ipucu bırakmış olmalılar dı arkalarında. Herşeye rağmen ilerde benden ne olduğunu bilmediğim şeyi ona vermek için pazarlık yapmıştım. Ama bir gün bunların hesabını ona mutlaka soracaktım. Ama şimdi ne yeriydi nede zamanıydı. "Ne yapacaksan acele et fazla zamanımız yok. Birazdan gelirler" dedi açtığı kasayı işaret ederek.
"kimler gelirler anlamadım?"
"Eğer böyle oyalamaya devam edersen birazdan anlayacaksın ve anladığına pişman olacaksın." Kasayı kırmamış şifreyi de bilmiyor öyleyse nasıl açmıştı ki? "Nasıl açtın şifreyi biliyor muydun?"
"Meslek sırrı canım söyleyemem." Egosu tavan yapmıştı yine. Devirdiğim gözlerimi kasanın içine çevirmiştim. Onları haklı çıkarmak istemiyordum. Aksinin olduğuna kenidimi inandırmak istiyordum. Tüm bu arayışım buydu. Onların haklı olduğu düşüncesi içime yer edinmişti çoktan. Eğer onlara inanmazsam bir aile daha kaybedebilirdim. Her ne kadar kabul etsem de etmesemde. Aksinin olmasını dileyerek kasanın içine baktım. Bir kaç zarf vardı sadece içinde. Birisinin üzerinde 'kardeşim Meleğ'e' yazıyordu. Yani annem teyzeme yazmıştı. Öbürünün üzerinde 'dünyama' yani bana. Ama ben bu mektubu ilk kez görüyordum. Ne annem nede teyzem bana bu mektuptan bahsetmişti. Ellerimin arasında titreyen mektubu açıp açmamak arasında kalmıştım. Neden annemden kalan son hatırayı bana vermemiş ti. Neden onu benden saklamıştı. Kafamda yeniden yankı yapmaya başlamıştı tüm konuşmalar. Kendimi yine kaybediyordum ama şimdi sırası değildi. Şimdi olmazdı. Mektupta ne yazdığını okumam gerekiyordu. Annemin bana söylemeye cesaret edemediği ve teyzemin benim öğrenmemi istemdiği ne olabilirdi ki bu mektuplarda. Yoksa beni benden daha iyi tanıyan yabancılar haklımıydılar. Bunlar gerçek olabilir miydi? Başka bir şey olsa neden saklasınlar ki benden. Tüm yollar ona çıkıyordu. Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı oda mektubu okumaktı ama buna cesaretim yoktu. Mektubu cebime koyup göz yaşlarımı sildim. "Gidelim" dedim. Almam gerekeni almıştım artık bir şey kalmamıştı. Verdiğim sözü tutmam gerekiyordu. Benim yüzümden başlarının belaya girmesini istemiyordum.

____________________

Buralara Kadar gelip kurguma bir şans verdiğiniz için teşekkür ederim. Bu benim ilkim oyüzden illaki hatalarım olabilir. Sizden ricam hatalarımı benimle paylaşmanız ve bana destek olmanız.

Oy ve yorumlarınız bekliyorum.  Sizleri çok seviyorum. Bir sonraki hikayemi keyifli okumalar diliyorum.😘🥰

KARANLIĞIN SESSİZLİĞİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin