İçime Biriktirdiklerime Yenildim

48 25 0
                                    

Hiç durmak bilmeyen gözyaşlarım bugünde durmadı. Beni yabancı insanların önünde daha da zayıf göstermeye devam ediyordu. Savunmasız kalmıştım. Bu hayatta güvendiğim tek kişi babamken bir anda tüm güven bağlarımı kesen kişi o oldu. Bir kız çocuğu için babanın değeri paha biçilemez ama benim babam hatta belkide değil o bile bilinmez bir gerçek. Beni bu hayatta babam kadar kimse sevemez di ve babam kadar da kimse yıkamazdı. Benim babam, hiçbir şeyi kalmayan beni daha çok mu yok edecekti yoksa ona karşı hiç sarsılmayan güven bağlarımı dahada mı çok birbirine bağlayacaktı. Cesaretim yoktu mektubu açmaya. Ellerim tir tir titriyordu. Evet tabiki babama anneme güveniyordum. Ama bu mektup biraz olsun şüphe etmeme bu yaşadıklarım biraz olsun güvenimin yıkılması na yetmişti. En önemlisi de babam beni bir başıma bu koskoca evrende bırakarak kırmıştı tüm güvenimi. Hani beni herşeyden çok seviyordu. Hani tırnağım kopsa dağları dereleri yerle bir ederdi. Neredesin babacığım bütün dağlar karşıma geçmiş beni çıkmaz sokaklara mahkûm etmiş. Dereler denizler beni esir almış şimdi yosun tutuyorum babacığım. Neredesin. Neredesin baba!!
Bana tahammül edemeyen bilmediğim bir sebepten ötürü bana kinini kusan bir Axel vardı yanımda. Gözyaşlarımı silmesede. Beni sizin gibi sevmesede ki sevginiz gerçek miydi orasını bilemem ama en azından nefreti gerçekti yalansız dolansız bir o vardı yanımda başımı omzuna koyduğum. Size soramadığım hesabı bir ona sorduğum. Bana katlanamamasına rağmen daha nasıl bir tehlike bile olduğunu bilmediğim bir tehlikeye karşı beni kendi evinde kendi çatısının altında sahip çıkıp koruyordu baba. Neden sen değil veya annem değilde hiç tanımadığım adından başka hiçbir şeyini bilmediğim bir adamın omuzlarında ağlıyordum ben baba. Evet sana tüm bu öfkem. Neden mi? Evet ölmek beni terk etmek senin suçun değildi ama bana kimseden alamayacağım kadar sevgi aşılayan güven veren sen iken tüm güvenimi yerle bir eden yine sendin baba. Sana bu yüzden bu denli öfke duyuyordum; ve tabii anneciğim herşeyi benden saklayıp harika bir rol yaptığın için sana daha da çok öfkeliydim. Nasıl okşadın saçlarımı. Nasıl baktın gözlerime anneciğim.
Evet daha mektubu okumadım belki tüm bu söylediklerimi hak etmediniz. Belkide onlar yalan söylüyor. Ozaman siz beni affedecek misiniz? Etmeyin annem etmeyin babam. Çünkü ben bile kendimi affedemiyorken sizden bunu bekleyemem. Şu anda sizin değilde bir yabancının kollarında ağlamam beni çok üzüyor be baba.
"Belki biz yanıldık. Belki biz yalan söylüyoruz. Nereden biliyorsun? Elindeki mektubu okumadan neden bu kadar ağlıyorsun." O bilmezdi içimde kopan fırtınaları. Evet içimi duyduğu bir gerçekti ama içimdeki yangını duyamazdı. O nerden bilebilridi bu acının yakıcılığını. Gözlerine baktım benden nefret eden adamın. Bu beni daha da çok ağlattı ya gerçi. Yanımda bana teselli olan birisinin olması zoruma gidiyordu. Göz yaşlarımı sildim elimle ama yine ardından akmaya devam ediyordu lar aldırış etmeden derin bir soluk bırakarak içimde büyüyen korkuyla açtım zarfı.

'Evrim. Kızım. Dünyam. Nefesimin sebebi. En değerlim. Kıymetlim. Bu mektubu sen daha karnımdayken yazıyorum. Belki doğduğunda yanında olamam çiçeğim. Ama bu senin asla yanlız olduğun anlamına gelmez. Ben hep senin yanındayım. Ben hep senin kanındayım. Belki gelecekte sana güzel bir anne olamayacağım belki de sana güzel bir aile kuramayacağım. Ve hatta bunun için benden nefret edeceksin. Benden aldığın her soluğa lanetler okuyacaksın kızım. Ama eğer sen benden aldığın nefes için lanetler okuyabiliyorsan bilki kızım başarmışım. Seni doğurmuş büyütmüş ve hatta bu mektubu okumana bu yaşa gelemene sebep olabildiysem iyiki savaşmış ım. İyi ki mücadele etmişim. İyiki doğurmuşum seni birtanem. Seninle gurur duyuyorum. Sende annenle gurur duy. Çünkü annen seni doğurabilmek için çok mücadele etti. Herşeyini feda etti. Ama senden hiç vazgeçmedi kızım. Sende vazgeçme savaşman gerekiyorsa savaş. Feda etmen gerekiyorsa et. Ama asla pes etme kızım.Annen senin hep yanında. Annen seni çok seviyor'
Akan gözyaşlarım artık göz pınarlarımdan taşıyordu. Haykırışlarım yankı yapıyordu. İlk kez içimden değil dışımdan kopuyordu çığlıklarım. Sesimin kısılmasına nefesimin kesilmesine aldırış etmeden bağıra bağıra ağlıyordum. İçimde ki yangın almış başını gidiyordu. Ateşim başka kimleri yakardı bilmiyordum ama bu çok acı vericiydi. Tarif edemiyorum sadece yaşıyordum. Canım yanıyordu sadece canım yanıyordu. Nasıl geçerdi bu acı bilmiyordum. "Yardım et nolur!!!" Yalvarıyordum başımda dikilen adama. Ama içime kor düşmüştü canım çok yanıyordu. Bir kez daha yalvardım ayaklarına kapandım "Nolur? Nolur yardım et bana çok acıyor dayanamıyorum." İçime attığım tüm acılar yakıyordu içimi. Geçer diye içime attığım acıları sadece daha da güçlendirmişim. " Yeter artık yeter! Geçmeyecek! Anladın mı geçmeyecek. Hatta her gün biraz daha büyüyecek. Hatta öyle bir büyüyecek ki eriyecek sin yok olacaksın. Eğer yardım edebilsem yıllar önce kendime yardım ederdim."
Onunda dolmuştu gözleri. Ama o benim kadar güçsüz değildi. Ağlamıyordu benim gibi haykırışlarıyla kıyamet koparmıyordu. O güçlüydü çünkü. Neydi ama onu bu denli güçlü olmak zorunda bırakan şey. "Nasıl?" Dedim. Nasıl ağlamazdım. Nasıl durabilirdim.
Duvarlar üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Bu sadece benim değil herkesin yıkılışıydı. Ama; ama sadece ben bu denli acı çekiyordum. Bir ben baş edemiyordum acılarımla. Bir ben savaşamıyordum. Halbuki annemin tek istegiydi savaşman. Mücadele etmem ben bunu bile yapmamıştım. Ben şimdiden pes etmiş yıkılmıştım. Özür dilerim anne çok özür dilerim sana laik bir evlat olamadığım için. Beni bağışlama nı bile isteyemecek kadar haksızdım. Korkaktım.
O kadar zayıf ve güçsüzdüki benim korkak kalbim yine dayanamadı. Gözlerim yine kapandı. Zihnim yine kapandı.
Ben yanımda olan herkese zarardan başka bir şey vermiyordum. Doğmadan önce bile anneme ne denli acılar çektirdim benim için neleri feda etti. Benim için nelerle savaştı bu kadın. Kendimden düşüncelerimden utanıyordum. Hatta anneciğim senden aldığım nefese değil bu denli alçalabildiğim için kendime lanet okuyordum. Sana laik bir evlat olamadığım için beklentilerini karşılayacak cesaretim olmadığı için kendime lanet okuyordum.
Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum ama bu diğerlerine göre biraz daha kısa sürmüş tü sanırım. Kendime daha erken gelmiştim. Ama başımda çok şiddetli bir ağrı vardı. Beni yattığım yerden doğrulmama izin vermeyecek kadar. " Daha yolun başında olmana rağmen şu anda çektiğin acılar ilerde çekeceklerinin daha yüzdebiri bile değilken nasıl savaşmayı düşünüyorsun?"
Savaşma kararı mı almıştım? Yada bende savaşacak potansiyel varmıydıki. Ben kimdim? Ya herşeyden daha çok merak ediyorum kimdim ben? Neydim? Nasıldım? İyimiydim? İyileşecek miydim? Herşeyden dahada ötesi tüm bu saçmalıklara bir son verebilecek miydim? Beni herşeyden çok seven insanlara sevgilerinin karşılığında zarardan başka bir şey vermiyordum. Bununda en başında annem vardı. Doğmadan bile sevdiklerime ne denli acı yaşamışım. Ölmeyi annem yada babam değil ben haketmiştim.
Ama Axel haklıydı ve beni çok iyi biliyordu. Savaşacak tım tabiki. Tıpkı annem gibi cesur olacaktım istediği gibi güçlü olacaktım. Annem benden bunu istemişti son isteğini yerine getirmeliydim. Ve annemin neden benim yüzümden bu denli mücadele edip savaştığını bulmalıydım. Birde uydurdukları şu hikayeye son noktayı koymalıydım artık.
Ayağa kalktım zor da olsa. "Beni Lucia ya götürebilirmisin?" Şaşırmıştı. Kocaman açtığı gözleriyle bakıyordu gözlerime. Ciddiyetimi ve kararlılığımı ona gösterme çabalarına giremezdim. Buna harcayacak zamanım yoktu. "Olmaz" beni götüreceğini oda bende çok iyi biliyorduk. Ve buna rağmen neden itiraz ettiğini anlamak benim için gerçekten de zordu. "Bu şekilde mi anlattıklarınıza inanmamı bekliyorsunuz. Elim kolum bağlı bir şekilde size esir olmamı mı? Yüzleşmem gereken kişiler var. Ayrıca benim babamın o adam olduğunu iddia ediyorsunuz değilmi? Neden babamla hasret gidermeme izin vermiyorsunuz?" "Tabii git bende babanla hasret giderme ni elbette isterim sen nasıl onunla hasret gidermek için sabırsızlanıyorsan oda aynı şekilde senin için öyle düşünüyor dur. Eğer aksi olsaydı şimdiye kadar seni yanına bizden önce getirmez miydi?" Hasret gidermek derken neyden bahsettiğimi çok çabuk anlamış ve hatta şovunu bile çoktan yapmıştı. Ama olsun benimde istediğim buydu ikimzinde içinde inkar ve nefret olması benim bu savaş ta en büyük kalkanım olacaktı. "Ne güzel anlıyorsun bak işine gelince. Benim oraya gitmem konusundaki ısrarımı da anlamış olman gerekiyor. Hadi gidelim"
" Benim oraya gidebileceğimi düşünmüyorsun değilmi?"
" Neden korkuyor musun? Sen demedin mi savaş durdu diye korkmanı gerektirecek bir durum kaldığını düşünmüyorum" bana olan öfkesi yetmiyormuş gibi son söylediğim şeyin üzerine onu daha da öfkelendirdim. Ters bakışlarıyla yanıma dahada yaklaşıp kulağıma eğildi " savaş durdu dedim. Barış var demedim. Ayrıca gerçekten korkuyor olsam düşmanımın kızını neden babasından koruyayım." Öfkesi fısıltılı sesine dolmuştu. Bana bu denli yaklaşması içimi ürkütmüştü. " Öyleyse beni neden götürmüyorsun?"
" Bana emanet edileni öylece ateşin içine koyamam"
Sinirimi bozmuştu artık bu durum benden daha da inatçıydı.
" Beni neden babamdan koruyorsun? Madem babamsa neden bana zarar versin ki?"
"Çünkü..." Yarıda bıraktığı cümlesiyle sessizce arkasına dönüp odadan çıkıp gitti. Yine bir bilinmezlikle yalnız başıma terk edilmiştim. Ama pes etmeyecektim. Bana olan kibirli tavrına da aldırış edip yine zoruma gitmesine izin vermeyecektim. Peşinden koştum. Salona inen merdivenlerden aşağı indim. Salonda yoktu. Silah odasının kapısı açıktı. İçerde olma ihtimaliyle içeriye girdim. Ve tahmin ettiğim gibi oradaydı. Birisiyle konuşuyordu. Ama kim olduğunu göremiyordum biraz daha yaklaştığımda konuştuğu kişinin sesinin Edwine ait olduğu nu anladım. Beni oraya gitmemi sağlacak tek kişi oydu. Heyecanla oraya doğru ilerledim. Büyük bir hayal kırıklığıyla yüzüm tekrar düştü. Konuştuğu kişi Edwindi doğru ama sadece hologramdan ibaretti. Burada teknolji gerçekten müthiş ilerlemişti ama insanları beyin gelişimi açısından geri kalmışlardı. Sessizce ne konuştuklarını dinledim. Edwin;
" O hâlde Felix den birisi gelmediğine göre ve malûm benimde ışınlanmam yasaklandığına göre tek çare Alvin'e kalıyor şu anda güvene bileceğimiz tek kişi o"  Alvin mi? Beni götürmek için mi konuşuyorlardı. İyi ama bunu Edwin nasıl kabul etti. Ayrıca madem haberlşebiliyorlardı neden bana Edwin buraya gelmeden ondan bir haber almadan beni dünyaya götüremeyeceğini söyledi ki. Şimdi nasıl söylediyse ozamanda söyleyebilirdi. Gerçekten ya ben çok salaktım onları anlamıyordum yada onlar çok anlamsızdılar.
Axel "abi eminmisin Alvin den bahsediyoruz sonuçta. En son dünyaya gittiğimiz de onun yüzünden ifşa oluyorduk."
" Evet kardeşim eminim başka çare varmı Elvin ve  Kelvin şu anda babamla birlikte toplantıya gittiler gelemiyorlar."
" Tamam abi gönder ozaman bekliyoruz."
Sonunda asıl savaşa girmek üzereydim bunun için sadece dakikalar kalmıştı. Axel ve Edwin konuşmasını bitirdikten sonra Axel'in yanına yaklaşıp teşekkür ettim bana yardım ettiği için. "Konuşulanları zaten duydun. Birazdan Alvin gelip seni oraya götürecek."
Kafamı sallayarak onayladım. Birlikte odadan çıkıp salona geçtik. "Bir daha o odaya benden izinsiz girmeni istemiyorum. Bir daha olursa bu şekilde hoş karşılamam." Sanki ben bayılıyorum da o odaya girmeye. Sonunda bu sıkıcı konuşmanın üzerine beklenen an gelmişti. Tıpkı o geceki gibi mor bir ışık belirdi evin içinde ve sanırım bu ışınlanma sonucu meydana geliyordu. Gelen kişi bahsettikleri Alvin olsa gerekti. Bu galaksi ye geldiğimden beri ilk kez güler yüzlü birisiyle karşılaşmıştım. Öfke yada hüzün dolu bakamayan bir çift göz vardı bana bakan ilk kez. Axele selam verdikten sonra bana dönüp " merhaba Evrim hanım ben Alvin sizi Lucia ya götüreceğim bana güvene bilirsiniz"  güvenmek yada güvenmemek gibi bir seçeneğim yoktu maalesef ki. Ufak bir tebessümle başımı salladım o beni zaten tanıyordu gördüğüm kadarıyla. "Sana guvenmekten başka çaremiz yok o yüzden bizi pişman etme kardeşim. Birde yanındaki hanımefendiye daha çok dikkat et laf aramızda kendisi biraz deli"  benmi deliymişim hahaha güleyim bari şu saçmalığa bak. Madem koskoca galakside ondan başka nefes alabilen canlılar varmış neden beni ona katlanmak zorunda bıraktılar ki? " Birde bana deli diyo sanırım sizin gezegeninizde kişiliklerinizi görmeye tahammül edemediğiniz den ayna bile yok. O kadar hologram yada silah icat edeceğinize şu duvarı kaplayan aynanın karşısına geçmeyi akıl edebilseymişsiniz keşke çakma beyefendi" uyuz sarı. Kibirli. Ukala. Ağrıyan başıma engel olabilseydim ona ağzının payını verirdim ama ona bu da yeter. "Seni varya" işaret parmağını bana doğrultarak yine devamını getiremediği cümlesiyle boş bir tehdit gönderdi bana. "Evet seni dinliyorum devam et naparsın?" Kollarımı birbirine bağlayarak üzerine doğru bir adım attım araya Alvin girmeseydi sanırım olacakları tahmin bile edemiyordum.
"Heyy millet noluyor ya. Evrim hanım lütfen sakin olun bu onun herzamanki hâli o hep böyle katıdır ama aslında biraz anlayış gösterseniz onu anlamaya çalışsanız olmazmı?" Benmi anlayış göstereyim bildiğin kibirle beslenmiş ben onu anlasam ne olacak sanki. " Abi sende biraz sakin ol biraz Evrim hanımı da anla ama kızın yaşadığı şeyler sence de kolay şeyler mi?"
"Her kez zor şeyler yaşıyor tek sıkıntı içinde yaşayan o değil Alvin daha fazla beni muhattap etmeden  götür onu buradan"
" Tamam abi sakın gidiyoruz şimdi" sadece gözlerimi devirerek onları dinliyordum sonunda zamanı gelmişti artık ilk adımımı atıyordum cehennem çukuruna. Alvin elimden tutarak elinde tuttuğu cihazın düğmesine bastı. Evet istediğim olmuştu ama gidip de ne diyecektim ona. Ne soracaktım. Nasıl hitap edecektim. Bana doğruyu söyleyecek miydi? Koskoca gezegenin yöneticisi yalan söyleyecek hali yok ya. Birde sürekli beni ondan korumaktan bahsediyorlar ikimizde birbirimizi tanımıyorsak bana neden zarar versin di ki. Herşeyin cevabını bulmama çok az kalmıştı. Sonunda bu kâbus dolu masala bir son verecektim. Yada içinde daha da çok kaybolacaktım. Bir daha çıkamayacak tım. Ozaman kim elimden tutup çıkaracaktı beni bu kâbusun içinden. Yanlız başıma bir savaşa girmiştim koskoca galaksiye karşı. Onların dünyası ayaklarının altındaydı benimse enkazımın...


____________&_____________
Bölümlerden hangisinden daha çok etkilendiğimi sorarsanız hiç düşünmeden bu derim. Beni yazarken ağlatan aynı zamanda da güç veren en çok bağlandığım tekrar takrar okumaktan sıkılmadığım bölüm bu bölüm derim.  Umarım sizde beğenmişsinizdir.

KARANLIĞIN SESSİZLİĞİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin