Kural Üç: Seven her yerde ve her zamanda sever şartlar ne olursa olsun.
🧪
Iraz hazırlığını yapıp bana döndü. Gözlerinde çözemediğim bir duygu vardı. Parmak uçları yanağımı okşayınca gözlerinde ki duyguyu çözmüştüm. Korkuyordu. Ama kendisi için değil benim için korkuyordu. Bana bir şey olmasından korkuyordu.
Ona iyi olacağımı kelimelerle de anlatabilirdim ancak onun yaptığı gibi elimi uzatıp yanağını okşadım. Elini çekmeden başını yanağıma yasladı ve gözlerini kapattı.
Artık gitmesi gerektiğini haber veren zil sesime binlerce kez lanet ettim.
Iraz alnımı öpüp kapıyı açtı ve temkinli adımlarla ilerlemeye başladı. Bir süre sonra apartmana girdiğinde artık gözden kaybolmuştu.
🧪
-Ω-IRAZ-Ω-
Her ne kadar Elçin'i arabada tek bırakmak istemesem de bay aşırı cesur! yüzünden onu arabada tek bırakmıştım.
Şimdi ise yangın merdivenlerinden yukarı çıkıyordum. Berkay'ın dediğinin aksine şu ana kadar hiç hayvansı insan görmemiştim ama seslerini duyuyordum. Ben yukarı çıktıkça sesleri artıyordu. Bu durum gerilmeme neden olsa da Elçin'i daha fazla tek bırakmak istemediğim için hızımı artırarak devam ettim.
Berkay'ın olduğu dairenin bulunduğu kata geldiğimde sesler hiç olmadığı kadar artmıştı. O anda tüm hayvansı insanların burada olduğunu anlamıştım. Berkay bu yüzden binanın dolu olduğunu söylemiş olmalıydı. Tüm hayvansı insanlar onun katında olduğu için.
Sessiz bir derin nefes aldım ve yangın merdivenlerinin kapısını açtım.
🧪
-Ω-ELÇİN-Ω-
Neredeyse yarım saat olmuştu ama hâlâ görünürde ne Iraz vardı ne de Berkay.
Daha fazla dayanamayıp çıkmaya karar verdiğim anda Iraz'la Berkay gözüktü. Iraz ön Berkay da arka koltuğa yerleştiğinde Iraz bir saniye bile beklemeden arabayı çalıştırdı. Neden acele ettiğini soracaktım ki binadan çıkan evrimleşmişler herşeyi açıkladı. Gerçekten aşırı kalabalıklardı.
Berkay arkadan kafasını uzatınca yüzümü ona çevirdim.
"Naber lan ?"
"Seni evrimleşmişlere yem edince daha iyi olacağım."
"Öyle bir şey yapamazsın değil mi ?"
Kahkamı tutmak için dudaklarımı birbirine bastırırken Berkay dehşet saçan gözlerle Iraz'a döndü.
"Yapmaz değil mi ?"
Daha fazla dayanamayıp kahkaha atmaya başladığımda Iraz'da bana katıldı. Zar zor kendisini durdurduğunda Berkay'a dönüp "Elçin'den bahsediyoruz her şeyi yapma potansiyeline sahip." dediğinde artık gülmekten karnım ağırmaya başlamıştı.
Berkay ise "Siz cidden psikopatsınız" deyip camdan dışarı bakmaya başladı. Sırasıyla Ada, Kerem , Filiz, Defne, Alper , Mete ve Gökçe'yi de evlerinden aldıktan sonra Iraz'ın bahsettiği üsse doğru yola koyulduk.
Iraz'ın dediğine göre üs sekiz saat uzaklıktaydı. Herkesin dinlenmesi gerektiği için Iraz aracı sağa çekip bir tuşa bastığında tüm camlar siyah film ile kaplandı. Siyahın rengi dışardan içerisinin gözükmeyeceği tarzdandı ve bu çok hoşuma gitmişti. Yine de nasıl böyle olduğunu çözememiştim.
Yaklaşık bir saat sonra herkes uyumuştu. Ben hariç. Ne yaparsam yapayım bir türlü uyuyamamıştım. Bakışlarımı Iraz'a çevirdiğimde yorgun gözlerle bana baktığını gördüm.
"Uyuyamadın mı ?"
"Evet.Sen ?"
"Ben seni bekliyorum."
"Beni bekleme uykun varsa uyu kendini fazla zorluyorsun."
"Evet ama sen yaşayabileceksen buna değer."
"Biraz olsun kendini düşünemez misin ?"
Yorgun bakışlarına buruk bir tebessüm eşlik etti.
"Saçının okşanması uykunu getiriyordu değil mi ?"
"Evet niye ki ?"
Bir şey demeden arkadan iki tane yastık alıp birini dizlerinin üstüne diğerini de el freninin üstüne koydu ve yatmamı istermiş gibi dizlerinin üstüne ki yastığa vurdu. İnat yapmayıp başımı yastığa yatırdım ve gözlerimi kapattım. Iraz'ın parmakları saçlarımda dolaşmaya başladığında istemsizce üstüme uyku çökmüştü.
Huzurla uykunun beni kucaklamasına izin verdim.
Derin uykuya dalmadan önce Iraz'ın yorgun sesi doldu kulaklarıma.
"Şartlar ne olursa olsun, her zaman ve her yerde saçlarını okşayacağıma söz veriyorum."
🧪
Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmıştık. Kimisi hâlâ uyurken kimisi ise çoktan kalkmış sohbet ediyordu.
Berkay'ın esneme sesi araba içinde yankılanırken Ada ve Alper'in kafalarına vurduğunu görmezden gelerek bir kere daha esnedi.
"Ne zaman yemek yiyeceğiz."
"Ciddi misin ?"
"Seni kahvaltı yerine evrimleşmişlere vermemize ne dersin ?"
"Hâlâ uyuyan kişiler varken nasıl mideni düşünebilirsin ?"
"Allah'ta benim belamı versin iyi ki açıktık ya."
"Senin aç olmadığın bir zaman var mı acaba ?"
"Bir düşüneyim hayır yok ben hep açım."
Yarım saat sonra diğerleri de uyandığında Iraz arabayı sağa çekti ve herkese çantamdan kahvaltılarını etmeleri için yiyecek ve birer şişe su verdim.
Herkes yedikten sonra araç tekrar çalıştı ve kalan beş saatlik yolculuğumuz son hızıyla devam etti.
Yol boyunca pek çok kere evrimleşmişleri görmüştük ama aniden ortaya çıkmadıkları sürece, ki aniden ortaya çıktıklarında sadece ben çığlık atıyordum, evrimleşmiş görmeye alışmıştık.
Üsse geldiğimizde Iraz büyük demir kapının önünde durdu. Araçtan sevinç nidaları yükselirken, o anlık sevinçle kimsenin aklına gelmeyen o soru benim dudaklarımdan döküldü.
"Peki içeri nasıl gideceğiz ?"
Gerçekçi olalım duvarlar ve kapı tırmanılamayacak kadar yüksekti. Eğer açık bir yer varsa bu içeride evrimleşmişlerin olabileceği anlamına geliyordu.
Biz içeri girmenin yollarını düşünürken kapı yavaşça açılmaya başladı.Kapı açıldıkça arkasında duran silahlı askerler gözüktü. Evrimleşmişler kapıya doğru koşmaya başlarken askerler yaklaşan evrimleşmişleri vurmaya biz ise içeri girmeye başlamıştık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sadece İki Plan
Science FictionDünya çapında yayılan zombi salgını karşısında,kendi evlerinde mahsur kalan arkadaş grubunun ölüm ve kalım arasında verdiği savaşta kim ölecek ? Kim kaybedip kim kazanacak ? Ve bu savaşı kazanmak için sadece iki planları var.
