Jeongguk, ne düşünerek buraya yeniden geldiğinden emin değildi. Bu güçlerden kurtulmak isteme arzusu o kadar güçlüydü ki hiç tanımadığı ve tanıdığını sandığı kişilerin inine kendi ayaklarıyla yeniden gelmişti. Akıl alır gibi değildi.
Güçlerini istemiyordu ama bu kadar kudretli bir şeyi hiç tanımadığı birine vermek ne kadar mantıklıydı?
Oturduğu koltuktan kalkarken, "Gitmek istiyorum," dedi aceleyle. Gitmeliydi, güvende hissetmiyordu. Burada olmamalıydı; olmaması gerektiği çok açıktı. Shin her ne kadar onun gerçek efendisi ve ilk vampir olsa da güvenebileceği biri değildi. Eğer güçlerini ona verirse neler olacağını kestiremiyordu. Shin onun gücünü insanlara zarar vermek için kullanacak olursa Jeongguk kendini asla affedemezdi.
Vien okuduğu kitaptan başını kaldırıp endişeyle ayaklanırken, "Bir şey mi oldu?" diye sordu.
"Ben, —ben vazgeçtim. Güçlerimi vermek istemiyorum. Anlaşmayı kabul ediyorum dedim ama, —hayır, bunu yapamam. Yok, güçlerimi vermeyeceğim."
Vien iki elini de Jeongguk'un omzuna yerleştirirken, "Tamam, sakin ol. Güçlerini vermek zorunda değilsin. Hiç kimse seni istemediğin bir şey yapmaya zorlamıyor."
Vien'in sözleri güven vericiydi. Ona ve sözlerine güvenmemesi gerektiğini bilmesine rağmen üstelik.
"Ve... Zaten Efendi'me senin karar verdiğini söylemedim,"
Vien'in Shin için 'Efendi' kelimesini cümlede o şekilde kullanması komik geldiyse de bunun üzerine yorum yapmadı. Bunun yerine, "Neden?" diye sordu yalnızca.
"Vazgeçeceğini biliyordum; kararsız olduğunu. Bu yüzden bir şey söylemedim. Efendi'm zaten bugün geç geleceğini söylemişti. Eğer o gelene kadar bekleyecek olursan ona haber verecektim. Ama zaten böyle olacağını tahmin etmiştim." dedikten sonra duraksadı. "Güçlerinden kurtulmak istediğini biliyorum ama bir yandan da olacaklardan korkuyorsun. Kafanın karışık olmasını ve kararsız olmanı anlıyorum."
Vien'in sözleri mantıklıydı. Jeongguk başını sallarken derin bir nefes aldı, omuzlarındaki gerginlik biraz olsun azalmıştı ama bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu çünkü bu koskocaman malikânede ona kendini kötü hissettiren bir şeyler vardı.
"Teşekkürler," diye mırıldandı. Vien'e gerçekten en azından bu konuda minnettardı. "Şimdi, mümkünse buradan gidebilir mi—"
Jeongguk'un susmasına sebep olan şey dudaklarının üstüne kapanan Vien'in eliydi. Jeongguk'u hızla sustururken temkinli bir şekilde etrafı kolaçan ediyordu, "Geldi," diye mırıldandı fısıldayarak. "Henüz gelmemesi lazımdı."
Shin'den bahsediyor olmalıydı.
"O fark etmeden seni buradan çıkaralım, tamam mı? Eğer seni görürse neden ona bir şey söylemediğim hakkında konuşacak. Bunu istemiyorum."
Jeongguk yalnızca hızla başını salladı. Vien'in, Shin'in geldiğini nasıl anladığını bile bilmiyordu. Sesle ilgili bir şey olsaydı onun da duyması gerekirdi. Kulakları gayet iyi çalışıyordu.
Vien elini yavaşça tutup onu kapıya doğru çekerken, "Sessiz ol," diye fısıldadı. "Arka kapıdan çıkacağız." Jeongguk'un kalbi göğsünde çılgınca atarken, Vien'in peşinden koridora süzüldü.
Koridorda ilerlerken her adımları bir öncekinden daha da sessizdi. Vien önden gidiyor, ara sıra durup etrafı kontrol ediyordu. Tam köşeyi dönecekleri sırada, uzaktan gelen ayak sesleri ikisini de dondurdu. Vien, Jeongguk'un elini bırakıp aceleyle koridor duvarlarına elleriyle dokunurken Jeongguk adrenalin yüzünden patlamak üzereydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
newborn
Fanfictionyeni vampir olan jeongguk, vampirler okuluna geçiş yapar ve bu durum vampir olarak doğmuş taehyung'a bir takım sorumluluklar yükleyecektir. [tamamlandı]
