6 [part 1]

396 30 45
                                        


MERHABALAR AQ

LÜTFEN HİKAYEYİ HATIRLIYO OLUN

Eğer unuttunuzsanızsa
4.bölümün başlarına ve 5.bölümün ikinci partına göz atmanız iyi olabilir

__________

Genç çocuk tek omzuna astığı ve istikametinin nereye olduğunu belli eden spor çantasının askısına tutunarak yürüyordu. Adımları, en sevdiği şeyi yapmaya yaklaşmanın verdiği sabırsızlığı taşısa da kendinden emindi. Özgüveninin yaydığı ışık, her zamanki gibi, görüş açısına girdiği herkesi, meşguliyetlerini bıraktırıp ona dikkat kesecek kadar parlaktı.

Yol boyunca birkaç kişinin selamına kafasını umursamazca sallayarak karşılık verdi. Sonunda spor salonun önüne geldiğinde eliyle rüzgarın dağıttığı kıvırcıklarını gelişigüzel düzeltti. Önündeki ağır demir kapıyı tek bir hamlede açmasıyla daha önce burada hiç görmediği bir tanıdıkla karşılaşmıştı.

"Anıl? Senin ne işin var burada?"

Soyunma odasının kapısının eşiğinde dikilmiş içeri girip girmemekte kararsız gibi gözüken bedenin yanına gitti.

"Düşündüğüm şey mi?" sorusu gerçek bir heyecanla dökülmüştü dudaklarından. Olumlu bir cevap almayı içtenlikle istiyordu.

Birkaç gün önce sohbet ederlerken konu yine lise yıllarından açıldığında, Poyraz beraber basketbol oynadıkları zamanları özlemle anmıştı. Son sınıfa kadar okul takımının en başta gelen iki oyuncusu olarak sayısız maça çıkmışlardı. Zaten arkadaşlıklarını başlatıp hatrı sayılır bir seviyeye getiren şey de bu olmuştu.

Beraber oldukları zaman çok iyi işler başarırlardı. Tek başlarına, veya herhangi başka bir üyeyle aynı etkiyi yaratamamışlardı. Uyumları inanılmazdı. Bu durum, diğer üyeler tarafından bitirim ikili gibi lakaplarla anılmalarına bile sebep olmuştu.

Seyirciye açık olarak oynadıkları maçlarda sahanın dışındaki öğrenciler için adeta bir görsel şölen sunarlardı. Kendilerine özgü geliştirdikleri paslaşma stilleri ve oyun içi iletişimleriyle seyirciyi kendilerine kilitlerlerdi.

Yetenekleri ve muhteşem uyumları, izleyenlerin gözünde tüm maçı ikisinin yazdığı bir kareografiye dönüştürürdü.

Üniversite sınavına girecekleri yılın ikinci döneminde Anıl'ın derslerine ağırlık vermek amacıyla takımdan ayrılmasıyla bu beraberlikleri sona ermişti. Poyraz o günden beri onunla beraber kurduğu oyunlardan aldığı zevkin aynısını başka bir oyunda alamamıştı.

Sohbetleri sırasında bunu dile getirmiş, o günleri ne kadar özlediğinden bahsetmişti. Anıl'a üniversite sınavından sonra basketbolla alakasının ne halde kaldığına sorduğunda; rutininden çıktığını, sadece arada sırada bir topu eline aldığını öğrenmişti.

Arkadaşını sahalara davet etmeyi elbette ihmal etmedi. Takıma girip hemen oynayabileceğini söyledi, onu kararsız görünce ikna etmek için epey ısrar etti. En sonunda Anıl aslında ben de de tekrardan aktif olarak oynamayı isterim diyerek bu konuya olumlu baktığını belirtmiş ancak karar vermek için biraz daha düşüneceğini söylemişti.

"Hayı- yani şey... Evet."

Poyraz ne diyeceğini bilemiyormuş gibi ağzında bir şeyler geveleyen arkadaşına baktı. Afallamış bir hali vardı.

"Ne diyorsun oğlum? Oynayacak mısın, oynamayacak mısın?"

"Oynayacağım."

Anıl'ın, net cevabına rağmen kararlılıktan uzak çıkan sesi kulaklarına iliştikten hemen sonra elindeki kırmızı renkli forma da gözlerine yakalanmıştı.

losing ground // poybatHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin