- 35 -

183 26 8
                                        

Beklemekten her zaman nefret etmiştim. Birilerini ya da bir şeyleri beklediğim zaman neden onu bekliyorum, buna sebep olan şey ne, bunu ortadan derhal kaldırmalıyım diye düşünüyordum. Şu an ise Minho'yu patlamış mısır alması için tek başına gitmesine izin verdiğim için kendime kızıyordum. Çünkü eğer beraber gitseydik, ben beklemezdim. Derin bir nefes verip önüme döndüm. Koca ekranda reklamlar oynadı. Ama o hala gelmedi. Yaklaşık sekiz dakika sonra geldi elinde koca patlamış mısır paketleri ile.

Yanıma otururken konuşuyordu, "Hayatımda aynı anda bu kadar çok patlamış mısırı ilk defa yiyeceğim sanırım."

Söylediği şey anında öfkemin üzerine sevinç tuğlaları döşemişti. Gülümsedim istemsizce. "Patlamış mısır sevmez misin ki? Evde sana yaptığımda büyük tabağı hep sana veriyordum.:

"Ah hayır, biliyorsun. Seviyorum. Yalnızca.. Yağlı ve yalnızca karbonhidrat."

"Evet, farkındayım. Kulağa çok kötü geliyor."

Yüzünü buruşturdu koltuğa yerleşirken, "Sporcu insanlar için çok kötü bir besin aslında. Ama ara sıra olmasına izin vermeliyim elbette." Bana bakıp gülümsedi. "Sinemalarda güzel gidiyor mesela."

"Evet. Sinema ve patlamış mısır birbirleriyle evli gibidir." İsaret parmaklarımı önüme getirip birbirlerine dayadım. Birini sinema, diğerini ise mısır olarak gösterdim. "Sinema yoksa patlamış mısır da yok, patlamış mısır yoksa sinema."

Güldü. "İçindeki çocuğu hissediyorum."

"Senin çocuğunum zaten. Bu çok normal."

Elimi tuttu ve dudaklarına götürdü. "Bu doğru. Ancak sen.. Daha çok benim sevgilimsin." Kaşları havalandı kelimeler dudaklarından dökülürken.

Uzanıp dudağına minik bir öpücük kondurdum. Ben gözlerimi yumduğumda salondaki ışıklar da kapanmıştı. Geri çekildiğimde filmin introsu başlamıştı. Arkama yaslandım ve elimi okşayan eli sıkıca tuttum. Ardından kendimi filme verdim.

-

Filmden çıkmış ve sinemanın olduğu alışveriş merkezindeki bir Fast food dükkanında yemek yemeye gitmiştik. Mc Donald's çok sevip ama çok nadir yediğim için buraya gelmek istemiştim. Ağzıma bir patates attım ve kolamdan bir yudum aldım. "Tatili çok özlemişim ya!"

Gülümsedi, "Güzel oldu, değil mi?"

"Evet.. Sanırım iş günlerine hiç dönmek istemiyorum."

"Dönünce de tatil yapmak istemeyeceksin."

"Çünkü tatil vakit kaybı."

Gülüp kafasını iki yana salladı. Yemeğini yemeye devam etti. Yemeğimizi yerken konuştum, "Ödül törenine gitmesek olmaz mı ya?"

"Ben sunucu olacağım. Gitmeliyiz yani."

Dudaklarımı büzdüm, "Sevinsem mi üzünsem mi bilemedim."

Bana içtenlikle gülümseyerek bakıyordu. "Sevin bebeğim. Hep sevin."

O günün hemen bir hafta sonrasında aynı saatte ödül töreninin olduğu yerdeydik. Duvara yaslı masaların bize ayırtılmış olanında oturuyorduk. Minho karşımda telefonu ile ilgileniyordu, Jisung hyung ile sohbet ediyordum ben de. Şirketten aday çıkan diğer arkadaşlar da bizimle aynı masadalardı.

Dakikalar sonra Minho gitmesi gerektiğini söyleyip gitmişti. Sunucu olduğu için yüksek ihtimalle sahne arkasında hazırlıklara başlaması gerekiyordu. Çünkü törene az kalmıştı.

"Heyecanlı mısın?"

Jisung hyungun sorusuna karşılık olarak gözlerimi kırpıştırdım, "Niye heyecanlı olayım?"

maybe | 2minHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin