Bölüm-5

11 2 0
                                    

MERHABAA :) İŞTE YENİ BÖLÜMLE KARŞINIZDAYIM. VOTE VE YORUMLARI BEKLİYORUM. İYİ OKUMALAR...

Belki pişman olacaktı ama yapması gerekiyordu. Her şeyi göze almıştı. Ölecekti nasıl olsa. Kafaya koymuştu. Bu gece bitecekti...


Defne'den Devam:

Babam hastanedeki çıkış işlemlerini hallettikten sonra arabaya binerek yola koyulduk. Annem bir kere bile bakmamıştı yüzüme. Öleceğime kendini alıştırmaya çalışıyordu. Anlıyordum onu. Ama bu gece kaçacaktım. Ben hala bu konuyu düşünürken, eve geldiğimizi arabanın durmasıyla fark etmiştim.

Kapıyı açarken babam gelip arabadan inmeme yardım etmişti. Babamın koluna girerek odama çıktım. Babam odadan tam çıkarken kolunu tutarak durmasını sağladım. Babam benim gözlerimin içine baktığında, bende gözlerimi gözlerine sabitlemiştim. Biliyordu ölüme yaklaştığımı...

Babam anneme göre daha fazla düşerdi üstüme. Her zaman bir umut beklemişti. Annem her ne kadar kendini öleceğimi inandırmaya çalışıyorsa, babam da en ufacık bir umut olabileceğine inanıyordu. Ama artık o da umutların tükendiğini biliyordu. İkimiz de gözlerimiz dolu bir şekildeydik.

En sonunda dayanamayarak;

''Baba!'' diye hafif bir bağırtı ile girdim yıllardır güvende hissettiğim kollar arasına. Babam ise ''Melek yüzlüm!'' diye sarılmıştı bana. Kafamı okşarken ikimiz de ağlıyorduk. Benim ağzımdan kopan bir hıçkırıkla daha da sıkı sarıldım babama.

Belki son sarılışımdı bu. Kokusunu son kez içime çekişimdi. Beş dakika kadar sarıldıktan sonra parmak ucumda yükselerek, yanağını bir öpücük kondurdum. Ayrılırken ise ;

''Seni seviyorum babam'' diye son kez sarılıp ayrıldım. Aynı şekilde o da '' Seni seviyorum melek yüzlüm'' demişti. Odadan çıkarken son kez baktım o aşık olduğum yeşil gözlerine. Ondan almıştım gözlerimi...

Babam odadan çıktıktan sonra, kapıyı kilitledim. Ardından kapıya yaslanarak dolu gözlerime baktım odama 19 yılımın geçtiği odaya. Her yerinde ayrı anım vardı.

Aklıma gelenleri savuşturarak, derin bir nefes aldım. Yatağımın altından çıkardığım siyah bavula kıyafetlerimin birçoğunu koyduktan sonra, kıyafet dolabımdaki beyaz el çantasını çıkararak parfümlerimi makyaj malzemelerimi vb. şeyleri koyduktan sonra çantayı kapadım.

Bavul ile el çantasını da giysi dolabıma sakladım. Her şey bittikten sonra saat 18:00' ı gösteriyordu. Acıktığımı hissederek kapının kilidini açarak aşağıya indim. Annem mutfakta yemeklerle uğraşırken babam da spor haberlerine bakıyordu. İkisini de uzaktan bir süre izledikten sonra, annem beni fark etti. İlk defa bu kadar içli bakıyordu bana. Sanki dokunsam ağlayacaktı.

Ama bu sefer ben o sahte gülümsemelerden kondurmadan ifadesiz bir suratla sofraya oturdum. Ardında babam ve annem de oturunca sessiz bir şekilde sadece çatal bıçak sesleriyle yemeği yedik. Yemek bitince yine aynı ifadesizlikle oturduğum yerden kalkarak, soğuk bir sesle 'Afiyet olsun.' Diyerek merdivenlere yöneldim. Merdivenin kenarında oturan minik kedimi de kucağıma alarak merdivenlerden çıkıp odama girdim.

Kapıyı kapatınca bıcırığı yere bırakarak yatağıma yöneldim. Bu aralar daha fazla yoruluyordum. O yüzden yatağa girerek telefonumu şarja taktım. Ardından gece yolculuk yapacağım için saati 01:00' a kurarak gözlerimi kapadım.

Telefonumdan yavaşça yükselen zil sesi sayesinde gözlerimi aralayarak alarmı kapattım. Sonra kendimi tekrardan yatağa bırakarak birkaç dakika ayılmaya çalıştım. Ayıldıktan sonra hızlı hareket ederek tuvalete yöneldim. Tuvaletteki işlerimi hallettikten sonra giysi odama yöneldim.

Kasım ayında olduğumuzdan dolayı havalar soğumaya başlamıştı. O yüzden siyah uzun kollu önünde gümüş renkle '' Life is not fair. Get used to it.'' (Hayat adil değil. Buna alışın.) yazan tişörtü geçirdim. Altına ise siyah bir tayt geçirdim. Soğuk olması ihtimaline karşı ise bluzun üzerine beyaz ince bir mont giydim. Ardından beyaz bir kağıt alarak bir mektup yazmaya karar verdim.

'' Annem,

Her ne kadar belli etmemeye çalışsan da benim öleceğime, kendini alıştırmaya çalıştığını biliyorum. Her gün zorla yüzüne kondurduğun o gülücüğün gerçek olmadığını biliyorum. Hastalığımı öğrendiğinden beri bana eskisi gibi ışıldayan gözlerle bakmadığını biliyorum. Geceleri gizli gizli ağladığını, beni kaybetmeye kendini alıştırdığını biliyorum. Beni sevdiğini de biliyorum.

Babam,

Her doktora gidişimizde bir umut beklediğini biliyorum. Beni kaybetmekten deli gibi korktuğunu biliyorum. Her fenalaştığımda deli gibi korktuğunu gözlerinde görebiliyorum. 15 yaşımdayken bir gece nefes alamamıştım. Acıyla çığlık atmıştım. İlk odama koşup kızım diye bağıran sendin baba. Beni kucağında hastaneye götüren de sendin. Anneme sarılarak 'Sen güçlüsün pes etme melek yüzlüm' diyen de sendin baba.

Beni kaybetmekten korktuğunuzu biliyorum. Ama ben artık size bu acıyı yaşatmayacağım. Anne, baba ben ölüyorum. Her gün gözlerinizin önünde yavaş yavaş ölüyorum. Ben bunu daha fazla size yaşatamam. Gideceğim buradan. Benim için telaşlanmayın ben sizin her zaman kalbinizde olacağım. Bu arada hastalığımı öğrendiğim gün başka bir şey daha öğrendim. Beni evlatlık olarak almışsınız. Ama bana hiçbir zaman öz ailem olmadığınızı hissettirmediniz. Sizleri çok seviyorum. Beni affedin.

Işıl...''

Gözlerimden dökülen yaşlarla birlikte yazdığım kağıdı katlayarak, üçümüzün resminin olduğu çerçevedeki resmi çıkarıp onun önüne koydum. Kağıdın üstüne de Büyük harflerle 'Anneme ve Babama' yazdım. Bavulu ve el çantasını giysi odasından alarak, yatağımda yatan bıcırığı okşayarak 'Hoşça kal' dedim. Odadan çıkmadan sırt çantamı da sırtıma takarak merdivenlerden indim. Garaja indiğimde eşyaları yerleştirerek gaza yüklendim. Gözlerim doluyordu fakat ısrarla izin vermiyordum yaşların akmasına. Şarkı açarak sürdüm arabayı...

4 SAAT SONRA:

Arabayı dört saattir sürdüğümü fark ederek ve benzinin de azaldığını anlayarak ilerdeki benzinlikte durdum. Arabadan indikten sonra depoyu fullemelerini söyleyerek markete girdim. Acıktığımı anlayarak yiyecek bir şeyler aldım. Marketten çıktıktan sonra adama fişi vererek yola devam ettim. Hafif bir sesle 'Yalnızlık Senfonisi' nin çaldığını duyunca sesi biraz daha yükselterek şarkıya eşlik ettim. İki saat kadar şarkılara eşlik ederek sürdüm arabayı. Normal ilerlerken araba birden durmaya başladı. Ah hadi ama benzin de var. Neden durduğunu anlamayarak indim arabadan. Lastiklerde de bir sorun yoktu. Offlayarak bagajdan eşyalarımı alarak arabamı kitleyerek, etrafa bakındım. Bir tabela vardı. Ankara 30 km yazıyordu. Arabamı zor olsa da bırakarak yürümeye başladım. 15 Dakikadır yürüyordum. Yürümeye devam ederken, karnıma giren kramp sayesinde inleyerek çantamdan ilaçlarımı bulmaya çalıştım. O kadar kasılmıştım ki karşıdan gelen arabayı farkettiğimde çok geçti. Kendimi yerde bulmam sadece birkaç saniyemi almıştı. Kanserden değil de trafik kazasında mı ölecektim yoksa? Karnımdaki ağrıyı hissediyordum. Arabanın kapı açılma ve kapanma sesini duyduktan sonra daha fazla dayanmayarak gözlerimi kapattım.

Çaresiz ÇırpınışlarHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin