Bölüm 11

44 5 3
                                    

Kapı çalmıştı. " Gir." dedim ses tonumu ayarlamaya çalışarak. " Kızım neden ağlıyorsun?" dedi annem. Annem yine kendini gizlemişti. " Anne artık gerçekleri bana anlat. Babam neden beni görmek istemiyor? Ne davası? Anne bana her şeyi anlatacaksın." dedim sinirle. " Tamam kızım sana her şeyi anlatacağım." dedi ve yatağıma oturdu. Onunla beraber ben de oturdum. Ve elimi tuttu. " Kızım baban bizi terk ettikten sonra yani bir ay sonra evlendi. Ama bu da yetmezmiş gibi bana dava açtı. Veyalet davası. Davayı kazanan ben oldum. Aslında baban şey yüzünden evlendi." derken sessiz kaldı. " Ne yüzünden? Anne." dedim sinirle. " Senin üvey bir kardeşin var. Adı... Apple. Apple White." derken dona kalmıştım. Düşmanım Apple. En son onu gördüğümde bacağı kırılmıştı ve ben ona yardım etmiştim. Ama şarkı yarışmasında tekmeyi basmıştı. " Snow White'ın kızı olan mı?" dedim emin olmak için. " Evet." dedi korkarak. Korktuğum başıma gelmişti. " Devam et." dedim. " Senden bir yıl sonra doğmuş. Hem de babanın kızı. Sonra o da bizi bırakıp o sürtükle evlendi. Sonra da bizi aramadı. Allah'ım çok şükür derken baban sen liseye başlayınca bana dava açtı. Ve bu dava tam 4 yıl sürdü. Dünde kaybetmişim. Yani evimiz elden gitti. Baban bize 1 hafta verdi. Ya sokakta kalacağız. Ya da hizmetçi olacağız. Ben de hizmetçi olmayı seçtim. Bu yüzden sen de çalışmak zorundasın. Ben de iflastaydım. Bu yüzden okula gidemeyeceksin. Yani üniversiteye de gidemeyeceksin. Anlıyorsun değil mi kızım?" dedi annem ağlamaklı ses tonuyla. " Ayrıca bu sarayı seveceğinden eminim. Bu saray çok büyük ve kitapları var. Senin kitapları sevdiğini biliyorum. Eski tarihler falan." dediğinde yine aynı ses tonundaydı. Ben yatıştırmak için çırpınıyordu. " Anne ben sana hep haksızlık etmişim meğerse. Hep babamı savundum ama asıl suçlu babammış. Gidip o orospuyla evlenmiş öyle mi? Madem hizmetçi olacağız. Kitap falan var diyorsun. Peki seni mi kırayım. Ama bu evi çok özleyeceğim. Ama sen canını hiç sıkma. Yüzün gülsün. Somurtmak sana yakışmıyor anne. Ben eşyalarımı toplayayım." diyerek sahte gülümsememi sürdürdüm.

Odama çıktığımda gerçek duygularım ortaya çıkmıştı. Sefalet bir hayatımız olacaktı. İç çekip pencereden baktım. Buranın en çok manzarasını özleyecektim. Çocukken tek mutlu olduğum yer şu ufacık pencereydi. Babam gelmiyor diye hayıflanırdım. Ama şimdi anneme haksızlık ettiğim için kendime kızgındım. Acaba nasıl bir saray? Gerçi prenseslerden nefret ederim. Ben de teknik olara bir prenses sayılırım ama ben hayatımı seviyordum. Kalbim hep acı doluydu. Nefret ve aşk. Evet eskiden aşk doluydu. Ama şimdi ondan nefret ediyordum. Hem öyle nefret ediyordum ki...

Aşkımı itiraf ettim ama nafile. Neyse bu düşüncelerden kurtulmam lazım. Eşyalarımı doldururken yurt odam geldi aklıma. Ona gerçekten dikkatle bakmıştım. Şimdi de buraya dikkatle bakıyordum. Göz yaşım akmıştı. Ağlıyor muydum?

ERTESİ GÜN

Bir araba kapının önünde durdu. Annem ve ben sessizce veda ettikten sonra arabaya bindik. " Kızım bu sarayı arabası." dediğinde zaten anlaşılıyordu bir saray arabası olduğu. " Biz hangi saraya gideceğiz?" diyerek merakla sordum. " Biz Krallık Sarayı'na gideceğiz." dediğinde adın ne saçma olduğunu düşündüm.

" Geldik." dedi şoför. " Sağ ol." dedim. " Hadi inin artık." dedi şoför. " Sen kendini ne sanıyorsun? Kral mı?" dedim. " Öf be al şu kızını defolun gidin." dediğinde patlamak üzereydim. " Bana bak zaten sinirlerim kontrolden çıkmış durumda bir de seninle uğraşmayayım. Seni aptal." diyerek arabaya tekme attım. " Bu prensin arabası. Bunu sana çok fena ödetir." dediğinde deli ya bu diyordum. " Kapa çeneni. Gidiyoruz işte. Gel kızım." dedi annem ve eşyaları aldı eline. " Anası da kızı da aynı bok." dediğinde adamın yakasından tuttum. " Bırak beni. Sen ne biçim bir kızsın." dedi adam. " Raven sakin ol." dedi annem. " Sen annemle bana böyle bir şey diyemezsin. Seni öküz. Ama bu öküzlere hakaret olur." dedim ve bıraktım adamı yakalarını. " Tamam be." dedi ve bindi arabasına. Tabakhaneye bok yetiştiriyor sanki. Mal...

Yeni odama gelmiştim. Burda annemle ben yoktuk. Daha pek çok hizmetçi vardı ama en genci kesinlikle bendim. 

" Kız sen kaç yaşındasın?" dedi bir kadın. " 17." dedim. " Amanın pek de gençmiş." dedi başka bir kadın. " Genç, güzel ve akıllıdır benim kızım." dedi annem. " Güzelliği yansımış maşallah." dedi kadın. " Kızım okulun yok mu senin?" dedi başka bir kadın. " Şey..." dedi annem. " Yok." dedim. " Ay yazık olmuş sana." dedi Kadın. " Adlarınız nedir? Ben Raven." dedim. " Ben Nicole." dedi kadın. " Ben de Alice." dedi başka bir kadın. Burda Alice, Nicole, annem ve ben vardık. Şişt hanımlar hadi tembel popolarını kaldırın prens yine tatlı şerbetten istedi." dedi vezir midir hizmetkar mıdır anlayamasam da. " Bu kim?" dedi annem. " Bu prensin veziri. Bizden az iş yapıyor ama bizden fazla para alıyor. Adı Hunter."dedi Alice. " Raven prens bizden her şeyi ister. Bizim ayaklarımız koptu. Sen götürsene şerbeti." dedi Nicole ve ayağı kalktım. Aslında prensi merak ettim. " Şimdi götürürüm Nicole Abla." dedim ve şerbeti hazırladım.

Şerbeti götürürken saraya bakıyordum. Ne değişik bir saray burası. Hakikaten de büyükmüş. Aslında tarzını beğendim sarayın. Burayı prens mi yönetiyor? Kral mı? Kafam karışmıştı. Hunter kapının dibinde bekliyordu. " Bak yeni kız. Başını eğmen gerek." dediğinde hiçbir bok anlamadım. " Nedenmiş?" dedim. " Ah eğmen gerek yoksa prens çok sinirlenir." dedi Hunter. " Ben eğmeyeceğim." dedim. Ve yoluma devam ettim. Bu arada Alice Abla sağ olsun bana hizmetçi kıyafetlerini ayarlamıştı. Saçlarım at kuyruğuydu. Kıyafetler bana göreydi ve maviydi. Hiç sevmem bu rengi ama ne yaparsın giydim. İçeri girdim ama prensi göremedim. Hunter sürekli başımı eğmemi söyleyip durduğu için zorla başımı eğmiştim. " Ah neyse teşekkür ederim. Çok acıkmıştım. Şerbetler de lezzetli görünüyor." diyen çok ama çok tanıdık bir sesti. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Hiç konuşmamıştım ama tepsi elimden kaymak üzereydi. Tam şerbeti alırken elimden tepsi düştü. Onları toplamaya başladım. Ah yine sakarlığım tuttu. Konuşmamam gerekti. " Yardım edeyim." dedi ve benimle toplamaya başladı. Yüzümün kızardığını hissetsemde sakinleşmem gerek. " Sen yeni hizmetçisin değil mi?" dediğinde başımı evet anlamında salladım. " Neden konuşmuyorsun? Yoksa ben varım diye mi?" dediğinde yine başımı evet anlamında salladım. " Hadi ama rahat ol." dedi ve eğik olan başımı kaldırdı. Gözlerine baktığımda dehşete düşmüş haldeydi. " Ben toplarım lütfen siz bırakın Dexter Bey." dedim. " Raven neden bana bey diyorsun?" diyerek fısıldadı. " Ben hizmetçiyim çünkü. Ah işim bitti bile." dedim ve hızla kaçtım ordan. Kaçacağım bir oda yoktu ve saray çok büyüktü. Bir odaya girip orda saklanmaya başladım. Burası kitaplarla doluydu. Ah tam istediğim bir yer. Orda ki büyük mindere oturup derin bir şekilde nefes verdim.

Arkadaşlar yeni bölüm geldi. Umarım beğenirsiniz. 

Yeni kapak hakkında ne düşünüyorsunuz?

EVER AFTER LİFE Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin