Bölüm -2-

23 1 2
                                    

Multi de; Başak

Kısa bir uçuşun ardından nihayet İstanbul'a varmıştım. Babamın beni alması için gönderdiği arabayı beklemeden direk bir taksiye binip Cihangir'deki evimin adresinin yazılı olduğu kağıdı şoföre gösterip arkama yaslansım.

Şu an yaz tatilindeydik. Bir süre tatilin keyfini çıkarıp -yaklaşık bir ay sjsjdj- daha sonra iş aramayı düşünüyorum. Tabi bir de ailemin benim bu düşüncelerime olan tepkisi var. Çalışmama izin verirler ama 'sizin paranızı istemiyorum,' deyince tepkisiz kalacaklarını da sanmıyorum. Ama artık umrumda bile değiller.

Ben bu şekilde düşünürken çoktan yeni evimin önüne gelmiştik. Taksinin parasını ödeyip arabadan indim ve bagajdan bavulumu alıp demir kapının önünde durdum. Gerçekten büyük bir evdi. Ailemle yaşadığım eve oranla biraz daha küçük olabilirdi ama kesinlikle benim yaşımdaki birine göre gayet de büyük ve ihtişamlı bir evdi.

Demir kapıyı aralayıp bahçeye girdim. Bahçede bir sürü çiçek ve ağaç vardı. Evin hemen sağ tarafında bulunan bahçedeki nerdeyse en geniş olan ağacın dalına salıncak asmışlardı. İstemsizce gülümsedim. Küçükken salıncakta sallanmayı çok severdim. Evin sol tarafında ise değişik taşlarla döşenmiş bir platformun üzerine masa koymuşlardı. Demir kapıdan verandaya kadar uzanan yolda da taşlar sanki size gideceğiniz yolu tarif eder gibi dizilmişti.

Yavaş adımlarla verandaya doğru yürüdüm. Yine verandanın sağ tarafında bir oturma grubu vardı. Anahtarla kapıyı açıp içeri girdim.

Girişte geniş bir salon vardı salonun sağ tarafında ki kapı sanırsam oturma odasına açılıyordu. Sol taraftaki kapı ise mutfaktı. Aslında üst katta ki odaları da gezmek isterdim ama hem yol yorgunluğu hem de duygusal yorgunluktan dolayı direk uyumayı tercih ettim. Üst kata çıkınca sağdan ikinci odanın kapısının açık olduğunu fark ettim ve gidip baktım.

Oda açık mavi ve beyaz renklerden oluşuyordu. Bu renkleri görünce kendi odam olabileceğini anladım ve içeri girip kapıyı kapattım. Cidden çok uykum vardı. Üç günde toplam on iki saat anca uyumuşumdur. Düşünmekten geceleri uyuyamıyordum ya da değişik kabuslar görüp uyanıyordum.

Üstümü değiştirmeden direk beyaz pikenin altına girdim. Günlerin vermiş olduğu uykusuzlukla uykuya dalmam sadece bir dakikamı almıştı.

*
Uyandığımda hava çoktan kararmıştı. Yatmadan önce komidinin üstüne koyduğum telefonumu aldım ve saate baktım. Yuh! Nerdeyse yedi saatten beri uyuyormuşum. Saat dokuz buçuk olmuş. E, yani o kadar gün uykusuz kaldıktan sonra uyuyayım bir zahmet. Telefonun bildirim paneline bakınca on sekiz cevapsız arama ve yirmi iki mesaj geldiğini gördüm.

Aramaların yarısı annemden yarısı ise en yakın arkadaşım Elif'tendi. Mesajların tamamı ise Elif'ten gelmişti. Derin bir nefes alarak annemi aradım. Zorlu bir süreç bekliyordu beni. Artık onların parasına ihtiyacım olmadığını bu gece söyleyip o yükü üzerimden atacaktım.

"Kızım nerdesin sen? Niye açılmıyor bu telefon?"

Sessizce ofladım ve en duygusuz sesimle konuştum "Sakin ol anne. Evdeyim, uyuyordum. Duymamışım. Bir şey mi oldu?"

"Bir de soruyor. Sami Amcan evden çıkarken onun arabasına binmediğini söyledi. İstanbul'da seni alması için yolladığımız adam da bizi arayıp senin arabaya binmediğini ve seni tüm havaalanında arayıp bulamadığını söyledi. Baban delirdi, her yerde seni arıyor. Polislere bile söyledik tüm İstanbul'da seni arıyorlar ama bulamıyorlar. Ne kadar korktuk bir bilsen."

Tamam, kabul onları biraz sinirlendirmiş olabilirim ama uyuduysam benim suçum ne? Onlarında biraz düşünmeleri lazım bu kız yol yorgunu uyuyordur belki, diye. Değil mi ama?

Sadece Benimsin Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin