Selam selam selam bebeklerim. Çok beklettim bunu biliyorum ama biraz ders almanız açısından yaptım da denilebilir. :P 6. bölümü yazarken reads 550yi geçmeden yazmayacağım demiştim ve şu sıralar sınavlarım olduğu için giremedim meğersem 550 yi çoktan geçmişiz :D Ve çok özür dilerim bölüm başlarına hatırlatma yazmak istiyorum çünkü unutuluyor. Her neyse böcüklerim ben kaçar sizi seviyorum. Lütfen vote ve yorum yapmadan geçmeyin :*
*******************
HATIRLATMA
"Deacon? Burada ne yapıyorsun?"
Deacon sadece bana bakıyordu. Gözlerindeki merağın yerini şimdi üzüntü almıştı. Deacon ve üzülmek!
"Elindeki leke geçti mi?"
Şaşkınlıktan ağzım bir karış açık kaldı. O nereden biliyordu elimdeki lekeyi?Elimi döndürüp baktım.Leke küçülmüştü.
"Sen nereden biliyorsun lekeyi?" diye sordum.İçinden güldü.Önce bakışlarını ateşe sonra bana odakladı.Tanrım çooook fazla yakışıklıydı.
"Biliyor musun? Senin gibi birine bunun olması çok kötü. Yazık olacak."
********************
"Neden bahsettiğini anlamadım Deacon."
Yazık mı olacak? Ellerimle kollarımı ısıtmaya çalışırken bana gizemle gözlerini dikmiş bakmakta olan Deacon'dan alamıyordum gözlerimi. Mavi gözlerinin dikkatimi dağıtmasına izin vermemeye çalışıyordum. Ama o yüzündeki tuhaf ifadeyle bana bakmaya devam ediyordu.
"Sana en başta bizden uzak durmanı söylemiştim Taylor. Ben... Ben üzgünüm ama bunun olması gerek."
Acı. Gözlerinde şu ana kadar hiç mi hiç görmediğim duygu acı. Gözleri mavisi koyulaşırken acıyla kısılmıştı. Hayır hayır hayır. Kalbim deli gibi atıyordu. Ne olacaktı ki? Midemdeki sancıyı unutmaya çalıştım.
"Deacon anlayamıyorum. Lütfen, lütfen açıkla artık şunu. Ben ne yapabilirim ki size? Tüm bu olanların nedenini anlayamıyorum. Önce senin bana benden uzak dur demen sonra Paul'un elime dokununca ortaya çıkan siyah leke ve ardından bu. Aklım almıyor artık. Lütfen açıkla."
Sonlara doğru sesim çatallaşmıştı ama sözümü tamamlamıştım. Bana anlatması gerekiyordu. Anlatmalıydı.Öylece evimin bahçesine gelip sonra da bana bu sözleri söyleyemezdi.
Durumumu anlamış olacaktı ki yerinden kalktı ve bana yaklaştı. Yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı. Çıplak ayaklarıma ayakkabıları değiyordu. Bana bu kadar yakınlaşmamalıydı. Hayır bu olmamlıydı. Kalbimin atış hızı iki katına çıkmıştı.Kafamı kaldırıp ona bakamıyordum. Çünkü bakarsam kendimi kaptıracaktım. Bakışlarımı elimdeki lekeye odakladım. Deacon elini uzatıp siyah lekeye dokundu.Teması sayesinde titredim. Kafamı zorla kaldırıp gözlerine baktım. Gözlerime kilitlenmiş gözlerine daldım bir an. Okulun ilk günü bana çarpmasına gittim. O zaman bana nefretle bakan gözlerle şu anda koyu maviye dönmüş acıyla bana bakan gözleri arasında çok fazla fark vardı. O, o zamanki Deacon değildi sanki.
"Açıklasam inanacak mısın sanki?"
Anılardan sıyrılıp şimdiye döndüm. Kafamda cümleleri tarttım.
"Deacon sana söz veriyorum eğer mantıklı bir açıklaması varsa inanacağım. Sadece beni şu bilinmezlikten kurtar."
Güldü. Gözlerimin içine bakarak güldü.
"Zaten mantıklı bir açıklaması olmadığı için sana anlatmıyorum."
Elini elimden çekti ama uzaklaşmadı.Ben ise sadece gözlerine bakarak sorusunu düşünüyordum.
"Deacon lütfen anlat artık. Olayın ne olduğunu bilmeden senden uzak durmam mümkün değil."
Ağzımdan çıkan sözler benim bile şaşırmama neden olmuştu.Ne demiştim ben? Tabi karşımda Deacon dururken mantıklı cümleler kurmakta zorlanıyordum. Hem de bana bu kadar yakın dururken. Tanrım! Sanırım kızarıyordum. Deacon ise sadece derin nefesler alıp açılmış gözleriyle bana bakıyordu. Ah bu göz teması beni mahvedecekti. Gözlerimi gözlerinden kaçırdım ama baktığım yer de gözlerinden çok uzakta değildi. Dolgun dudaklarına takıldı gözlerim. Bu sefer kesin kızarmıştım. Gözlerimi dudaklarından çektim ve artık üşümekten buz tutacak kollarımı ellerimle sardım. Böylece onunla aramızda biraz mesafe girmişti. Böyle daha iyiydi.
"Üşüdün mü? Al, giy hırkamı."
Hırkasını seri hareketlerle çıkarttı ve bana uzattı. Onun aksine ben yavaşca hırkayı aldım ve üzerime geçirdim. Birden etrafımı onun kokusu kapladı.Parfüm değildi. Kesinlikle doğal kokusuydu. Toprak ve deniz kokusunun karışımı harika kokuyu içime çektim. Hırkasına daha çok sarıldım. Sonra Deacon beni hafifçe kolumdan tutarak ateşin başına götürdü. O sadece ince bir t-shirtle kalmıştı ama üşümüyordu. Yere oturdum dizlerime kendime çektim ve hırkasının uzun kolları ile parmaklarımı örtüp ağzıma yaklaştırdım. Nefesimden çıkan sıcaklıkla ellerimi ısıtmaya çalışırken kokusunu da içime çekebiliyordum.
Deacon kenarda biriktirdiği odunlardan birazını da yanmakta olan ateşe attı. Sonra gelip yanıma oturdu.
"Sana anlatacağım ama bu olacaklar için bir engel oluşturmayacak Taylor. Beni anladın mı?
Kafamı evet anlamında salladım ve merakla söyleyeceklerini beklemeye başladım.Ellerimi ağzımdan çektim ve dizlerime doladım. Derin bir nefes aldı konuşmaya başladı.
"Taylor bak bu biraz tuhaf gelebilir ama biz sizin gibi değiliz. Biz... Biz aslında lanetlenmiş bir soy gibiyiz. Sizden üstün yeteneklerimiz olsa da bizim sizinle iletişim içinde olmamız doğru değil. Hatta bu sizin için çok tehlikeli anlıyor musun? Çünkü sizin üzerinizde olumlu etkiler yaratmıyoruz. Bugün Paul'un eline yaptığı lekede bunlardan biri. Bu bizim isteğimiz dışında oluyor.Her zaman değil ama ne zaman geleceğini de kestiremiyoruz. Kaçırılma olayları hakkında bir şeyler duymuşsundur. Hepsi bizim yüzümüzden. O insanların her biri bizden birileriyle iletişim içerisindeydi. Hepsinin sonları aynı oldu. Hepsi sana olduğu gibi lekelendi ve sonunda öldüler."
************************
Canlarım umarım beğenmişsinizdir. Plss vote ve yorum. Kaç saat kafa patlattım buna. Hem berbat geçen sınavlarım sonrası moral olur biraz değil mi? Öpüyorum kocaman, bye :D
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyah
Teen Fiction"Daecon, benim kaçırılmadan daha farklı bir yola ihtiyacım var. Buraya gelme sebebimiz babam ve eğer kaçırıldığımı öğrenirse kendisini asla affetmez. Başka bir çözüm bulmam lazım. Yardim eder misin?" Daecon gözlerime bakıp düşündü. Bir iki dakik...
