ث

3.1K 338 141
                                        

Kayalıklardan düşünce, altında kalan bedene baktı Taehyung. Karanlıkta bile teni ay gibi parlayan buğday tenli çocuk gözlerini kapatmış, burnunu kırıştırmıştı. Canı acıyordu. Kalkmaya yeltendi. Fakat küçük kollar kaçmasın diye belini daha sıkı sardı.

Gücü tükenmişti. Cesaretinin hepsini de harcamış, ölmekte bile başarısız olmuştu. Gözyaşları minik bedenin yanaklarına damladı. Yaşamak isteyen tarafının mutluluk, ölmek isteyen tarafınınsa hüzün gözyaşlarıydı bunlar.

Yanağında hissettiği ıslak darbelerle, yağmur yağıyor sandı Jimin. Gökyüzüne baktı, bekledi bir damla daha düşmesini. Düştü. Fakat karşısındaki bedenin gözlerinden düştü. Bu sefer çocuğun ağlayışı karşısında ifadesini korudu Jimin.

"Sen ağlarken, yanında güldüğüm için özür dilerim."

Üstündeki bedenin belindeki ellerinden birini çekip, çocuğun gözyaşlarını sildi. Esmer bedenden ses gelmeyince devam etti.

"Bu zamana kadar benimle ağlayan kimse olmadı. Ya beni ağlattılar ya da ben ağlarken güldüler. Bu yüzden nasıl tepki vereceğimi bilmiyorum. Beynim direk gülmem gerektiğini söylüyor ve gülüyor."

"Önemli değil. "

Siyahlara bürünen bedenin sesi oldukça kısık çıksa da Jimin duymuştu. Kendisini atfettiği için mutlu oldu, ama gülümsemedi. Tamam, içinden gülümsemiş olabilir.

Taehyung'un söylediği son söz bu olmuştu. Bilinci donmuş ve şoka girmiş vücudunun etkisiyle kapanıyordu. Bu yüzden o da kendisini ısıtan, annesinin kollarında gibi hissettiren bedenin montuna sığındı iyice.

ث ث ث ث ث

Otobüsün molasının bitmesine bir buçuk dakika kalmıştı. Ve Jimin hala durağa gelmemişti. İhtiyaçlarını giderdiği için hızlı adımlarla sahile, Jimini aramaya indi Namjoon. Uzun ve hızlı adımlarıyla çabucak bulmuştu küçük bedeni. Ve üstünde uzanan, otobüsteki çocukla birlikte.

"Bu soğukta ne boklar yiyorsun Jimin, üşütmek mi istiyorsun?"

"Hyung onu ısıtmamız lazım."

Jimin büyüğünün dediklerini duymamış gibi konuştu. Küçük beden onu düşünürken kendisinin de pek iyi durumda olduğu söylenemezdi. Hassas bir vücudu vardı. Üstünde yatan bedenin ağırlığından ve havanın dondurucu ayazından, her yeri uyuşmuştu.

Namjoon uzun çocuğu kucağına aldı. Minik beden de yerden kalkıp, otobüse doğru ilerleyen kaptana yetişti.

Otobüsün en arka koltuğuna çocuğu yerleştirip, Jiminin duraktaki şoför arkadaşlarından aldığı battaniyeyi, üstündeki ince kıyafetlerden dolayı teni kızaran çocuğun üzerine örttü. Eve gidene kadar bu onu biraz ısıtırdı.

Ardından yerine geçip mahallelerine doğru yola koyuldu.
Aynadan genci kontrol ederken Jimin'in uzerindeki montu da çocuğun üstüne örttüğünü gördü.

Dudakları kıvrılıp, üzerine tonlarca şiir yazılacak gamzesini ortaya çıkardı.

"Isıtıcıyı sonuna kadar açtım zaten Jimin. "

Çocuğu utandırmaya çalıştı ve minik beden de Namjoon'un radarına yakalandığı için kızardı.

Şoför üzerine gitmedi. Şehir merkezine ulaştıklarında, Namjoon büfenin yanındaki durakta durdu. "Jimin şuradan sıcak bir içecek al hepimize." Omzunun üstünden, arkada uzanan bedenin başında dikilen deliye seslendi.

Jimin hemen inip, elinde dumanı tüten 3 çayla geri döndü

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.


Jimin hemen inip, elinde dumanı tüten 3 çayla geri döndü.
Kaptanın çayını verip arka tarafa ilerlediğinde uzun bedenin yerinde kıpırdandığını gördü. Hemen önündeki koltuğa oturup esmer bedene baktı. Aynı anda Namjoon hyunguna da haber verdi.

"Hyung, o uyandı."

Oturur pozisyona geçen bedene elindeki çayı uzattı.

"Ne içersin bilmediğim için çay aldım sana da. Biz Namjoon hyungla hep bunu içeriz, ama kahve falan istersen hemen alırım. "

Kahve lafını duyunca titredi Taehyung.

"Bu iyi, teşekkürler."

Daha fazla konuşmak istemiyordu Taehyung. Ölümüne engel olduğu için karşısındakine kızgın değildi. Yaşamak istediğini biliyordu çünkü. Ve bu yaşananları unutmanın başka çaresi olmadığı için, tek kelime konuşmak istemiyordu. Ama şu deli denen çocuk susmak bilmiyordu ve en sonunda bir kelimesi bile yarasını deşmeye başlayınca konuşmak zorunda kalıyordu. Susması için.

"Adın ne?"

Cevap vermedi.

"Söylemeyeceksin galiba," suratı düştü Jimin'in. Ama konuşmaya devam etti.

O severdi konuşmayı. Ve Taehyung da susmayı.

"Sen üstüme düştüğünde ağlarken yanağıma düşen gözyaşlarını yağmur damlası sanmıştım. Hani yağmur çiselemeye başlamadan ilk bir damla alnına düşer, sonra yanağına düşer ya. Sonra mutlu olursun. Etrafındakilere "Bak yağmur yağıyor." dersin. Fakat kimse farketmez ya. Nasiplenen sensindir sadece. Bende öyle hissettim gözyaşlarına karşı. Karşımda ağlayan ilk insansın sen. Hissettiğim ilk yağmur damlasısın."

Jimin'in itirafiyla şaşırmıştı Taehyung. Bir deliden böylesine etkileyici sözler duymayı beklemiyordu. Bu deli Yoongi'den bile akıllıydı.

"Sana 'Yağmur' diyebilir miyim? Benim arkadaşım olur musun?"

Bi umutla sordu minik beden. Ama korkuyordu da.

Çünkü insanlar onu sadece kendilerinden uzak olduğu sürece seviyordu. Yanlarına yaklaşsa hemen kaçıyorlardı.Bu sevmek değildi ki, bu bildiğin bana dokunmayan yılan bin yaşasındı.

Uzun çocuk konuşmadı, fakat çayından bir yudum alarak gülümsedi karşısındaki gence. Bu kabul ettiğini gösterme şekliydi.

Jimin onun dilini anladı. Heyecanla kendini tanıttı bu sefer.

" Ben de Jimin. Park Jimin." Sonra durakladı bir süre. Düşündüğü şeyle gözleri parladı.

"Sende bana Gökyüzü diyebilirsin,"
dedi hevesle.

Taehyung Jimin'in heyecanına kapıldı. Konuşmama sözünü bozup karşısındaki çocuğu gülümsetecek sözleri söyledi.

"Memnun oldum, Gökyüzü. "

ث ث ث ث ث

Ben yola âşığım
Çünkü üstünde tanıştık

ث ث ث ث ث

rain 雨 | vminBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin