'Evet; bugün sizi buraya toplamamızın sebebi, artık gemiden ayrılıp ilerlemeye ve yaşam alanları oluşturmaya başlamamız gerektiğine karar verdiğimizi haber vermek. Gemiden uzaklaşmadan keşif bölgemizi genişletebileceğimiz kadar genişlettik. Artık gezegende tam anlamıyla ilerlememizin zamanı geldi. Bu yüzden gruplar oluşturup 4 yöne dağılacağız ve gezegende yaşamaya çalışacağız. Seçilen 6 kişi gemide kalacak ve bu çevrede çalışmalarını sürdürecek.On dört sakatlığı nedeniyle ilerleyemeyeceği için o da bu grubun içerisinde. Bu grup ikinci aşamaya geçerek bu bölgede tarımı deneyecek, maden, arkeoloji ve jeolojik kazı çalışmaları yapacak, dünyadan getirdiğimiz hayvan türlerinin gezegene adaptasyonuyla ilgilenecek ve gezegene yayılan grupların keşiflerini kaydetme işini yapacak. Diğerleri de keşfe devam edecek ve sürekli ilerleyecek.'
Bayan Yeşil konuşmasını yaptıktan sonra hepimizin isimleri kağıtlara yazıldı ve sırayla isimler çekilip 6 kişilik 5 grup oluşturuldu. Nasıl bir şanstır ki hiçbir arkadaşımla aynı gruba düşmedim. On dört ve İki gemide kalacak olan gruptaydı. Beş doğuya gidecek olan grupta, bense güneye gidecek olan gruptaydım. Güney grubunda ben, Bay Mor, Bayan Sarı, On dokuz, Altı ve On iki vardık. (İnsanları ayırt edebilmeniz adına söylemeliyim ki çift sayılar erkek tek sayılar kız.)
Toplantıdan sonra eşyalarımı topladım ve önce Beş'e veda etmeye gittim. Çok ağladı hatta ağlamadığım için beni duygusuzlukla suçladı ve asla sahip olmadığı kız kardeşi olduğumu söyledi. Doğruydu da. O da benim için kız kardeş gibiydi ama er geç ayrılacağımız belliydi ve duygusal tepkiler vermek benlik değildi. Bize gemide 15 yıl boyunca neredeyse her şeyi öğrettiler, sevgi hariç. Onu kendi kendimize öğrenmeye çalıştık ama sanırım ben bu konuda pek başarılı olamadım. Beş ve İki hariç kimseyi sevemedim.
Daha sonra On dördün yanına gittim. Bir ay önce şeffaf, timsahvari hayvanların o korkunç saldırısından sonra bacağını kurtaramamışlardı. Tabiki bir robot bacak takılmıştı ama bu kendisini eksik hissetmesini engelleyemedi.
'Keşke senin için daha fazla şey yapabilseydim.' dedim sarılırken.
'Hayatımı kurtardın, hepimizi kurtardın. Bundan fazlasına ihtiyacım yok. Kendini suçlu hissetme artık. Sen olmasaydın Beş ve ben ölmüş olurduk.' dedi. Gözlerine bakınca gerçekten de samimi olduğunu ve bana minnet duyduğunu anladım.
'İletişimi kesmeyelim olur mu?' diye sordum. Yeni bir arkadaş ediniyor olmak hoşuma gidiyordu ve gerçekten de On dördü sevmeye başlamıştım.
'Merak etme, seni sık sık arayacağım.' dedi. On dördün yanından çıkarken karnım kasılmaya başladı.
Geriye vedalaşmaların en zoru kalmıştı.
İki'yi dışarda otururken ve sevdikçe ses çıkarıp koku yayan mor bir bitkiyle oynarken buldum. Biz ona kayıtta 'Neşesaçan' adını verdik ama ben 'Şıllık' diyorum çünkü ne kadar çok yapraklarını okşarsanız o kadar çok ses çıkarıyor ve salınıyor.
Yanına gidip oturdum ve bir süre hiç konuşmadık. Sonra bir anda söyleyeceğim her şeyi bir çırpıda söyleyiverdim.
'Sana bu kadar yüklendiğim ve burnunu kırdığım için özür dilerim. Biliyorum benden bir şekilde hoşlanıyorsun ve bunu yok saymanı bekleyemem çünkü insanlar duygularını kontrol edemezler. Ama sana hırçın davranmamın nedeni böyle şeylerin yasak olması değil. Zaten biliyorsun hiçbir zaman yasaklara uyan biri değilim. Bunun nedeni seni incitmeden sana senden o şekilde hoşlanmadığımı söylemenin kibar bir yolunu bulamamam. Bu boktan insanların içinde en çok seni seviyorum ve benim için çok değerlisin ama sana karşı o tarz şeyler hissetmiyorum. Ben eğitimlerden sonra kaçıp beraber gizli gizli oyun oynadığım, nefret ettiğim için fasülyelerimin hepsini tabağına boşalttığım, derslerde sıkıldığımda eline komik karikatürler çizip beni güldüren, her ceza aldığımda kendisinin de aldığını ısrar eden ve benimle cezamı paylaşan o İki'yi istiyorum. Ben dostumu geri istiyorum.'
Bir süre hiçbir şey söylemedi. Yüzünde anlattıklarımı hatırlayınca oluşan tebessümle uzun uzun düşündü. Sonra bir anda bana sarıldı ve 'Her zaman senin yanındayım. Ve söz veriyorum bir daha sana karşı farklı davranmayacağım.' dedi. Bu sorunu tümüyle çözmek beni sandığımdan da fazla rahatlatmıştı. Neşeli bir veda cümlesi aradım ve sonunda
'Beni aramazsan eğer, geri döndüğümde burnundan da fazlasını kırarım ona göre.' dedim. Sevdiğim alaycı tavrını takınıp
'Tehdit etmeseydin gider gitmez seni unutmaya niyetliydim ama şimdi korkudan mecbur arayacağız artık.' dedi ve gülüştük. Kalkıp gemiye doğru yürürken 'Biliyorsun, burnumu kırmana izin verdim. Çünkü sinirinin geçmesi lazımdı ve iyi arkadaşlar böyle yaparlar.' dedi.
'Tabi tabi zaten geçen aylardaki eğitimlerde de yenmeme izin verdin değil mi? Onlardan öncekilerde de, onlardan öncekilerde de...' dedim. Güldü ve hafifçe beni itti.
'Tanrım, ne kadar büyük bir egon var! Hiç çekilmiyorsun.' dedi. Kahkaha attım.
'Benim mi egom var? Kusura bakma sırf kendini iyi hisset diye yalan söylemeyeceğim. Seni sürekli dövdüğüm gerçeğini sesli söylemek ego değil. Sadece yetenek.' dedim. O da kahkaha attı. Sonra 'Belki dayak atabiliyorsun, ama koşamıyorsun. Gemiye kadar yarışalım.'dedi ve beni beklemeden koşmaya başladı.
İki'yle gemiye dönünce direk yatağa girdim ve 15 yıldır içinde yaşadığım bu metal hapishaneden ayrılacağıma seviniyor muyum yoksa üzülüyor muyum uzun uzun düşündüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
NARSUS
Science FictionSonunda gemimiz gezegene iniş yaptı. Yolculuğumuz 15 yıl sürdüğüne göre şu anda dünyada yıl 3128 olmalı. Umarım hayal meyal hatırladığım annem ve babam hala yaşıyordur. Ve umarım (çok mümkün olmasa da) bir 20 yıl daha yaşamaya devam ederler. Çünkü b...
