Oturduğum koltuk sürücü koltuğunun yanıydı. Yoon'un arabasına defalarca kez binmiş olsam bile bu kez heyecanlıydım ve tırnaklarımla oynamaktan kendimi alamıyordum. Ellerim yumruk şeklindeydi ve tırnaklarımla oynuyordum, ayrıca saçlarımın önümü kapatmasını umursamadan yere bakıyordum. arabanın yaptığı her hareketle oradan oraya uçuşan saçlarım kim bilir ne kadar dolaşmıştı.
''Tae'ye güven'' dedi yolculuğumuz sürerken şoför koltuğunda oturan Yoon.
''Sen ona güvenmiyorken ben nasıl güveneyim?''
Ofladı ''Konularımız çok farklı. Tae güvenilmeyecek biri değil''
''Yorum yapmamayı tercih ediyorum'' derken radyoya uzandım ''Heyecanlıyım, müzik dinleyeceğim''
''Sen bir salaksın Chae Young! Kafanı kaldırırsan çoktan gelmiş olduğumuzu anlayacaksın'' cümlesini bitirir bitirmez başımı kaldırdım. Tae Hyun'un iş yeri ve benim 'eskiden' çalıştığım yer yan yanaydı. Bu nedenle yolun kaç dakika süreceğini az çok tahmin ediyordum ama arabayla geldiğimi hesaba katmamıştım doğrusu. İşe hep otobüsle gittiğim için süre ayarlamasında küçük bir aksaklık olmuştu o kadar.
''Heyecanlıyım'' dedim Yoon arabayı durdururken ''Yanımdan ayrılma''
Güldü ''İstesen de ayrılmam''
Bu cümlesine ve hareketine karşı dil çıkardıktan sonra arabadan indim. Kemer takmadığım için çıkarmakla vakit kaybetmeme gerek kalmamıştı. Yoon ailesi sayesinde zengin biriydi fakat arabası çok da yeni model değildi. Kemer takılmadığı zaman uyarı vermiyordu ve bende bu yüzden her bindiğimde kemer takmayı reddediyordum.
Daha önce içerisinde bulunduğum South Cafe'ye girmeden önce Yoon'un yanıma gelmesini bekledim. Arabasını kilitledikten sonra yanıma geldi ve kolunu belime sardı. Zayıf biri olduğum için bunu yapması hiç zor olmamıştı.
''Gerekmediği sürece Tae Hyun'la konuşma'' dedi ben ona yanaşırken.
''Tamam'' dedim ''Sen de aynı şekilde, gerekmediği sürece Lisa ile konuşma''
Bana dönüp başını salladıktan sonra içeri girmek için hazırdık.
Halen birbirimize bitişikken içeri girdiğimizde Jennie'yi görmeyi beklemiyordum. Cafe bomboştu, tek bir müşteri bile yoktu. Bunun nedeni cafenin sevilmemesi ya da onların da bizim gibi iflas etmemiz değildi, cafe kapalıydı.
İki masayı birleştirip sürüyle sandalye koymuşlardı tam ortaya. Masanın baş köşesinde oturan Tae Hyun takım elbise giyiyordu. Saçlarını her zamanki gibi kulağının arkasına atmış, dirsekleri masanın üstünde ve elleri yumruk şeklindeydi. Jennie ise onun yanındaydı. Sade şekilde düz beyaz bir tişört giymişti. Saçları ise yeni uykudan kalkmış gibi dağınıktı. Onun hemen yanında Lisa vardı, ona pek dikkat etmedim. Lisa'nın yanındaki boşluğun ardından Mino geliyordu. Her zamanki uyumsuz giyimine karşı göze batmıyordu, ona yakışıyordu. Mino'nun yanında oturan Jin Woo ise başını koymuştu omzuna. Mino ise kolunu Jin Woo'nun beline dolamıştı. Onların bu şirin görüntüsüne karşı gülümsemeden edemedim.
İçeriye girdiğimizde üstümüzde toplanan gözler oturmamızı bekliyordu. Yoon ile yan yana oluşumuzu bozmamak için Jin Woo'ya seslendim ''Bir sandalye yana kayar mısın acaba?'' bunu Mino'ya da söyleyebilirdim ama Lisa ile yan yana oturmalarını istemiyordum.
Jin Woo sorgulamadan teklifimi kabul ettiğinde onun melek olduğunu düşündüm. O kadar güzel ve iyi kalpliydiki melek olduğunu söylese buna şaşırmazdım. Gördüğüm en güzel erkek olabilirdi doğrusu.
Yoon ile yan yana olacak şekilde yerlerimizi aldığımızda Tae Hyun sessizliği bozdu ''Geldiğiniz için teşekkürler''
''Sadede gel'' bunu diyen Yoon'du.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing W Fire | chaelisa ✔
FanfictionSeninle tanışmak ateşle oynamaktan farksızdı. To: @saturnfamesi 💕
