Rain
Gözlerini karşısındaki ihtiyar askere dikti Rain. Üstündeki zırhtan dolayı küçük bir çocuk bedeninde olmasına rağmen tehditkar görünüyordu . İhtiyar komutan mavi gözlerini dikmişti küçük çocuğa . Rain'in gücünü hissedebiliyordu. "O velet sıradan bir çocuk değil ." Diye düşündü . Rain yeşil gözlerini Komutanın mavi gözlerine dikti . "Sezgileri güçlüymüş ." Diye söylendi . Garen yutkundu "Efendim ... çocuk şüpheli görünebilir ... ama eninim bize sorun çıkarmayacaktır ." BlackRuin harabelerinin 10 mil kuzeyinde bir askeri şehir vardı . Solari ... Heist kardeşler , Blake ve İkizler Solari'ye yani Gümüş Muhafızlar birliğine bağlıydılar . İhtiyar Komutan Leonhard IşıkBüken Solari şehrinin Komutanıydı. Eski bir Savaş kahramanı olarak büyük bir saygı görüyordu . BlackRuin Harabelerinin etrafında yaşayan vahşi bir kabileyi püskürtmeye çalışıyordu. Rain'i bir casus olarak görüyordu . Rain'in pek umrunda değildi . Sadece bir parmak şıklatmasıyla tüm şehiri yok edecek güce sahipti . Savaş Kahramanı sinirini bozmaya başlarsa onu pişman ederdi. İhtiyar komutan sahte bir gülümsemeyle "Senin gibi küçül bir çocuk burada Ne yapıyor böyle ? " sesi de bir o kadar sahteydi . Rain dışında kimse anlamamıştı . "Ustamı arıyordum." Yanıtladı soğuk bir sesle . Konuşan çocuğun zırhına bakıp " Ustan hangi ülkeden ?" Dedi. Ses tonunda merak vardı. Rain derin bir nefes aldı. Ne diyebilirdi ki ? "Ustam Yüce Yılan Tanrı Necroah." Dese muhtemelen vahşi bir Pagan olduğunu düşünürlerdi. "Ustam Necroah uzak bir diyardan gelen bir savaşçıdır. " duygusuz bir ses tonuyla konuştu. İhtiyar adam gözlerini kıstı. Bu bir cevap değildi. Ama çocuğu Ne kadar zorlarsa zorlasın ustaca yalan söyleyebileceğini anlamıştı . "Kesin bir casus ." Diye düşündü . Rain iç çekti. İnsanlar aptaldı. Komutanın Zihni'ni okumuştu . Ve Rain eninde sonunda birilerini öldüreceğini anlamıştı . En kötü Ne olabilir ? Rain'in cevabı hazırdı . En kötü beden değiştirir ve onların kazandığına izin verirdi . Tabi tüm şehiri katletmekte bir seçenekti . Ama gereksizdi . Bu kadar erken Ordu kurmanın manası da yoktu . Ustasının Emirler'ini bekleyecek ve ona göre ordusunu kuracaktı . Düşününce diğer dünyadan bir geçit açıp milyonlarca ölüyü bu şehrin üzerine salabilirdi . Bu düşünce istemsiz Rain'i gülümsetti. Tabi o gülümsemeyi ihtiyar Konutan görmüştü . Zehir yeşili gözlerin bir anlığına mor bir ışıltıyla parladığını fark etmişti. İhtiyar Komutan yutkundu . Bu çocuk onun içim büyük dert olacak gibi hissediyordu . Rain düşüncelerinden çıktı. Hayır yapamazdı . Direk dünyayı yok etmenin manası yoktu . Rain sahte bir gülümsemeyle "Yorgun'um dinlenebilir miyim ? " diye mırıldandı . Ses tonunun yumuşak Ve çocuksu olması Onun için bir avantajdı. Konutan başını salladı . Garen gülümseyerek Rain'e gözlerini dikti "Ben sana kıyafet bulayım. Daha rahat uyursun . Yarın da kahvaltıda ustanı nerede bulabileceğini konuşuruz . " dedi. Sesi samimiydi . Rain adama acımayla bakmamak için kendini zorladı . "Bu adam çok aptal. Üzüldüm." Diye düşündü . Boğazını temizledi ve gülerek "Peki ." Dedi. Garen ve diğerleri onu odasına götürmeye başlarken . Blake komutana teşekkür etti . Ne kadar tehlikeli birini aralarına aldıkları a dair hiçbir fikirleri yoktu...
Necroah
Kadın iyi bir kılıç ustasıydı . Lakin benim için fazla zayıftı, kılıç darbelerinden hiç zorlanmadan kaçabiliyordum . Uğraşmıyordum bile ... Kadının altın rengi gözleri öfkeyle doluydu . Benim yeşil gözlerime Nefretle bakıyordu . "Fazla acınasısın." Diye mırıldandım . Kadın Bunu duymuştu . Darbeleri daha hızlı kesin olmaya başladı . Ama yinede beni zorlayamıyordu. Bu... sıkıcıydı . Büyük kılıcını bir kez daha vana savurduğunda bir elimle kılıcının keskin tarafını tuttum. Kadının altın rengi gözleri şaşkınlıkla parladı . Altın rengi çeliği kılıcı tuttuğum elimle sıktım. Kılıç paramparça oldu . Kadın kılıcın kırılmasıyla beraber geriye sendeledi . Yavaşça ona yürüdüm Ve boğazından tutup havaya kaldırdım. Tabi o an etrafımda onlarca altın zırhlı kadın savaşçıların sardığını da fark etmiştim. Kadın iki eliyle Benim elimden kurtulmak için çabaladı. Gereksiz bir çabaydı . Avladığım Tanrı'lar bile tutuşumu gevşetememişti. O an arkamdan duyduğum sesle iç çektim . "Ablamı bırak . Yoksa tüm Krallığı üstüne salarım !" Tehdidin kimden geldiğine bakmadım. Umrumda değildi . Tüm Krallıkla beni tehdit etmişti ama tüm dünyayı içine Katsa bile iş değişmezdi . Zayıf böcekler ... neyse . Ellerimi gevşettim. Bana bulaşan kadın yere düştü Ve nefes almaya çabaladı . Arkamı döndüm . Gördüğüm manzaraya hazırlıklı değildim. Altın rengi uzun saçları vardı . Gözleri ablası gibi altın rengindeydi. Ama beni şaşırtan şey bu değildi . Karşındaki kız İsabella'nın altın saçlı Ve altın gözlü versiyonuydu . Bu ... çok .... kelimelere dökemiyordum . Nostaljik ? Bilmiyorum. Bu içimdeki hissin ve burukluğun sebebini anlayamıyordum. Yüzüme yine alaycı gülümsememi takındım. "Bıraktım . Eee ? Adamlarını çekecek misin ? " isabella'nın gözünde ... Hayır o kızın gözünde soğuk bir ifade belirdi . Nefretle konuştu . "Ablama zarar verdin.... Bunun bedelini ödeyeceksin . " sessiz kelimeler olmalarına rağmen nefret hissediliyordu . "Bana saldıran Ve bana iftira atan oydu ." Dedim kendimi korumak adına... ve anladığım kadarıyla tek darbede bir kılıcı kırmak bunları korkutmamıştı . İlginç ... kız yerdeki ablasına baktı . Ona soracağını düşündüm . Ama beklediğim şeyi yapmadı . Kılıcını çıkardı ve bana tereddüt bile etmeden saldırdı. Yutkundum . Darbeleri hızlıydı . Ablasına göre çok daha iyi ... tıpkı onun gibi. Bana çok hızlı saldırıyordu . Ama kaçmak dışında birşey yapmıyordum . Ve bu sefer Bunun sebebi eğlence değildi. Ona zarar vermek istemiyordum. Bir kaç darbeden Sonra kızın sakinleşmeyeceğim anlamıştım . Bu yapacağım şey beni iyi etkilemeyecekti . Kılıcını göğsüme doğru hızla şapladı. kalbimi kıl payı geçmişti . Ama acıyı hissetmediğin için çok sorun da değildi .ve ... Evet... beni şişlemesine izin vermiştim. Nedenini sormayın lütfen. Kızla çok yakındık.şaşırmıştı . Saldırıdan kaçmamı bekliyordu . Ama direk üzerine yürümüştüm . "Şimdi sakinleştin mi ?" Dedim. Kız yutkundu . Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi . Yüzümü gizlemiş olabilirdim. Ama gözlerim fazla parlaktı . Karanlık bile onları gizleyemiyordu. Gözlerime baktı sadece. Konuşmadı. Bende o fırsatı yüzünü incelemek için kullandım. Gerçekten de İsabella'ya benziyordu. Eski zamanlarda hatırlayabildiğim nadir şeylerden biriydi . Herşeyi hatırlamıyordum. Yılan Tanrı Olarak uyanmanın bedeli buydu. Eski Hayatının çoğunluğunu unutmak . Hatırladığım az şey vardı . Bunları düşünmekten kaçındım . Şimdi değil. "Kılıcını çıkarıp medeni bir şekilde konuşabilir miyiz ? " dedim yumuşak bir ses tonuyla . Kız sanki bir rüyadan uyanmışçasına irkildi . "Şey ... o ... olur ." Dedi kekeleyerek . Sonra gözleri şokla açıldı . "Sen ... sen ... nasıl hayattasın ? Ve nasıl acı çekmiyorsun ? " diye haykırdı yüksek sesle . Kahkaha attım. Hakiki bir kahkaha . "Bende Bunu ne zaman fark edeceksin diye düşünüyordum . " deyip kılıcı göğsümden çıkardım. Siyah cüppem kanla yapış yapış olmuştu . İç çektim. İyileştirme büyülerim rezaletti . Kılıcı kıza uzattım. Kız şokla bana bakıyordu . Etrafıma baktığımda hırpaladığım kız da dahil tüm altın zırhlılar şok içinde bana bakıyordu.... acaba ölü rolü falan mı yapsaydım ? Yada acı çekiyormuş gibi rol de yapabilirdim ? Hmm... neyse çok geç.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kara Şampiyon
Fantasy"Rain Deathlock... Yılan Tanrı Necroah'ın Şampiyonu . Ama daha çok Kaos Lordunun Gözdesi olarak bilinir . Carenhal Dünyasınının tüm yaşam gücünü ele geçirmiş . Tehlikeli bir ölüm büyücüsünün hayatıdır bu kitap . " Acheron Wight'ı sevdiyseniz . Rai...
