''Gelebilirsiniz.''
Utangaç bir tavırla içeri giren kadına baktım. Birkaç adımda önüme geldi ve durdu. Ben gözlerimi kırpmadan ona bakarken o gözlerini saklamak istercesine yere bakıyordu. Bir hareketlilik hissedip aşağıya baktığımda tokalaşmak için elini uzattığını gördüm. Bir süre tepki vermesem de bir süre sonra ince uzun parmaklarımı ona doğru uzattım ve elini hafifçe tuttum. Benim elime nazaran sıcak olan eli elimi geri çekmeme neden olmuştu.
''İsmim Aslı, doktorum. ''
''Fatih''
Sadece adımı söylemekle yetinmiştim. Devamında bir şey söyleme gereği duymadan yatağa oturdum. O ise ilerleyip odanın içindeki tekli koltuğu yatağın yanına çekip oturdu. Bir süre ne o konuştu ne de ben. Susması canımı sıktığından ayağa kalkıp pencere kenarına geçtim. Geriye yaslanıp konuşmasını bekledim.
''Merak ediyor musun bilmiyorum ama özel hemşire yerine doktor yollamak istediler. Haftada üç kere doktor randevun olacak ve bunun dışında dışarı çıkmana da izin verilecek.''
''Dışarı zaten çıkabiliyoruz.''
''Tamamen dışarı çıkmaktan bahsediyorum. Hastalıkları çok ileri durumda olmayan hastaların topluma geri kazandırılması hakkında proje başlatmak istiyoruz.''
''Toplu mu tek mi?''
Sorduğum soru karşısında biraz afallasa da ''Her ikisi de.'' cevabını verdi. Sonra kalkıp pencere başına yani yanıma geldi ve benim gibi o da parka bakmaya başladı.
''Yaşam hakkında ne düşünüyorsun?''
''Bunların hepsi birer rol ise yaşam iki perdeden oluşan bir oyundur.''
''Neden iki perde?''
''İlk perde buradaki rollerimizle alakalı. İkinci perde ise tamamen ölümden sonraki yaşamla ilgili. aslında ilk perdeden sonra sonsuza kadar ikinci perdede oynuyoruz.''
''Ölüm olunca ilk perdede bitmiş olmaz mı yaşam?''
''Eğer yaşamı bitmiş sayarsak öteki dünyaya yani sonsuz yaşama inancımız kalır mı?''
Söylediklerimden sonra başını hayır anlamında salladı ve koltuğa doğru ilerledi. Önlüğünün cebinden ufak bir defter çıkartıp bir kaç şey yazdı. Sonra da kalkıp gitti zaten bir şeyler geveleyerek.
Bir süre geçti aradan. Hava kararmaya yüz tutmuştu hafiften. Yatağa yönelirken kapı açıldı ve Hayal elindeki resim yaprağı ile içeri girdi. Arkasından da Kaan girmişti. Hayal resim sayfasını bana uzattığında gördüğüm şey beni etkilemişti. Bir adam eğilmiş kusuyordu ve içinden kelebekler ve çiçekler çıkıyordu. Üstünde de 'Aşk Zehirlenmesi' yazıyordu. Aşk önce bizi sarar daha sonra zehirleyip öldürmeden bırakmazdı. Kelebekler ise şu midede dolaştığına inandıkları semboldü. Bu resim beni etkilemişti.
''Dostum bu muhteşem olmuş. Ben çok beğendim.''
''Sadece bir çizim daha iyilerini de görmüştük. Abartmayın.''
''Madem beğenmiyorsun resmi ben alabilirim onu.''
Hayal ise bunu dememden sonra resme dikkat ederek çekti onu elimden. Sonra da ''Ben alacağım onu.'' diyerek çıktı odadan. O çıktıktan sonra Kaan oturdu yanıma. Ellerini saçlarının arasına gezdirerek bir süre yeri izledi.
''Benim için aşk kavramı değişti artık. Bunu yapan kadının, beni, aşkı zehir olarak gören birisi olarak tanımasını istemiyorum. Tekrar bu muhteşem duyguyu tatmışken bana tekrar zehir olmasını istemiyorum.''

ŞİMDİ OKUDUĞUN
REZİST (ASKIDA)
ChickLitBir ressam vardı aralarında. Doğa sanatçısı, yeşilliğe aşık bir adam. Bir şarkıcı vardı aralarında. Elinden oyuncak mikrofonu düşmeyen bir kadın. Bir sorgucu vardı aralarında. Kim olduğunu bilmeyen hayatı sorgulayan bir adam. Biraz da normal insanla...