Bölüm 5

35 9 1
                                    


Multimedia: Hayal.....
İyi okumalar.......

Soğuk bir ürperti ile uyandığımda güneş gözümü almıştı. Tüm vücudum soğuktan kaskatı kesilmiş, gözlerim ise güneş ışığına maruz kalmıştı. Sabah sabah ne kadar güzel(!) bir manzara ama. Sıcak bir şey vardı üzerimde, beni sıcak tutan kalın bir şey. Sanırım hemşirelerden biri üzerime örtmüştü. Yavaşça ayağa kalktım ve kalın battaniyeyi düşürmemeye çalışarak odaya gitmeye çalıştım. Odaya geldiğimde yatağı açmadan yattım üzerine. Battaniyeye iyice sarılıp tadını çıkardım odanın sıcaklığının. Severdim sıcak olmasını.

Bir süre sonra çalan kapı uyandırdı beni. Ben bir şey demeden bekledim açılmasını. Yavaşça içeri giren geçen ki mavi gözlü hemşireydi.

İçeri giren genç kadına gözlerimi devirdim. Sadece uyumaya ihtiyacım vardı. Konuşmaya değil. Huysuzca yerimde kıpırdanıp kadına rahatsız olduğumu belirtmek istedim ama kadın oralı bile olmadı.

"Baray Bey?"

Sustum ve cevap vermedim. Konuşmak isteyeceğim son şeydi bugün. Gözlerimi sıkıca kapatıp gitmesini bekledim. Zaten bir iki seslendikten sonra o da pes etmiş ve gitmişti. Hangisi pes etmezdi ki....

Devin'in ağzından:

Apar topar çıkarıldığım Hayal'in odasının önünden ayrılamamıştım. Doktor ile seansı vardı ve bu benim bir süre o odaya giremeyeceğimi gösteriyordu. Kendimi zorlayarak odama gittim ve bir resim kağıdı alıp dışarı çıktım. Kalemleri almayı unutsam da arkamdan benim için koşturan bir hemşireden istedim. Bu onları kullanmak değildi. Sadece işimi görüyorlardı.

Çınar ağacının altına gidip oturdum ve etrafa göz gezdirdim. Bir iki uzaylı ağaç dallarına oturup kuşlarla sohbet ediyordu. Kuşların fil sesi çıkardığını varsayarsak muhabbetleri hoştu. Elimdeki kalemi çevirdikçe aklıma gelen anıları düşündüm. Onlardan birini karalamak benim için hoş olabilir miydi? Yoksa anılar karalanmadan mı hatırlanmalıydı?

Karşıda kıkırdayan pembe etekli bir iki hemşire şu anlık uygun gibiydi. Ama sadece şu anlık. Peki ya sonra? Resim bitene kadar aynı uygunlukta kalamazlardı ya. Aklıma gelen bir fikir ile ani bir karar alarak ayağa kalktım. İçeri geri gidip hastaların odalarını dolaşmalı ve kendime uygun birini bulmalıydım.

Tek tek gezdiğim odaların sonunda kendimi komutanın odasında buldum. Komutan dediğim kişi emekli subaydı. Biz ona aramızda komutan derdik. Bir operasyonunda gördüğü bir olaydan sonra tamamen aklını yitirmiş ve kimseyle konuşmamıştı şu ana kadar. Yine uzanmış susuyordu. Kalemi elimde bir kaç kere çevirip çizeceğime odaklandım.

O an ki ruh haline bakamazdım ama onu yansıtmak için elimden geleni yapabilirdim. Bir kaç yara izi olan yüz hatlarından başladım çizmeye. Karakalem çizim yapacağım için kalem oynatma şeklim daha serbestti. Sonradan düzelecekti zaten resim. Ben resmi bitirene kadar hiç yerinden kıpırdamadığı için ona içimden en iyi teşekkürlerimi sundum. En iyi mankendi benim için.

Hayal'in ağzından:

Odada yalnız başıma oturuyordum. Bir kaç hemşire gelmiş nasıl olduğuma bakıp gitmişlerdi. Bugün seans vardı. Öyleki adamın teki gelecek benim diğer insanlar gibi olup olmadığımı kontrol edecekti. Onlar gibi olmak zorunda değildim. Ama bunun için uğraşmaktan vazgeçmiyorlardı.

Odadan çıkartılırken peşime takılan iki hemşire bana yol boyunca eşlik etmişti. Bileğime takılı olan pembe tokayı çıkartıp saçıma taktım. Dağınık olması beni sinir ediyordu. Ama buna rağmen yine de her zaman dağınıktı.

Bembeyaz bir kapının önünde durduğumuzda alışık olduğumdan direk kapıdan içeri girdim. Beyaz önlüklü sinir adam dik bakışlarıyla bana baktı ama ağzını açmadan önündeki sandalyeyi gösterdi. Oturmadan önce odaya göz gezdirdim. Tek kişilik bir yatak, bir masa ve iki sandalye vardı. Onun dışında çok küçük bir pencere vardı. Tabi pencere demeye bin şahit isterdi. Demir parmaklıklar vardı, hem yatay hem de dikey olarak döşenmişlerdi.

Ben oturduğumda bile hala elindeki kağıtlara bakmaktan kafasını kaldırmadı. Sustu ve sustu. Bir süre sonra sıkılıp parmaklarımı ritimle masaya vurmaya başladım. Kafasını kaldırmıştı vurmaya başladığım an.

"Görmeyeli nasıl oldun Hayal?"

"Her zaman ki gibiyim. Pek bir şey değiştiği söylenemez."

"Devin ile aranız nasıl? Uzun zamandır sizi bir arada görmedim. Kötü bir şey mi oldu?"

"Herhangi bir şey olmadı. Gayet iyi aramız. Çoğu zaman da beraberiz. Neden böyle bir soru sordunuz anlamadım."

"Gözümden kaçmış olmalısınız."

Yine bir süre sustu. Ben ise kalkıp odanın içinde bir kaç tur attım. Pencere kenarına geldiğimde kuş cıvıltıları duyuluyordu. Hava çok güzel ve sakindi. Böyle güzel bir havada etrafta gezmek varken bu küçük pencereli bir odada tıkılı kalmak zordu.

Bakışları yeniden bana dönünce yerime oturdum. Sonunda benimle ilgilenme tenezzülünde bulunmuştu. Sessizce oturup diyeceklerini beklemekti tek amacım.

"Hala kâbusları görüyor musun?"

Soğukkanlılıkla cevaplamıştım sorusunu.

"Herkes kabus görür."

"Senin kâbusların herkesin kâbuslarından farklı Hayal. Bunu sen de biliyorsun."

İşte sen ne kadar geçmişten kaçsan da o seni yine bulur içine çekmek için uğraşırdı. Kendimi bu konuda konuşmamak için zor tuttum. İstemesem de dinlemek zorunda kaldım.

"Hala o adamı görüyor musun Hayal? Her gece aklından çıkmayan o adam gecelerinde bile seni rahat bırakmıyor mu?"

Gerçekten susmalıydı. Şu an çok sinirliydim. Ama lanet adam susmuyordu.

"Her gece o olayı yaşıyorsun değil mi? Her gece o adam rüyana girip seni bağlıyor ve senin karnında oluşmaya çalışan o ufacık canı ala ala sana te..."

Daha fazla kendimi tutamamış ve ağlaya ağlaya adamın susması için yalvarmaya başlamıştım. Sırf bebeğimin düşmesi için bana bunları yapan adam karşımda belirmişti. Tam doktorun olduğu yerde. Ne yaptığımı bilmeden adamın kafasından tuttuğum gibi masaya çarpmaya başladım. Kendime hakim olamıyordum. Şu an ne odaya giren kişiler ne beni tutmaya çalışan kişiler ne de yüzü kan olmuş adam umrumdaydı. Kendimi kaybetmiştim.

Ellerimin gücü gittikçe zayıflıyordu. Gözlerim bir anda karardığında kendimi acımasız boşluğa bırakmak zorunda kalmıştım. Ve her gözlerimi kapattığımda karşıma çıkan iğrenç yüz yine bana öyle bakıyordu.

Baray'ın ağzından:

Bir kaç bağırışa çıkmıştım odanın içinden. Bir iki güvenlik görevlisi koridorun sonuna doğru koşuyordu. Ben de arkalarından gitmiştim bir merakın peşine düşerek. Kapıya ulaştığımda iri yapılı görevli beni iterek kendine yol açmıştı. Arkalarından da elleri kan içinde olmuş hayal bir adamın kolları arasında çıkmıştı. Hemen etrafıma bakıp Devin'i aramaya başladım. Ama görebildiğim kişi yanımda bitiveren mavi gözlü hemşireydi.

REZİST (ASKIDA)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin