Emre’nin Bakış Açısı:
Onu ikinci sınıftan beri tanıyorum ve yapacağı, yapabileceği her şeyi bilip tahmin edebiliyorum. Ama ilk defa onun ne yapacağını kestiremiyorum. Olayın içine Arda’nın girmesi de etkili tabi. Onun nasıl hissettiğini ya da ne düşündüğünü bilmiyorum ve bu içimi kemirip duruyor. Sanki beynimde bir parazit var ve tüm olumlu düşüncelerimi yiyip bitiriyor gibi. Kendimi halsiz hissediyorum. Sanki senelerce düşünmüş ama yine de cevap bulamamışım gibi hissediyordum. Kendimi yaşlanmış ve tüm düşüncelerimi kaybetmiş gibi… Onları izledikçe daha da kötü oluyordum. Sanki biri zaten yorgun kalbim ve beynime yüzlerce iğne saplıyor gibi. Konuştuklarını dinlemek istiyordum. Onun, benim Derya’mın neden gözyaşı akıttığını bilmek istiyordum. Bana Bora şerefsizinin ona dokunmadığını söylüyordu ama hala ağlıyordu. Evet, evet yaşadığı olay travmatik falan filan ama yine de… Eh bu işlerde pek iyi değilim sanırım.
Hop hop hop… Arda o kolunu çek oradan. O kolunu koparıp münasip bir yerlerine sokarım. Uzaklaş kızdan. Geri adım bir ki, bir ki. Hayır, hayır çocuk uzaklaş diyorum sana yaklaş değil! Ah Arda ah! Seni bir elime geçirirsem var ya… Mahvedeceğim seni çocuk. Sarılıyor bir de. Hem de benim kızıma. BENİM kızıma. Hey hey hey, elini indir yanağından. Ardaaaaaa! Öldün oğlum sen. Ölüm fermanını imzaladın. Kanın kendi ellerinin üstünde. Derya’ya dokunduğun ellerini bir daha kullanamayacaksın. Yuh! Geri çek suratını be!
“Arda!”
İkisi de korku ve şaşkınlık içinde bana bakmaya başladı. Hakikaten, ben ne zaman diplerine gelmiştim ki? Kendimi kaybetmişim bir an.
“Emre, burada ne işin var?” diye sinirle sordu Arda. Hah, bir de bana sinirleniyor. Yok canım, kapıldı bu kız. Sana yem eder miyim hiç? Aslında Arda benden daha iyi bir sevgili ama olsun. Derya benim. Bırak öpmeyi başkasının ona dokunmasına izin vermem ben.
“Derya’ya bakmaya geldim.” Sesimde aynı derecede sinirle cevap verdim.
“Ne güzel zamanlaman var senin öyle…”
“Değil mi canım arkadaşım ya.”
“Tabi tabi ne demezsin…”
“Imm, çocuklar…” diye rahatsızca sızlandı meleğim. Evet, artık ona meleğim diyeceğim. Yeni lakabım bu.
“Noldu prenses?” Yuh Arda. Seni adi herif. Bunları söylüyorum ama o Derya’dan sonra değer verdiğim neredeyse tek kişi.
“Şey, artık gitse- *siren sesleri*”
Üçümüzün de gözleri kocaman açıldı.
“Sikt-“
“Emre! Ağzını topla!”
“Derya nasıl bir durumda olduğumuzun farkında mısın sen? Polis geldi. Reşit olmayan gençler içki ve daha birçok şey kullanıyor. Yakaladıkları kişiyi karakola götürüyorlar! Soru sormadan hem de. Biz içmedik ama yi-“
“Ben içtim ama…”
“Derya şakanın sırası değil- Has sikt-“
“Emre!”
“Sus Derya sus! Sinirlerim tepeme çıktı yine!”
“Siz ikiniz kavgayı hemen kesmezseniz hayatımızın içine sıçılac-“
“Arda! Sen de mi ya?”
“Derya yürü, sus ve yürü.” Dedik aynı anda. Dudaklarını birbirine bastırdı ve başını yaramaz bir çocuk gibi öne eğdi. Arkadan çığlıklar ve polislerin bağırışları gelmese ona çok tatlı diyebilirdim aslında. Üçümüz de aynı anda arabayı park ettiğimiz yere doğru kaçmaya başladık. Arda’nın arabası bizimkinden başka bir tarafta olduğundan bizden ayrıldı. Derya’yı önümde tutmaya önem göstererek koşmaya devam ettik. Araba görüş açımıza girdiğinde bir polis bize yetişmişti bile. Bize ‘Durun!’ diye bağırıyordu ama kimse takmıyordu. Herkes bindiği arabasını anında çalıştırıp kaçıyordu. Arabayı park ettiğimiz çakıllı yolda ilerlerken Derya acı bir çığlık attı ve yere düştü.
“Derya, iyi misin? Ne oldu?”
“Aaa, ayağım. Sanırım bileğimi burktum.”
“Hadi meleğim, kalkman gerek. Neredeyse geldik. Eve gidince bizzat bakarım sana.” Diyip onu kolundan tutarak kaldırdım ama sağ ayağının üstüne basamıyordu. Polisin bağırışları bize git gide daha da yaklaşıyordu. Bir kolumu bacaklarının altına koyup onu kucakladım ve diğer kolumla sırtına destek verdim. Hızlıca arabaya doğru yürüdüm. Arabaya geldiğimizde onu indirdim ve kapısını açıp oturtturdum. Hızlıca arabayı dolanıp sürücü koltuğuna geçtim ve arabayı çalıştırdım. Hızlıca park yerinden çıkıp yola çıktım. Bizim gibi kaçmaya çalışan birkaç araba daha vardı. Ama hepsi sarhoş olduğundan yavaş gidiyor ve yakalanıyordu. İlk kez bir partide içmedim ve bu bir işe yaradı. Geldiğimiz yolları tekrar giderken arkamızda bir polis arabası çıktı.
İçimden küfürler yağdırırken biraz daha hızlandım. Ama peşimizi bırakmıyordu araba. Bu tarafa gelen pek araç olmadığı için içim rahattı. Şehrin bu kısımları zenginlere aitti ve ya yılın tüm zamanı burada bulunurlardı ya da yazın ortasında gelirlerdi. Bunları bizim de burada bir evimiz olduğu için biliyorum. Normalde bu kadar virajı olan yolda bu kadar hızlı gitmezdim ama yol boştu ve de bir polis peşimizden geliyordu. Gelirken gördüğüm patika yolun gelmesine az kalmıştı. Eğer polisi biraz daha geride bırakabilirsem bizi görmeden o yola sapabilirdim. Hızımı biraz daha arttırıp ilerlemeye başladım. Polisin beni takip etmede zorlandığı belliydi ama hala geliyordu. Eğer böyle giderse onu atlatamayacaktık. Hızımı arttırabileceğim kadar arttırıp yola odaklandım. Ya şimdi ya hiç. Hemen direksiyonu sola kırıp toprak yola girdim. Biraz ilerleyip hemen arabayı durdurup anahtarı kontaktan çıkardım. Polis dümdüz ilerlemeye devam etti. Tam da istediğim gibi. Başımı çevirip Derya’ya bakınca yüzünün bem beyaz olduğunu gördüm. Derin derin nefesler alıyordu ve sakin kalmaya çalışıyordu. Tüm bunlar ona biraz fazla gelmiş olmalıydı. Buraya stres atmaya gelmişti ama daha da fazla stres olmuştu. Tüm bunlar benim suçumdu. Eğer ona buraya gelmesi için ısrar etmeseydim tüm bunlar olmazdı. Birkaç kez gözlerini kapatarak derin nefesler aldı ama işe yarıyor gibi görünmüyordu. En sonunda hızlıca elini ağzına götürdü ve kapıyı açarak tüm o içtiklerini çıkardı. Tam olarak ne kadar içmişti bilmiyorum ama bu olanlara bakılırsa beş bardağa yakın içmiş olması gerekiyor. Aslında bu çok az bir sayı ama onun gibi daha önce hiç içmemiş biri için fazla. Nereden içecek aldığını da bilmiyorum. Durun durun, asıl güzel soru neden içtiği. Onu daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya götürecek ne olmuş olabilir ki? Umarım oyunda olanlar değildir. Eğer öyleyse her şeyi batırdığım anlamına gelir. Dayanak noktamı böyle bir şeye sürüklemiş olamam değil mi? Onun da bana karşı aynı şeyleri hissettiğine eminim. Emindim, ya da. Arkadaşlığımızı etkileyecek bir şey yapmadan önce detaylıca düşünürüm ben hep zaten. O benim için dünyaya gönderilmiş bir melek gibi. Ben artık onsuz yapamam. Şimdi de onun dudaklarının tadını aldıktan sonra bırakamam. Yan tarafımdan gelen sızlanma ile başımı o tarafa çevirdim. Onun nasıl bir halde olduğunu unutmuşum. Hemen kapımı açıp arka koltuktan kâğıt mendilleri aldım ve onun tarafına doğru yürüdüm. Birkaç tane mendil çıkarıp ona uzattım ve ağzını silmesini izledim. Biraz kendine gelsin onunla konuşacak çok şeyimiz vardı. Sadece biraz daha beklemem gerek. Azıcık daha…
Merhaba arkadaşlar yeni bölüm ile karşınızdayım. Bundan önceki diğer bölümleri de okuduğunuzdan emin olun bir çok değişiklik oldu ve de yeni birisini ekledim hikayeye. Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Eğer beğendiyseniz oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın!!!!!
