Bölüm 5

6.1K 97 17
                                        

Ya pişman olduysa…

Emre’yi bu kadar duyguyu bir arada yaşarken görmeniz pek mümkün değildi ve onu böyle görünce ister istemez korktum. Üstüne etrafızdan gelen “Ooooooo”lar veya kötü fısıldaşmalar eklenince kendimi bir kedi ile birlikte bir odaya kilitlenmiş fare gibi hissediyordum. Birkaç saniye transta kaldıktan sonra gözlerimi kırpıştırarak kendime geldim. Hani insanın temel iki dürtüsü vardır derler ya. Hani şu kaç veya savaş dürtüleri. Şöyle söyliyeyim ben her zamanki korkusuz halimin aksine korkaklık yaparak kaçmayı seçtim. Evet, hem de arkama bir kez bile bakmadan kaçtım. Gittiğim yer o kadar ıssız değildi ki bu zaten bilmediğim ve ormanın içindeki bir yer için fazla saçma olurdu, ama yine de tüm o müzükten ve sarhoş gençlerden uzaktaydı. Kendime ayıracak en fazla üç dakikam olmuştur çünkü Ada ve Eylül koşarak beni buldu.

“Derya! Derya nerde- Derya, seni arıyoruz bir saattir ya! O topuklular içinde nasıl olur da bu kadar hızlı koşabilirsin! Hem de ilk taş çatlasa ikinci kez giyişinde!” diye cırladı Eylül.

“Eylül ne diyorsun sen ya! Derya, canım ne oldu?”

“Asıl sen ne diyorsun Ada! Bir de soruyor musun ‘Ne oldu?’ diye? Emre’yle öpüştü ya iki dakika önce!”

“Kızım bağırma bana ya! Şurada Derya’yı teselli etmeye çalışıyorum! Bir sus da konuşabilelim!”

“Tamam tamam hadi her neyse. Derya iyi misin canım?” diye sordu Eylül. Hakikaten, iyi miydim? Yoksa iyi hissederken aslında çok mu kötüydüm? Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Yaşadığımız şey bizi ne gibi bir durumda bırakacaktı? Eskisi gibi olamayacaktık bir daha. Ya da eskisinden daha iyi. Tabi bu seçeneğin gerçekleşmesi için ikimizin de pişman olmaması gerekiyor. Kendimi, birbirimizi nasıl böyle bir durumun içine sokmayı başardık hiç anlamıyorum. Bir kereliğine gençliğimi yaşayıp diğer herkes gibi sorumsuz olmak istedim. Sadece bir kez. Neden bana bunu veremediniz ki sanki?

“Deeeeryaaa! Kendine gel. Niye ağlıyorsun ya?! Bu senin suçun değil. Onun bunun seni nasıl etkileyeceğini bilmesi gerekirdi. İkinci sınıftan beri en yakın arkadaşsınız siz. Nasıl olur da seni tanıyamaz ki!” diye bağırdı Eylül.

“Ona gününü gçstereceğim ben! Bizim Derya’mıza bunu yapmak neymiş görecek! Hadi gidelim Eylül!” diye araya daldı Ada.

“Eğer bu ikisi bile Emre’yi suçlu görüyorsa benim ne hissettiğimi anlamışsınızdır. Ya da anlamışsındır.”

“Alara nerelerdeydin sen? Biz Derya’nın peşinden koşarken sen de yanımızdaydın. Nereye kayboldun kaşla göz arasında?” Siz hepiniz Derya’nın peşinden koşarken ben bu olayın ikinci yarısının durumuna baktım. Ama o çoktan kendini eğlendirecek yeni bir kız bulmuş. Sana bahsettiğim şeyi anlıyor musun? O, senin en yakın arkadaşı olmana rağmen seni herkesin ortasında öpüp ardından kendine yeni bir kız bulabiliyor. Bırak iyi sevgiliyi, arkadaşı iyi bir insan bile olamaz!”

“Sus Alara! Emre bana öyle bir şey yapmaz anlıyor musun! Bana bunu yapacak kadar aşağılık birisi değil. Böyle bir şeyi kimseye yapmaz, bırak bana yapmayı!”

“Sen böyle düşünmeye devam et Derya ama o aşağılık bir p-Aaaaaa!”

“Eğer o cümleyi tamamlarsan saçını çekmekle kalmam, daha beter olursun!” Ne zaman ayağa kalkıp da onun yanına ilerledim onu bile bilmiyorum. Ama kimse benim bir arkadaşım hakkında böyle konuşamaz. O kişi onu rezil etse, onu peşinden koşturup sonrasında bir tarafa fırlatsa bile.

“O çocuk aşağılık bir piç! Tamamladım işte ne yaparsın!” Cümlesini tamamlar tamamlamaz onun üstüne atlayıp yere düşürdüm. Saçlarını tutup sertçe çektim.

“Aaaaa! Seni sürtük! Bunun cezasını çekeceksin!” diyip saçlarımı kendine doğru çekti ve tırnaklarını boynuma geçirdi. Acı içinde çığlık attım. Bir anda kendimi yerde buldum. Ama Alara’dan çok uzakta. Birisi beni onun üstünden çekmişte. Biraz kıpırdanınca aslında birisinin üstünde olduğumu anladım. Altımdaki kişi acıyla inledi.

“Beni niye tırmaladın sanki Derya. Benim suçum ne?” Bu ses… Bora mı? Yok artık değildir herhalde. Hemen ayağa kalktım ve ona baktım. Gerçekten de Bora’ydı.

“Öylece durup bakacağına bir teşekkür et bari kızım. Gelip seni o kızdan kurtarmasaydım sadece boynun değil tüm suratın tırnak izleriyle dolu olurdu.”

“Gelip beni onun yanından ayırmasaydın onu bir güzel benzetirdim bir kere ben!” diye sinir içinde bağırdım.

“Bence biraz abartıyorsun tatlım. O kız senden çok daha fazla kavgaya girdi. İstese senin suratını dağıtırdı. Hadi ama sadece bir teşekkür istiyorum. Seni ondan kurtarmamın ek karşılığı olarak bunu istiyorum.”

“Bence gidip egona yeni bir ev almalısın canım. Biraz fazla büyümüş de.”

“Senin laf sokma anlayışın bu mu yani? Hahhah güleyim bari de boşa gitmesin değil mi?”

“Sen üstüne o şekilde alıyorsan zaten öyledir. Azıcık aklını kullansan bunu anlardın zaten.” Elini kalbine götürüp canı acımış gibi bir ifade yaptı.

“Ah, ama canımı fazlasıyla yakıyorsun güzelim, bunu yapmamalısın.”

“Yaparsam ne olur? Sana mı kalmış ne yaptığım?”

“Gel de göstereyim sana.” Dedi yüzünde pis bir sırıtışla ve elimden tutup beni partinin olduğu tarafa çekiştirdi. Arka bahçedeki bankların yakınına geldiğimizde kalbim durdu. Alara doğruyu mu söylüyordu yani? Bana bunu nasıl yaptı? Gerçekten de bu kadar şeref yoksunu bir insan mıydı? Ona inanmıştım, beni koruyacağını ve beni üzmeyeceğini söylediğinde ona inanmıştım. Burnum sızlamaya başladı ve gözlerim dolmaya başladı. Hayır, onun için gözyaşı dökmeyeceğim. Herkes bana onun yanında kendime dikkat etmem gerek demişti ama ben ona güvenmeyi tercih ettim. Niye mi? Çünkü o sadece ilgi istediği için böyle kötülükler yapardı. Belli ki bir çok şey değişti.

Önümden geçen fazlasıyla sarhoş kızın elinden bardağını alıp kafama diktim. Boğazım yanmaya başlayınca öksürmeye başladım. O’nun dediğini unutmuşum. Sadece biz ikimiz su içiyorduk. Diğer herkes alkol. Ama ben bu gece sorumsuz davranmak istememiş miydim? Evet, sorumsuz olacak ve istediğimi yapacağım.

“Bora, bana içecek bir şeyler getirebilir misin?” diye sorduğumda bana hayretler içinde baktı.

“Derya, emin misin?” diye sordu ama gözlerindeki parıltı cevabımın evet olmasını istediğinin bir göstergesiydi. Ufak bir tereddüdten sonra başımı onaylarcasına salladım.

“Evet, eminim.” Dedim ve yüzüne bir sırıtış yayılmasını izledim.

“Beni iki dakik kadar bekle. Sana içecek bir şeyler bulup geliyorum.” Dedi ve kalabalığın arasına girdi. Tekrar O’nun tarafına bakınca kızla dip dibe olduklarını gördüm. Onlara ne kadar baktım bilmiyorum ama karşımda elinde kırmızı iki bardakla duran bir Bora görünce hemen dikkatimi ona verdim.

“Bu gece biraz dağıtmak istersin diye güçlü bir şeyler getirdim. Umarım sorun olmaz?” dedi ama sesindeki alay apaçık ortadaydı. Benim geri adım atmamı istiyordu. Üzgünüm Bora, ama bu olmayacak.

“Hiç sorun değil. Hatta daha da iyi.” Deyip elindeki bardağı kafaya diktim.

Hadi gece başlasın…

Evet farkındayım biraz fazla geç oldu ama bilgisayarım servisten yeni geldi ve tüm güncellemeler silnimiş durumda. Normalde tüm bölümleri bir arada atacaktım ama maalesef olmadı. Umarım bölüm güzel olmuştur. En kısa sürede diğer bölümleri yazacağım, merak etmeyin. :) Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalııııın!!!!!

Şişe ÇevirmeceBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin