Sultan Bayezid tahta savaş dolu yılların ardından validesinin hırsları entrikaları sayesinde çıkabilmişti. Sabrın sonu Bayezid için selamet yolunda olmuştu. 4 Kıta, 7 iklimin padişahı aynı zamanda kainatın halifesiydi. Artık insanların kaderine o hükmedecekti. Eşsiz bir güç onun ellerindeydi. Bu gücün ışıltısı gözlerini kör etmesin diye validesi gözlerini kapayacaktı oğlunun. O iktidarı ona sunduğu gibi kendi de bundan nasibini alacaktı zira. Harem ile kalmayacaktı... Dünyanın yörüngesini yerinde oturarak titretecekti artık. Bu titreyişe nokta koymak isteyecek olan iki güçlü sultan vardı haremde. Mahpeyker ve Dilruba... Mahpeyker Sultan ve Kayra Sultanın iktidar savaşı tamda Bayezid'in tahta çıktığı gün ortaya çıkmıştı. Savaşın topunu ateşleyen bir kilit nokta idi bunlar. Bir tarafta Ahmet, diğer tarafta Mustafa ve gelmekte olan yeni şehzade...
Kadim kanunların ötesinde güçlü ve sevgi dolu bir kardeşlik bağı vardı küçük şehzadelerde. Küçük sultanlarda ise bu durum tam aksi idi. Valideleri ise bin beterdi. Kan dolu şerbeti son yudumuna kadar içmek ile zafer kazandığını zanneden Kayra için daha büyük bir savaş ortaya çıkacaktı. Tahtı korumak tahta çıkmaktan daha zordu zira. Bunun için her yolu deneyecekti. Gerekirse haseki sultanları ortadan kaldıracaktı, ama iktidarı kimse ile paylaşmayacaktı.
Bahar gelmişti Osmanlıya. Dallarda yeniden çiçek açmıştı, bülbüller şen şakrak ötüyorlardı. Halk huzur refah içinde idi. Hareme ise bahar henüz gelmemişti. Her gün bir münakaşa yaşanıyordu. Bugünün çığlıkları ise Dilruba Sultanın doğum sancıları idi. Hatice Kalfa koştura koştura hekim kadın ile sultanın odasına doğru gidiyordu:
"Hızlan be hatun hızlan! Dilruba Sultanımız doğuruyor!"
"Telâş etme bu denli Hatice hatun, yetişeceğiz merak buyurma."
Koştura koştura dairenin kapısını açtılar. Bağırmaktan inlemekten kan ter içinde kalmıştı Dilruba Sultan. Saatlerce süren bu çığlıkların sonucu bir şehzade ile son bulmuştu. Kapının ardından doğan şehzadeyi gören Mahpeyker Sultan ise avuçlarında sakladığı şişeye tedirgince baktı. Turuncu pis kokulu bu sıvıyı şehzadeye doğduğu gece içirmeliydi. Yoksa bunca vakit yaptığı her şey beyhude kalacaktı. Vicdanını zar zor susturmaya çalışıyordu lakin fayda etmiyordu. El kadar şehzadeyi o hallere sokmayı vicdanı kalbi el vermiyordu.
Gözlerinde biriken sicim sicim yaşlarla kendi zar zor teskin ediyordu. Dairesinde yüzünü kapaya kapaya ağlıyordu. Sesleri işiten daha 10 yaşında olan kızı Hanzade Sultan validesinin yanına gitti:
"Validem... Neden ağlıyorsunuz? Yüzünüzdeki bu kederin sebebi nedir?"
"Dilruba Sultan... Şehzade doğurdu... 2 Şehzadesi var artık!"
"Dilruba Sultan mi valide sultan olacak yani!"
"Hayır buna asla müsade etmem! Ben buralara gelebilmek için neler çektim neler yaşadım. Bu eşsiz gücü Dilruba yılanına bırakmaya hiç niyetim yok!"
Avuçlarının arasındaki zehir şişesini parmaklarına doladı ve hışımla ayağa kalktı:
"Bana derhal Fahriye'yi çağırın!"
"Emredersiniz sultanım."
Cariyelerden biri koştura koştura hemen hareme girdi. Fahriye kalfa yeni doğan şehzade için dağıtılan lokma tatlısını ve şerbetini içiyordu bir köşede:
"Fahriye Kalfa, Mahpeyker Sultanımız seni çağırıyor."
"Hayırdır inşallah."
Koştura koştura Mahpeyker Sultanın odasına vardılar:
"Sultanımı has bahçeye çıkarın. Bizi Fahriye ile yanlız bırakın."
Cariyeler ve Hanzade sultan dışarıya çıktılar. Mahpeyker tedirginlikle avuçlarının arasındaki şişeyi Fahriye'ye uzattı:

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tahtın Sultanı ~2
Historical FictionBen kimsenin erişemeyeceği kadar eşsiz bir kudretin sahibiyim. Kayra Sultan oğlunun tahtta olduğunu zannetsin. O tahtta ben oturuyorum. Ben hangi yola yaprak atar isem o yolda filizlenir o yaprak. Büyür ağaç olur hatta meyve dahi verir. Ben Anadolun...